Düşüncenin koordinatlarını sorgulamak

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Yanlış yöntemle işe başlayanların doğru sonuca ulaşmaları oldukça zordur. Dünün değerlendirmeleri geçmişin gerçeklerine, bilgi ve düşünce yöntemlerine dayandığı için zamanı, mekânı ve algısı farklı olan bugünün gerek ve gerçeklerine uygun düşmez. Adeta her an yeniden doğan bir dünyaya karşı kendini yenilemeyen, sorgulamayan, geliştirmeyen siyasi ya da sosyal hareketlerin kaderi etnografik malzeme haline gelmektir.
Sosyal olayların nedenlerini tek bir olguya ya da kesin yargılara dayandırarak açıklamanın doğal sonucu hüsran ile tanışmaktır. Günümüzde yapılan bilimsel değerlendirmelerde Newton yaklaşımı büyük ölçüde terk edilmiş, yerini Kuantum anlayışına bırakmıştır.
Sanayi toplumunun yöntemi Newton iken bilgi toplumununki kuantum olmuştur. Bilindiği gibi bilim anlayışı en büyük zaferini Newton Fiziği ile kazanmıştı. Newton Fiziği, 20. Yüzyılın başlarına kadar evrenin doğal yasalarını açıklayan tek bilimsel gerçeklik olarak hükmünü sürdürmüştü.
Newton’un dünyası kapalı, deterministik, indirgemeci, kesin ve objektif bilgiye dayanan bir sistemdir. Genelleyicidir ve bu sistem dışında bir bilgi kategorisini kabul etmez. Madde parçalandıkça hep aynı tür maddeler ile karşılaşılacaktır. Bu nedenle evreni tek bir model içerisinde matematiksel açıklamak mümkündür.
Leibniz ise “niçin” sorusuna ve “zaman”  unsuruna yer vermemekte, “nasıl” üzerinde odaklaşmaktadır. Sistemden sapmalar bir hata payı ya da kalıntı olarak değerlendirilmekte ve önemsiz görülmektedir. Buna göre evrenin belirli bir andaki görünümü hakkında kesin açıklamalar yapılabilecek ve öngörülerde bulunulabilecektir.
20. Yüzyılın hemen başlarında fizik alanında Newton’cu evren paradigmasının evrensellik iddiasını yıkan iki önemli gelişme olmuştur.
Einstein’ın Görelilik Kuramı ile Kuantum Kuramı.
Newton Fiziğinin zaman unsurunu dışlamasına, statik içeriğine ve kesin bilgi iddiasına karşılık yeni gelişmeler zaman unsurunu da hesaba katmaktadır. Kuantum Kuramı, atomla ilgili nitelikleri türetmemekte, doğrudan doğruya atoma ait maddi özellikler üzerinde durmaktadır. Araştırmacı ile inceleme konusu arasında bir etkileşim öngörmekte ve gözlemciyi bilimsel araştırmanın bir parçası haline getirmektedir. Araştırma sonucu araştırıcının öznel durumuna göre değişecektir. Böylece Varlık Felsefesi tarafından kozmostan dışlanan insan yeniden kozmosun bir parçası haline gelmektedir.
İnsanı kozmosun bir parçası olarak gören ve kozmosun bilgisinin insanın öznel durumuna bağlı olarak değişeceğini vurgulayan Görelilik ve Kuantum kuramlarında vurgu artık belirsizlik ve olasılık üzerindedir. İnsanın dışında kalan, kesin, objektif, evrensel ve mutlak bir bilgi kategorisine yer yoktur. Maddeyi böldükçe sonsuza kadar aynı tür madde ile karşılaşılmayacaktır. Bir noktadan sonra madde kendisini oluşturan ancak kendisinden farklı özelliklere sahip olan partiküllere (kuanta) ayrışacaktır. Kuantum düzeyinde dünya, karşılıklı neden sonuç ilişkileri olan bağımsız parçalara bölünemeyecektir; kuantum düzeyinde her şey çözülemez bir bütündür. Öyleyse determinizme, indirgemeye ve kesin bilgiye dayanan Newton sistemi genellenemeyecektir. Bir partikülün belirli bir andaki konumu ise hiç kimse tarafından kesin olarak bilinemeyecektir. Bu, varlık felsefesini yıkıcı bir bilimsel bulgudur.
Kuşkusuz düşünmekten yorgun düşmüş, eylemi öncelikleri arasında büyük bir yer tutan, fikir fakirliği çekenler yukarıdaki ifadeleri ağır bulacaklardır. Anlamlandırma sıkıntısı da çekeceklerdir.
Ancak düşünmeyi yaşam tarzı olarak seçenlerin yorgun düşmeye, bilgisizliği sineye çekmeye, felsefelerini ve yöntemlerini geçmişin verilerinden ibaret saymaya hakları yoktur. Bu anlamda olayları değerlendirirken Newtoncu ya da Sosyal Darwinci kolaycılığın bir kenara bırakılması gerekir. Herhangi bir olgunun başarı ya da başarısızlığı tartışılırken öncelikle soruna “kuantum” yaklaşımı çerçevesinden bakmak gerekir. Bir yenilginin ya da bozgunun nedenini  “günah keçileri”  üreterek onların sırtına saranlar, kendi kendilerine yalan söyleyenlerdir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları