Ecnebiler tarafından paylaşılan yaylalar

İsrafil K.KUMBASAR

Siz, sabahları ‘saat 09.00’dan önce uyanamayan bir kişinin, daha ‘şafak’ sökmeden her zamankinden daha dinç bir şekilde, ‘zımba’ gibi ayağa dikildiğini gördünüz mü hiç?
Biz gördük.
Siz, ‘açlığının’ farkında dahi olmayan bir kişinin, ‘gözelerden’ avuçları ile kana kana su içtikten hemen sonra, ‘yiyecek’ bir şeyler aradığına gözcülük ettiniz mi hiç?
Biz ettik.
Siz, soğuk ‘kış’ günlerinde bile terleyen bir kişinin, bir ‘yaz’ akşamında titremeye başlayıp, üzerine bir ‘ceket’ alma ihtiyacı hissettiğine tanık oldunuz mu hiç?
Biz olduk.
Çünkü siz, ‘nem yüklü’ kıyı şeritlerinde ‘denize’ dalıp, ‘rutubet’ kokan odalarda ‘klimalar’ ile serinlemeye çalışırken, biz yıllar sonra bulduğumuz ilk fırsatta, ‘dört tekerlekli’ düldüle atladığımız gibi ‘ata diyarlarının’ yolunu tuttuk.
Sonra ver elini yaylalar.

* * *

Ne fabrikaların uğultusu...
Ne arabaların gürültüsü...
Ne ‘iktidarın’ yolsuzlukları...
Ne ‘muhalefetin’ yetersizliği...
Ne televizyon...
Ne gazete...
Her şeyden, ama her şeyden uzak bir haftayı yaylalarda geçirmeyenler, ‘eski zaman ermişlerinin’ neden sık sık ‘inziviya’ çekildiklerinin sebebini asla anlayamazlar.
‘Dingin’ bir kulak ile arıların vızıltısını, kuşların cıvıltısını, derelerin şırıltısını dinlemek, ‘keskin’ bir göz ile ‘kristal’ kadar şeffaf gökyüzünde parıldayan yıldızları izlemek, püfür püfür esen rüzgarın ‘geçmişin derinliklerinden’ fısıldadığı türküleri mırıldanmak sizi yeniden ‘kendinize’ döndürecek.
Gerçek kişiliğiniz ile karşılacaksınız.

* * *


‘Türk’ kimliğinin bir parçasıdır yaylalar.
Ama bir zamanlar üzerine nice ‘ağıtlar’ yakılan o yaylalar, her geçen gün biraz daha ‘türkülere’ yabancılaşıyor.
Bir zamanlar adeta birer ‘kasabayı’ andıran o güzelim köyler,  sahipleri tarafından kaderine terkedilmiş birer ‘viraneyi’ andırıyor artık.
Bir zamanlar, içerisinde ‘en az yirmi’ nüfusu barındıran evlerin bacalarından dumanlar tütmüyor, damları yıkılıp ‘pey’ haline gelen odaların içinde ‘inler-cinler’ top oynuyor.
Bir zamanlar, ‘bir evleği’ bile kardeş kavgalarına neden olan tarlalar, ‘çift-çubuk’ yüzü görmez olmuş, birçoğu ‘otlak’ olarak kullanılıyor.
Bir zamanlar, bir evin bahçesi gibi itina ile korunan mezarlıklar, ‘kurdun-kuşun’ yuvası haline gelmiş bulunuyor.

* * *


Yaylalar, ıssız...
Yaylalar, boynu bükük...
Yaylalar, bir şafak vakti göçünü-göçeğini toplayıp kendilerini terk eden ve bir daha asla geri dönmeyen ‘asli sahiplerini’ bekliyor.
Ruhunuzu ‘beton yığını’ haline gelen kentlerin ‘yapay’cazibesine hapsetmek isteyenlere inat, bir kez olsun ‘yüreğinizin’ sesine kulak verin.
Yılda bir kez de olsa kafesinden kurtulan bir kuş gibi ‘ata ocağınıza’ doğru kanat çırpın.
Yaylalar boş bırakmaya gelmez.
Bugün ihmal ettiğiniz, gitmeye erindiğiniz o yerler, yarın ‘başkaları’ tarafından doldurulduğunda, çok geç kalmış olabilirsiniz.
Belki de çocukluğunuzda kar çiçeği topladığınız tepelerin etrafı, şimdiden ‘ecnebi’ bir şirket tarafından ‘çitler’ ile çevrilmeye başlanmıştır bile.
Kimbilir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş