Düven süren öküzün ‘yediğine’ bakılır mı?

İsrafil K.KUMBASAR

Memleket harman yeri.
Mevsim, hasat mevsimi. Altın sarısı başaklar yayılmış harmanın ortasına. Allah nazardan saklasın, hani ‘mahsul’ de fena değil. Ne yana göz atsanız bir coşku, bir sevinç almış başını gidiyor. ‘İhracattan’istihdama, ‘büyümeden’ turizme her alanda ‘göğüs kabartan’ rakamlar.
Kulak asmayın kimilerinin “Tarım bitti, hayvancılık öldü, sanayi çöktü” yaygaralarına. İşler tıkırında.
Dalları ‘kiraz’ basmış, kovanlardan ‘bal’ süzülüyor. Mısır, arpa, buğday, elma, nar.
Sayın sayın bitiremezsiniz son sekiz yıl içerisinde maliki olduğumuz mülkleri.
‘Tek göz oda’ evlerden, ‘tripleks’ villalara terfi etmedik mi? ‘Abonman biletinin’ hesabını tutarken, ‘son model ciplere’ kurulmadık mı? İnsanın bu tabloyu görmemesi için bayağı bir ‘nankör’ olması gerekir.
Belki ‘gelirin adil dağılımı’ konusunda bir çıkış yapabilirsiniz. Haklısınız. Kimilerine üzümün ‘talkımı’, kimilerine ‘salkımı’ düşüyormuş.
E ne yapalım! Millet asırlar öncesinden ölçüyü koymamış mı ‘Bal tutan parmağını yalar’diye.
Hadi onu bilmiyorsunuz, ‘Düven süren öküzün yediğine bakılmaz’ diye bir laf da mı işitmediniz?
Eğer ‘paylaşımda’ bir ‘adaletsizlik’ görüyorsanız, bilin ki suç sizdedir.
Bir harmanda ‘öküz’ olmamakla zaten seçiminizi yapmışsınız.
Sızlanmayı bırakın.

* * *

Milletin kahir bir kısmı zaten öyle yapıyor.
Sızlanmıyor, elbirliğiyle ‘sayısını çoğalttığı’ öküzlerin geğirmelerine bakıp, “Kendim ettim, kendim buldum”  diyerek derdini içine atıyor. ‘Parmak yalayanları’gördükçe kafayı çevirip ‘lahavle’ çekiyor.
‘Utanma’ belasına sesini çıkaramıyor.
Hoş vatandaş sesini çıkarmasa da, ‘harmandaki’ durum ve ‘düven sürüyorum’ diye ‘aksırıncaya’, ‘tıksırıncaya’ kadar yemlenen öküzler, ‘kendi mahallelerinde’ bile küçük isyan kıvılcımlarına neden oluyor.
Bir parça ‘vicdan’ ve iz’an taşıyanlar, ürkek, mütereddit ifadelerle “Bu işin b.ku çıkmaya başladı” diye serzenişte bulunuyor.
 “Bu partide bir aşınma olacaksa, yolsuzluklar yüzünden olacak” cümleleri terennüm ediliyor.
Bir başkası 2011 seçimlerinde aday gösterileceklerin durumuna dolambaçlı cümlelerle dikkat çekiyor. Adını koy(a)madan, fazla renk vermeden,  “Vatandaşlar yer yer hükümeti, yerel yöneticileri, milletvekillerini de eleştiriyorlar...”  diye kalem oynatıyor.
Tabii vatandaşın derdi neymiş, niye eleştiri yapılıyormuş işin o faslı es geçiliyor. Malum, millet bu konuda da ‘kol kırılır, yen içinden’ düsturunu koymuş.
Ama herkes biliyor ki, sokak fokurduyor.
Yani? Düven süren öküzlerin, parmağını yalayanların kredisi bırakın halkı, ‘kendi muhitlerinde’ de dibe yaklaşmış vaziyette

* * *


Vaziyet bütün çıplaklığı ile ortada olsa da...
 ‘Yağma Hasan’ın böreği kapanın elinde kalsa da... ‘Götürmek’ iflah olmaz bir hastalık biçiminde kokuşmuş yüreklerde yer etse de... ‘Amaç’ ile ‘araç’ yer değiştirse de..
İnsan bir kez ‘yolunu’ şaşırdı mı, ‘hatayı’ kabullenmek nefse ağır gelir. Zorlanır olana bitene ad koymakta.
‘Kendi safında’ yer tutanlar bile sorgulamaya başlar paranın, makamın, paranın baş ördüğü çorabı:
- “Parayı bulan erkekler neden ilk önce karısını değiştirmeye yelteniyor?”
Elbette psikanalistlerin buna bir cevabı vardır. Fakat bizim için esas olan ‘toplumun’ cevabıdır. Şöyle sokağa inilip de, bu konuda vatandaşa mikrofon uzatılsa muhtemel cevap şu olacaktır:
- “Yahu kardeşim, harmanın gediklisi olan bu öküzleri bir yastığa baş koydukları eşlerinden daha iyi kim tanıyabilir? Onca herzeden sonra, o zavallı kadınların yüzüne bakacak halleri mi kalıyor ki?”
İnsan elbette zaafları, beklentileri, yarına dair umutları olan bir varlıktır. Kim kalkıp da ‘hatadan, günahtan azade’ olduğunu iddia edebilir?
Beşer, şaşar. Ancak olanı biteni ‘kol kırılır, yen içinde’safsatası ile halının altına süpürmeye çalışanlar, bir şeyi unutuyor.
Bugün artık bazı şaibeli işler, ayyuka çıkmanın yanı sıra ‘kurumsal’niteliğe bürünmüştür.

* * *


Binbir renkli ‘muktedirler koalisyonunun’ parçaları için en cari savunma,  “Vallahi bizim o tarakta bezimiz yok” mealinde.
Doğru, herkesin ‘her şeyde’ gözü yok. Kimi ‘parayı’, kimi ‘kadroyu’, kimi ‘bilmem neyi’ istiyor.
Her biri, ‘kendi ihtiyacı olanın’ eteğine yapışmış; ‘öbürüne’ göz yumuyor.
Bakalım bu mevsim ne vakit son bulacak.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş