Düşman, tarlanın sınırını geçti, kimseden 'tık' yok

İsrafil K.KUMBASAR

Teslimiyete karşı mücadele bayrağını açmak için Samsun’a ayak basan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Havza’ya doğru yol alırken, sıcak güneşin altında tarlada çift sürmekte olan bir köylü ile karşılaştı.
Olup bitenler hakkında sıradan vatandaşın ne düşündüğünü öğrenmek için iyi bir fırsat olduğunu düşünen Gazi, arabasından inerek köylünün yanına doğru yaklaştı:
- “Hemşehri. Düşman İzmir’e çıktı. Yakında Samsun’a da asker çıkaracak. Belki buraların hepsini ele geçirecek. Sen ise rahat toprağı sürüyorsun.”
Bir eliyle alnındaki teri silen yaşlı adam, üzerindeki üniformadan ‘önemli’ bir adam olduğunu anladığı Gazi’ye şöyle çıkıştı.
- “Paşa, Paşa... Sen ne diyorsun? Biz üç kardeştik. İki de oğul vardı. Yemen’de, Kafkasya’da, Çanakkale’de hepsi elden gitti. Bir ben kaldım. Ben de yarım adamım. Evde sekiz öksüz ile üç dul kalmış kadın var. Hepsi benim sapanımın ucuna bakarlar. Şimdi benim vatanım da yurdum da işte bu tarlanın ucu. Düşman oraya gelinceye kadar benden hayır bekleme.”
(Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam. 2. cilt, İstanbul 1983, s. 22)

* * *

Bir kardeşini Yemen’de..
Bir kardeşini Çanakkale’de...
Bir oğlunu Galiçya’da...
Bir oğlunu Sarıkamış’ta kaybeden...
‘Sekiz öksüz çocuğa’ ve ‘üç dul kalmış kadına’ bakmak zorunda kalan ‘yarım adamlar’ artık yok.
Ancak, ‘savaş’ sayesinde istediğini elde edemeyip, ‘barış’ sayesinde üstünlüğü ele geçiren emperyalistler, ‘içeriden’ satın aldıkları işbirlikçiler vasıtası ile milletin ekseriyetini Havza’daki o köylünün içine düştüğü ‘vurdumduymazlık’ çıkmazına sürüklemenin zaferini kutluyorlar.
Düşman, artık ‘İzmir’i çoktan aştı, ‘Samsun’ daki tarlanın sınırlarını da geçti, geldi ta ‘evlerin kapılarına’ kadar dayandı.
Hatta, evlerin içerisine girdi, neredeyse ‘tecavüze’ yeltenecek.
Ama kimsenin umurunda değil.
‘Tarihe’ yön veren, ‘üç kıtada’ at oynatan, ‘en zor’ şartlardan bile ‘alnının akı’ ile çıkmayı başaran bir milletin evlatları için, bu manzara oldukça utanç vericidir. 
Türk milleti için ‘asıl tehlike’ budur.

* * *


Türkiye, ‘AB/ABD/İsrail’ ekseninde yürütülen ihanet politikaları yüzünden ‘bağımsızlığını’ kaybetme noktasına geldi.
Türk devletinin geleceğinden endişe duyanlar, ‘ülkenin yörüngesini değiştirmek istiyorlar’ bahanesi ile birer birer içeri alınırken, ‘milli’ devletini ortadan kaldırmak isteyen ihanet çetelerinin ise çıkarılan yasalar ile önleri iyice açılıyor.
Peki, lafa gelince “Türk miletinin teminatı, direnç kaynağı biziz” diye mangalda kül bırakmayan ‘tatlı su milliyetçileri’ ne yapıyorlar?
Ya ‘kontrolü’ başkalarının elinde olan bilgisayar klavyelerinin başında ‘ucuz kahramanlık’ yapıyor, ya da işbirlikçi medyaya ait ‘paçavralardan’ sanal gündemi takip ediyor, ya da iyice düzeysiz hale gelen TV kanallarının karşısına geçip ‘kimin elinin kimin cebinde’ olduğunu, ‘kimin kimden daha iyi anırdığını’ öğrenmenin mutluluğunu yaşıyorlar.
‘Yiğidin’ başını eğen, kaypaklaştıran ‘borç’tur.
Oturdukları makamları ‘başkalarına’ borçlu olup, onlar için ‘diyet borcu’ ödeyen başı eğikler, ne yapıp ettiler, sonunda ‘dik durmayı’ erdem bilen yiğitleri de sinsice ‘borç’ altına sokarak ‘kendilerine’ benzetmeyi başardılar.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş