"Düşes"e kızmak!

Özcan YENİÇERİ

İngiltere Prensi Andrew’nun eski eşi York Düşesi Sarah Ferguson Türkiye’ye gelmiş ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağlı bir kurumu gezmiş. Bu gezintiyle ilgili olan gözlemlerini Daily Mail gazetesinde yayımlamış. Yazıda  “çocuklar duvar ve ranzalara bağlanmış. Koridorlar dışkı kokuyor”  vb.. türden saptamalara yer vermiş. Bunun üzerine Devlet Bakanı Nimet Çubukçu haklı olarak  “Sayın Ferguson’un Türkiye AB İlerleme Raporu’nun açıklanacağı bir dönemde; AB’ye üyeliğimize karşı çıkmasından, ’İstanbul’a gitmeyin’çağrısına kadar Türkiye’yi karalama kampanyasının içinde bırakmaya çalıştığı bu hadisede, art niyetli olduğu son derece aşikârdır” demiş.
Bu düklerin, düşeslerin, kontların ya da komiserlerin dingonun ahırı gibi Türkiye’de her önüne gelen yere nasıl girip çıktığını bizim pek aklımız almıyor. İşin siyasi tarafı ise ayrı bir konudur. Düşes’in  “İstanbul’a gitmeyin”  çağrısı da Türk insanının çok fazla umurunda değildir.
Ancak Düşes’in tespitleri bizi rahatsız etse de doğrudur. Hatta dahası vardır.  “Eğri oturup doğru konuşalım” : Bugün huzurevlerinde bakıma muhtaç insanlara dayak atıldığına yönelik iddiaların, Çocuk Esirgeme Kurumları’nda çocuklara işkence eden bakıcı görüntülerinin ya da taciz suçlamalarının ardı arkası kesiliyor mu?
Pislik içinde yüzen, iki-üç kişi bir yatakta yatan, kimi ellerinden kimi ayaklarından yatağa kelepçeli çocuk görüntüleri utanç verici değil midir?


AB’ciyseniz sineye çekeceksiniz!
Düşes’e  “Bir yabancı olarak, konukseverliğimizi kötüye kullanma hakkınız yoktur”  denilebilir. Ancak bunu en son söyleyecek olan bugünkü iktidardır. Hatırlatalım, meşhur kapatma davası sürerken AB’li komiserler Türk yargısına yönelik eleştirilerde bulunmuşlardır. Bunun üzerine iktidar yetkilileri  “Madem AB’ye girmek istiyoruz, o halde AB’nin bu tür müdahalelerini de kabul etmeliyiz”  anlamına gelen sözler söylemişlerdi. Bu zihniyet sahiplerinin şimdilerde sosyal bir sorunu Düşes’in dile getirmesine karşı efelenmesi ilginçtir. Madem kayıtsız şartsız AB diyorsunuz, o halde sineye çekmek zorundasınız. Sonuçta AB’ye gireceksiniz!
Düşes’e saldırmak yerine görüntülerden ulusça utanç duymamız ve verilen defolara süratle müdahale etmek gerekir. Sorun Düşes değil bakıma muhtaç insanlarına ve engelli çocuklarına her şart altında sahip çıkamayan toplumdur. Yetkililere ayıp örtme, kamufle etme ya da sorunları halının altına süpürme yöntemiyle sorunların yok edilemeyeceğini birilerinin öğretmesi gerekir. Sorunların cesaretle üstüne gitmek, konuyla ilgili eğitim açığını kapatmak ve işin doğasına uyum sağlamayan görevliler için gereğini yapmak şarttır. Bu da soruşturma açıp, birkaç kişiye ceza vererek yapılamaz. Sorunun para değil daha çok eğitim ve vicdan sorunu olduğunu da anlamak gerekir. Türkiye’yi, kimsenin engellisine, sakatına, bakıma muhtaç insanına sahip çıkamayan üçüncü sınıf bir ülke gibi göstermeye hakkı yoktur.
Düşkün, aciz, çaresiz ve korumasız insanları kaderine terk etmek kültürüne Türkiye toprakları yabancıdır. İslam dini ise bütün dinlerin içinde sosyal dayanışmaya en yüksek önemi veren  dindir. O halde garibi, yoksulu, öksüzü ve çaresizi bu denli itip/kakan uygulamaların yıllardan beri bu toplumda nasıl yer bulduğunu iyi düşünmek gerekir.
 İngiliz Düşes, bir ayıbımızla, utancımızla yüzleşmemizi sağladı. Şimdi ona kızmayı bir kenara bırakıp aynaya bakmak zamanıdır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş