"Dünyadan bir Nazım Hikmet geçti" mi?

A+A-
Altemur KILIÇ

Geçen gece Ali Kırca beni Nazım Hikmet’in 45. Ölüm Yıldönümü konusundaki ”Siyaset Meydanı“ programına bağlattı. Herhalde geçmişte Nazım hakkında yazdığım yazılardan dolayı! Bu, çok güzel düzenlenmiş Nazım Hikmet’e, sözlü şarkılı övgü gecesinde, benden aykırı bir görüş almak için! Yani sıraları dolduran ”eski tüfekler“ karşısında çok duygulandım doğrusu!
”Nâzım Hikmet“ çelişkili bir konu. Nazım’ın kendisi, kişiliği de çok çelişkili. Programda söylemeye çalıştım, benim Nazım hakkındaki duygu ve düşüncelerim de çelişkili! Okulda iken rahmetli Ecevit, Nazım’ın şiirlerini -kendi deyimiyle- ”titrete titrete“ okur dinlerdik, sonra da ben o zaman da ”sağda“, bazı arkadaşlarımız solda, Nazım’ı, ideolojisini tartışırdık... Ecevit solda değildi o zaman!
Nazım’a neden kızardım? Ben milliyetçi, o ”enternasyonalci Komünist“ olduğu için ve komünistlerin Rusya’nın yayılmacı siyasetine ve memleketimiz üzerindeki emellerine hizmet ettiği için.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki Soğuk Savaş döneminde Sovyet Rusya, aramızdaki ”dostluk ve saldırmazlık“ antlaşmasını iptal etmiş ve Stalin bütün dünyada komünizm parolasıyla Türkiye’yi de egemenliği altına almak, istiyordu. Avrupa’da birçok ülkeleri Komünizm ve Komünistler, yeraltı örgütleri vasıtasıyla ”uydu“ yaptı... Türkiye’yi ”yerli Komünistler“ vasıtasıyla ele geçirip, Komünist rejim kurmak sonra da peyk yapmak Stalin’in amacı idi... Kurtuluş Savaşı’nda imzalanan ”dostluk ve saldırmazlık antlaşmasını“ hoyratça, iptal etti. Bir taraftan Kars ve Ardahan’ı, Boğazları talep ederken, Türkiye’deki Komünistlerin yeraltı faaliyetleri Kurtuluş Savaşı döneminde ”Komünist Öncü“ Doktor Mustafa Suphi ”yoldaşın“ manevi rehberliğinde devam etti. Nazım Hikmet bu faaliyetlerde karizması, şiirleriyle başrolü oynuyordu. Bahriye Harp Okulu öğrencilerine komünizmi aşılamaya çalıştı. Yavuz gemisinde toplanan Harp Divanı tarafından yargılandı ve hapse mahkûm edildi! ”Eski Tüfekler“ bu mahkemenin suçlamalarının düzmece olduğunu iddia ederler. Nazım’ın suçu sabit olmuştu! Sonra hapishanelerde çektikleri başka mesele; şiirlerinde dile getirdiği acılar da gerçek... Ancak iyi ki, ”bir çingene“ Nazım’ın boynuna ilmiği geçirmemiş ve sonra güzel şiirler yazmaya devam etmiş fakat gene de Sovyet Rusya’ya hizmet etmeye devam etmiş, Sovyet Hükümetinin himayesinde ve ödenekleriyle yaşamıştır. Moskova’da Sovyetlerin en büyük ödülleriyle taltif edilmiş, sonunda da orada gömülmüştür...
Programda Nazım’ın Sovyet emellerine hizmet ettiğini söylediğim için tepkiler geldi... Yok, hep Türk olmakla iftihar etmiş (doğru)  Stalin’e karşıymış (o da doğru); ama şiirleriyle radyo konuşmalarıyla Sovyetlere hizmet ettiğini kimse inkâr edemez. Sovyetler ”Kızıl Yıldız“ nişanının en yüksek mertebesini boşuna vermezlerdi! Eğer Nazım’ın ve diğer Eski Tüfeklerin istedikleri gerçekleseydi ve ”Komünist Türkiye“ de zamanın Orta Avrupa ve Balkan ülkeleri gibi Sovyet emperyalizminin uydusu olsa idi, halkımız KGB’nin hışmına uğrar, vatansever aydınlar Gulaglar’da çürürdü! Sonra da Sovyet Rusya çökünce, Türkiye’de Prag ve Budapeşte olayları yaşanır ve Rus tanklarına saldırı sonunda kurtulurduk, ama neler pahasına? Kimse çıkıp da bana bunlar hakikat değil demesin!
Nazım konusunda benim yaşadığım bir başka acı gerçek var: Nazım, Kore Savaşı esnasında, Çinlilere esir düşen Türk askerlerini ziyaret etmiş, onların da akıllarını çelmeye çalışmıştı! Sonra onlardan bir yüzbaşıdan dinledim: Nazım’ın şiirlerine hayran olanlar, onun propaganda konuşmalarına ağır tepki göstermişler! O esirler ona ve Çin işkencelerine fire vermediler. Kore’de askerlik yaparken Nazım’ın, Çin uçaklarından atılan, ”General Klark’ın (Kore savaşında Amerikan Komutanı) piyade eri Veli oğlu Ahmet’e“  hitaben şiiri ellerime düştü: Bakın ne yazmıştı Nazım Hikmet: ”Kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet? Ne halt edeyim? Deme Ahmet,/teslim ol.
Haneni, köyünü, memleketini seviyorsan şu kadarcık, gel teslim ol Ahmet!“
Son tahlilimde; Nazım hakkındaki çelişkim de şu: Türk olmakla kendi ideolojisi ölçüsünde iftihar eden ve aynı ölçülerde ”vatansever“ bu kadar güzel şiirleri, Mustafa Kemal’li, Kurtuluş Savaşımızı destanlaştırmış Nazım nasıl olmuştu da Sovyet emellerine hizmet etmişti? ”Bu memleket bizim“ diye haykıran Nazım, nasıl oldu da bu memleketin Sovyet Peyki olmasına razı olacaktı?
Ve neden Moskova’da Sovyet himayesi altında yaşadı ve neden orada öldü, neden orada gömülü. Sovyet Rusya artık yok, Komünist Partisi sadece tabelalarda kaldı... Sovyet tehlikesinin yerini AB-ABD aldı... Nazım’ın Komünizmi de Moskova’da gömülü. Fakat güzel mısraları bizim, benim, gönüllerimizde yaşıyor. Nazım, asıl şimdi bize lazım! Bütün bunları değerlendirince, ben inanıyorum ki, her şeye rağmen onun mezarı ”bizim memleketimizin“ topraklarıdır.. Geçen akşam Siyaset Meydanı’nda tepkilere karşılık bunları söyleyecektim, ama telefon bağlantısı koptu. İşte şimdi yazdım!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları