Durmuş Hocaoğlu için AB ne ifade ediyordu?

İsrafil K.KUMBASAR

Türk milliyetçiliği, çok önemli bir münevverini daha kaybetti.
Kıyıda köşede unutulan diğer dava arkadaşları gibi ancak ‘öldükten sonra’ hatırlanan Durmuş Hocaoğlu’nun kuşkusuz kendine has bir takım hasletleri vardı, ama bilinen en önemli özelliği, çok katı bir ‘AB karşıtı’ olmasıydı.
Onun AB karşıtlığı, öyle “Nasıl olsa bizi almayacaklar?” saiki ile hareket eden bir takım dangalaklar gibi ‘konjonktürel’ ve ‘tepkisel’ değil, ‘akıla’ve ‘mantığa’ dayanan ‘bilimsel tezler’ üzerine kuruluydu.
Hocaoğlu, 03 Haziran 2002 tarihli Türkhaber gazetesinde yayınlanan “Türkiye ve Avrupa Birliği: Olmak ve Olmamak” başlıklı yazısı dizisinde, özetle şöyle diyordu:

* * *

Avrupa Birliği’nin ‘milliyetçilikler çağının’ ve ‘ulus-devletlerin’ sonunu getirdiğini ileri sürerek Türk Milliyetçiliği’ni çağdışı îlân eden ve Türkiye’nin ulus-devlet iddiasını terk etmesini müdâfaa eden ‘Türkiyeli’lerin cehâletlerinin ve ard niyetlerinin aksine, AB projesi  aslında milliyetçilikler ve ulus-devletler çağının bitmediğinin ve fakat ‘format değiştirdiğinin’ ve ‘çapının büyüdüğünün’ delillerindendir. Ya Avrupalılar bir tür ‘Avrupa Milleti’ve buna dayalı bir “Avrupa Milliyetçiliği” geliştirerek çapı çok daha büyük bir “Hiper Ulus-Devlet”  inşâ edecekler, veya Avrupa milletlerinin ‘ulus’ kimlikleri AB’nin başını yiyecektir.

* * *


Türkiye’de lânet olası AB Lobisi’nin bütün propaganda mekanizması şu zehir üzerine kuruludur: AB bir “yeryüzü cenneti” dir ve “tarihin sonu” dur. Ancak bir üçüncü dünyalı, ‘kalın kafalı’ taşra intelijansiyasının müdâfaa edebileceği bu ‘iptidâi’ ve ‘irticâî’ fikir iptâl edilmeden doğru fikir ikame edilemez. Keza AB, ‘Îsâ’nın günahsız kuzucukları’ kadar mâsum insanların vatanı olmadığı gibi, her üyesini ‘servet-ü sâmâna’ gark eden, ganî ve cömert bir hayır-hasenât müessesesi, bir ‘hilâl-i ahmer cemiyeti’ değildir. Yine aynı AB, bir ‘demokrasi’ ve ‘insan hakları’ dağıtma cemiyeti de değildir, salt bir ‘ekonomik’ kuruluş da.

* * *


Avrupa Birliği, teorik temelleri tâ beşinci asırda Augustinus tarafından atılan ve bütün zamanlar boyunca en unutulmuş zannedildiği dönemlerde bile küller altındaki kor gibi sımsıcak muhâfaza edilen ‘Roma’nın İhyâ Edilmesi’ idealinin, ‘İkinci Roma’nın tahakkuk ettirilmesi projesidir. Grek, Roma ve Hıristiyanlık ortak paydalarından oluşan ‘ortak Avrupalılık’ değerleri etrâfında kenetlenmiş, takrîben ‘500 milyon’ nüfûsa, ‘7 buçuk milyon’ kilometrekare yüzölçümüne, dünyanın bir numaralı iktisâdî ve askerî gücüne sâhip Yeni Roma: Romae Nova.

* * *


Türkiye’nin bu birliğe dâhil olması, Türk tarihinin Batı’da bitmesi; Türk Devleti’nin tasfiye edilmesi ve ‘Avrupa Birleşik Devletleri’nin bir eyâletine dönüş(türül)mesi, binlerce yıllık tarihimizin zirvesine ve kemâl noktasına vâsıl olduğumuz bu coğrafyada ‘son nefesimizin’ verilmesi, ‘varlığımızın’sona ermesi, bin yıllık destânımızın noktalanması, Türkiye’nin ‘İkinci Endülüs olması, ve kezâlik, bin yıldır İslâm’ın keskin kılıncı, ‘Haç’ın karşısında ‘Hilâl’in müdâfii olmuş Türkler’in saf değiştirmesi, ‘Haç’ın yanında’ ve ‘Hilâl’in karşısında’ saf tutması demek olacaktır.

* * *


Şurasını kat’î bir hüküm olarak ileri sürmekteyim ki, Türkiye’nin 1600 yıldır
boğuştuğu Avrupa ile 1922’den beri konjonktürler dolayısıyla yaşadığı  “balayı dönemi” bitmiştir.
Bundan sonra asıl tehlike, Batı’dan, münhasıran Avrupa’dan gelecektir.


NOT:
İsteyenler, 80 sayfalık yazı dizisinin tamamını ‘www. durmushocaoglu.com’
adresinden okuyabilirler.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş