Ecevit'in şapkası

A+A-
Afet ILGAZ

Rahşan Hanım, parti mi kursun, ne yapsın bir türlü karar veremezken nihayet yapacak bir şey buldu. CHP kurultayına gelerek Ecevit’in şapkasını Kılıçdaroğlu’na giydirdi.
Neyse ki şapka Kılıçdaroğlu’nun başında birkaç dakika durdu. Yoksa, insan hüzünleniyor. Benim de Bülent Ecevit’e oy vermişliğim vardır. Galiba ANAP iktidarlarının aynı bugünkü gibi, insanları bıktırdığı ve yeni arayışlara sevkettiği seçimdi.
Gene de insan “sonları benzemesin”  diye geçiriyor içinden. Liderlik tekin meslek değildir Türkiye’de. Hiçbir şey yapmasalar düşürülür.

* * *

Kurultayda bir sürü “küskün” varmış. Tek tek hatırlattılar, gördük. Kimi şişmanlamış, kimi ihtiyarlamış, kimi hiç değişmemiş.
Bunlar niye küsmüşlerdi, daha doğrusu Baykal’dan niye ayrılmışlardı? Baykal onlara ne yapmış olabilirdi?
Baykal’ın partiyi birçok anlamda temizlediği, sağlamlaştırdığı doğrudur. Ya küskünler, Baykal’ın haklılığı sebebiyle ayrıldılarsa partiden?
Uğur Dündar bile, “Baykal zamanında en çok laiklik konusundaki hassasiyetler söylenirdi kurultaylarda” derse ben ne diyeyim! Baykal Maliye Bakanlığı yapmış bir adamdır. Salı konuşmalarında bile dakikalarca ekonomik meseleleri, dış politikayı anlatırdı. Son yıllarda bunları yurt gezilerinde, seçim konuşmalarında da anlatıyordu. Son yıllarda hiç hatırlamıyorum laiklik vurgusunun öyle, akılda kalacak nitelikte ortaya çıktığını.
Grup konuşmalarında da bütün mağdurları dile getirirdi. İşçileri, Silivri mağdurlarını, emeklileri, memurları, öğrencileri... Öğrenciler ve işçiler grup salonunu doldurup sık sık alkışlar ve sloganlarla onu desteklerlerdi. Ey medya, ne kadar unutkan oldunuz!
Saraydan kız kaçırma operasyonu
Mozart’ın  “Saraydan Kız Kaçırma”  operasına çok yakışıyor, Baykal Önder Sav ve Kılıçdaroğlu arasındaki acelecilik. Daha doğrusu Kılıçdaroğlu’ndan kaynaklanmadığı belli, kaçırılma işinin. Önder Sav’dan kaynaklanıyor. Onu hiç bu kadar neşeli görmemiştim. Tabii, bir gece önce, Baykal’ın, etrafında onun yolunu tıkadığına inananlar için hazırladığı değişiklikleri erteletmiş. Mesela, Baykal tüzük değişikliği yaparak genel sekreterin yetkisini azaltacakmış.
Çarşaf liste de önlenmiş. O da istenmeyen ismin çizilmesi imkanını sağlıyormuş. Delege seçimine blok listeyle gidiyorlar.

* * *


Deniz Baykal cephesinde de ondan kaynaklanan bir sebeple biraz içim burkuldu. Kurultaydan önce Manisa’dan gelen il mensuplarının görüşme talebini reddetmiş. İlk gün de evin önüne bir sürü otobüsle gelen partilileri kabul etmemiş, bunlardan biri üzüntüyle:
 “Ağrı’dan bile gelen vardı.”
demişti. Deniz Bey’in elbette bir bildiği vardır. CHP için yanlış bir şeylerin doğacağından, laf lafı açtıkça yanlış şeylerin söyleneceğinden çekinmiş olabilir. Ama delegeler dakikalarca evin karşısındaki tepede durup Baykal’ın evine doğru, onun posterini taşıyan CHP bayrakları astılar. Gene de bu durumu, onun ciddi ve temkinli bir siyasetçi oluşuna veriyorum.

* * *


Bugünkü coşkuyu başka kurultaylarda görmemiş oraya gelenler. Nasıl olur, ben gördüm. Demirel’in, Erdoğan’ın Ecevit’in kurultayları da böyleydi. İyi bir başlangıç tabii. Tayyip Bey’in ve kurmaylarının o sinir bozucu konuşmaları ve icraatı Türkiye’yi yıldırmıştı. Baykal da iktidara yürüyordu. Bu iş sadece iktidara yürüyüşü hızlandırdı. Ama şunu da söyleyeyim, Baykal’ın o temiz ve renkli Türkçesiyle yaptığı belagat şaheseri konuşmalarını özlemeye devam edeceğiz.
Kılıçdaroğlu’nun kimlik ve inanç üstünden siyaset yapmama ilkesini vurgulaması iyiydi de, çöken bir Avrupa’nın “müzakere tarihi verirse görüşürüz” demesini anlayamadım. Hangi Avrupa Birliği verecek müzakere tarihini? AB diye bir şey mi kaldı? Kalan, hâlâ amaçlarını gerçekleştirmek için çırpınan AB’nin Sionist kanadının faaliyetleri.

Yazarın Diğer Yazıları