Duyulmayan çığlıklar

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Bölgeye deprem dolayısıyla gönderilen erzakları taşıyan bazı kamyonları durduran bölücü hainler, yardımları yağmalıyor. Milletin yüreğinden koparak yapılan yardımların dağıtımları sırasında bu bölücü unsurlar,  “Kürt-Türk”  ayrımı yapılarak yardımların dağıtıldığı fitnesini yayıyorlar. Deprem sırasında enkaz altında kalan insanları kurtarmaya giden askeri konvoy, dönerken bu bölücü teröristlerin saldırısına uğruyor.
Bu hiçbir ahlaki, insani ve manevi ilkesi olmayan vahşi bir örgüttür. Bunlar kadın, çocuk, yaşlı, hamile demeden önüne çıkan her insanı -etkinliğini göstermek için- katleden caniler topluluğudur.
Bu örgüt daha dün canlı bombasını bir annenin üç evladının üzerine yöneltmiş, anne kendi vücudunu evlatlarına siper ederek parçalatmıştır. Böylece “ana yüreği”  parçalanmış evlatlar yaralı kurtulmuştur..
Yine bu örgüt, aracın içindeki altı kıza el bombası atarak dördünü katletmişti. Bu saldırıdan yaralı olarak kardeşlerden birisi kurtulmuş, ancak o da felç olmuştu.
Siirt’te bu örgütün roketatarlı ve uzun namlulu silahlarla saldırdığı sivil otomobilden yaralı kurtulan, ancak belden aşağısı tutmayan bu genç kız şunları söylüyor:  “Anneme ’İstanbul’a yerleşelim’ dediğimde bana ’toprağımı bırakmam’diyordu. Ama ne oldu? Bizi vuran yine kendi toprağımızın insanı oldu... Ben de Kürdüm. Hepimiz aynı bayrağın altında, aynı ekmeği yiyoruz. Ama artık Kürtlüğümden utanıyorum. Eğer bunu kabul etmiyorlarsa kendi cahilliklerinde iyice kaybolsunlar ama daha fazla can almaya devam etmesinler. Yaşama sevinci olan insanların sevinçlerini çalmasınlar” .
Bölücü katillerin 24 Mehmetçiği şehit etmesi üzerine başlayan operasyonlarda öldürülen Sezer Aslan adlı teröristle ilgili olarak ilginç gelişmeler yaşandı. Gazetelerde teröristin  “Taziye evinde Türk Bayrağı” başlığı altında şu bilgiler verilmiş:  “Askeri operasyonda öldürülen teröristin ailesi, çocuklarının terör örgütü tarafından kandırıldığını belirterek, taziye evini Türk bayraklarıyla donattı” .
Öldürülen teröristin babası ise şöyle diyordu:  “Oğlumu okuması, öğretmen olması için Hakkari’ye gönderdim. İki yıl önce onu kandırıp dağa çıkardılar. Bizim ordumuz, bayrağımız birdir. Biz hain değiliz” .
Bölgeden dağa giden ya da kaldırılan gençlerin ailelerinin buna rızasının olmadığı biliniyor. Çocukları bir biçimde dağda olan aileler çatışmalardan son derece rahatsız. Askerin ise ellerine tutuşturulan silahla insan katleden, okul yakan, pusu kuran bu unsurlara karşı operasyon düzenlemekten başka çaresi yoktur.
Bölge insanının talep ve ihtiyaçlarıyla bölücü örgütün yaptıkları arasında hiç bir ilişki yoktur. Orada yaşayan insanların merhameti, konuk severliği ve insanlığıyla da bu cahil caniler arasında uzaktan yakından bir ilişki yoktur. Dağa çıkıp vahşileşip, hayvanlaşıp, canileşip ovada cinayet işliyorlar.
MİT’in bugünkü müsteşarı ise bölgede bölücüler için  “tolere”  edilen  “özgürlük alanı”  açarak sorunu çözeceğini sanıyor. Bölücülerin taleplerini değil, -MİT ve devlet yetkilileri- orada yaşayan insanların attıkları ve atamadıkları bu çığlıkları duymalıdır.
Halkın çığlıkları hayhuy ve bölücü propaganda arasında kaybolup gidiyor. Canını, ırzını, malını ve varlığını korumak için zaman zaman canilere yapılan yardımlar kimsenin bölge halkının sadakatiyle ilgili düşüncesini değiştirmemelidir. Evladını katlettirilen hain örgüte karşı, her şeye rağmen  “Bizim ordumuz, bayrağımız birdir. Biz hain değiliz” diyerek evini bayraklarla süsleyen insanların, isyan çığlıkları artık duyulmalıdır.
Mazlumun çığlığının, caninin silahından daha etkili olduğu unutulmamalıdır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları