Dünyadaki değişme ve bize yansımaları

A+A-
Mustafa ERKAL

Kurban Bayramınızı tebrik eder; daha aydınlık ve ülkemiz üzerindeki kuşatmaların kırıldığı, milli kimliğe karşı ırkçılığın yapılmadığı, Türkiye’yi Türkiye yapan değerlerden taviz verilmeden milli birlik ve bütünlüğün pekiştirildiği nice mutlu gün ve bayramlar dilerim.

Dünyada önemli değişmeler oluyor. İklimler değişiyor. Tarım ürünleri stratejik önem kazanıyor. Petrol önemini korumakla beraber; su ve su havzaları ve beslenme öne çıkıyor. Dikkatler Ortadoğu ve Akdeniz’e çevriliyor. 50-60 yıl sonra insanlığın karşılaşacağı sorunlar ve değişme üzerine projeler hazırlanıyor. Avrupa’nın kuzeyinden Ortadoğu’ya ve Akdeniz’e bir göç olgusu gündeme geliyor. Bu bakımdan yabancıların toprak alımı ve çocuklarını belirli illerimizde doğum yaptırarak o illerin nüfusuna kaydettirmeleri sebepsiz değildir. Ülkeyi sekiz bölgeye bölen ve Ankara’yı devre dışı bırakmaya çalışan Kalkınma Ajansları Projesi’nin, Mahalli İdareler Yasa Tasarısı’nın, Yeni Vakıflar Yasası’nın, TCK’nun 301. Maddesi ve Anayasanın temel giriş maddeleri ile oynamanın tesadüfi olmadığı gibi... 

Türkiye değişiyor. Ama asıl Dünya gelecekteki değişmeye göre politika hazırlıyor. Türkiye’deki değişme organik ve kendiliğinden bünyenin yenilenmesi mi; yoksa mekanik, zora dayanan, dayatmacı bir değiştirme mi? Değerlerde, ahlâk anlayışında, sosyal ilişkilerde ve maddi kültürde önemli değişme ve farklılaşmalar doğuyor. 

Görüldüğü kadarıyla dış baskıcı, dayatmacı ve içerideki işbirlikçilerle yürütülen bir malum kampanya var. Bu kampanya demokratikleşme ve çağdaşlaşma için reformların yapılması şeklinde yutturuluyor. Bunların kılıfı da AB üyeliğidir. Türk kimliği, Cumhuriyet, Atatürk ve milli devlet aleyhine yürütülen, demokratikleşme adına federasyoncu, ufalayıcı ve ülkeyi etkisizleştirici politikalar, 50-60 sene sonraki Dünyanın karşılaşacağı yukarıda belirttiğimiz sorunlardan ayrı düşünülemez. Birçok örnek var. Meselâ, bir Ermeni vatandaşımız milliyetsiz sağ, ılımlı İslâmcı bir gazetede “bu Cumhuriyet yıkılmadan demokrasi olamayacağından”  bahsediyor. 
Duruşunuzu dünün klâsik sağ ve sol eksenine göre ayarladığınızda, Soğuk Harp sonrası dönemde milliyetçi olmadığı somut örneklerle ortaya çıkan bazı sağ kuruluşların bugün içine düştüğü çelişkiyi çözemezsiniz. İş dünyasındaki bir sağ vakıf nasıl olur da TESEV, TÜSİAD ve bazı gayri milli, sözde demokratik kuruluşlarca hazırlanan bildiriye imza atabilir? Bu tam sayfa ilân 14 Nisan 2004 tarihinde basında yer almıştır. Kıbrıs’tan Türk askerinin çıkmasını, Rum tezi olan birleştirilmiş Kıbrıs’ı, Annan Plânı’nın kurtuluş sayılmasını ve gerekli tavizler verilirse, çözüm için evet denirse, KKTC’ne ekonomik kaynakların akacağını nasıl ileri sürebilir? Acaba 2004’ten bu yana durum nasıl gelişmiştir?

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı gibi bir bilinmezi ve isimsizi milli kimlik yapmaya kalkanlar, Anayasal vatandaşlık kılıfına sığınmak isteyenler, vatandaşlığı reddeden, egemenliği paylaşmak isteyen bölücü-ırkçı çevrelerin önemli bir bölümü klâsik anlamda sağ eğilimlidir. Hatta bunların içinde İslâmcı olduğunu iddia edenler de vardır. Demek ki; bugünü iyi değerlendirmek lâzım.
Fertler ve milletler kimliklerini hukuki metinlerden değil; kültürel değerlerden elde ederler. Kimlik, her şeyden evvel kültürel bir değer ve göstergedir. Ancak, Anayasada da ifade edilebilir. Sadece Anayasada bulunması ve Anayasal olması kimlik tayininde yeterli değildir. Bu konuda Sayın Demirel’in de çok yanlışları olmuştu. Bugün de aynı yanlışlar yapılıyor. Milli kimlik inkârı, fertleri ve toplumları kendilerine yabancılaştırır; emperyal emelleri tahrik eder. Milletleri kalabalık ve sürü haline sokar. Bugün Anadolu’ya çullanmak isteyenlerin amacı; Türksüz, Osmanlısız, Selçuklusuz ve Atatürksüz bir coğrafyadır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları