Ee hani adalet istiyordunuz!

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Türkiye, biliyorsunuz özellikle son 7-8 yılda  “Büyük Birader için, Büyük Birader’e göre, Büyük Birader tarafından” şekillendirildi.
İstersen azıcık dışına çıkmayı dene dayatılan “tek tip” in; Alev Alatlı’nın Tayyip Erdoğan’ı alkışlayacağından şüphe duymadığı(!) George Orwell’ın kurgusundaki o “kötü kahraman” derhal parmağını salladı:
- “Tape” lerim haa!
***
Ne asker, ne polis, ne eğitim sistemi, ne “hakim bey”, ne özel yetkilisi dahil savcılar; gerçekte tek bir “değnek” kullandı iktidar (ve elbette paydaşları):
Yasadışı, yahut usulen yasaya uydurulmuş görünse de, esasta hak-hukuk-ahlak dışı dinleme-izlemeler; teknik takip!
Kimine şantaj yaptı; sesini kıstı.
Kimini sanık yaptı; yargılattı, zindanlara tıktı.
Kiminde paranoyaya yol açtı,  “korku”ya prangaladı, düşünme, ifade, hareket; topunu felce uğrattı.
***
İşte o dinlemelerden zarar gören, mahremine tecavüz edilen, ancak ve sadece kendisine ait olan, kendisini ilgilendiren özel hayatının gizliliği ihlal edilen 8 kişinin (Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın oğlu MHP MYK Üyesi Erkan Haberal, Gazeteci Ahmet Şık’ın eşi Yonca Verdioğlu Şık, askeri projelerde görev alan Güner Alpaydın, Dursun İlhan Tüfekçi, Ayşe Buğu Bayazıt, Cemil Berin Erol ve Süleyman Gökhun Tanyer, CHP Genel Başkan danışmanları Ali Kılıç ve Recep Cengiz, Hanefi Avcı’nın avukatı Refik Ali Uçarcı)  usulsüz dinlendiklerinin ortaya çıkması üzerine, dinlemeyi yapan-yaptıranlardan şikayetçi olması üzerine başlatılan soruşturma geçtiğimiz günlerde tamamlandı; bu kapsamda hazırlanan iddianame de Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesince önceki gün kabul edildi.
Tercümesi:
Aralarında Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire ve Şube başkanlarıyla yardımcılarının da bulunduğu 18 sanık yargılanacaklar!
***
Dün bu köşede, Ekrem Dumanlı’nın feveranını dinlerken hissettiklerimi okudunuz;
O kendi adının da geçtiği  “tutuklanacak gazeteciler listesi” nin Türkiye’de ilk olduğunu, darbe döneminde dahi eşi benzerinin görülmediğini haykırırken aklıma gelen isimleri sıraladım; Ümraniye’de, Odatv’de yargılanan gazetecileri, darbenin sivil ayağı yaftasıyla Balyoz’a iliştirilmek istenenleri...
Tebrik yağdı.
Hava puslu, -neme lazım- deyip herkes kendini gizleme derdinde ya; çok mutluluk duyanlar oldu, söylemek isteyip de söyleyemediklerini söylediğim için!
Gelen kutlama mesajlarına baktım;
Deriiin bir  “oh” çekiyordu çoğu:
-Oh olsun!
Ortak mesaj “hesap sorulsun”du.
İyi de kim sorsun?
Nasıl sorsun?
Yanlış anlaşıldı galiba... Benim yapmaya çalıştığım, gazetesinde bütün o meslektaşlarımızı, çarpıtmanın envai çeşidiyle yargısız infaz eden şahsın, zulüm bumerang olup kendine döndüğü gün samimiyetten uzak oluşunu ortaya koymaktı. O gün bile yanaşmak istememesiydi bu “canavar”ı birlikte yarattıklarını kabule.
Yoksa ben bir gece ansızın evleri-işyerleri basılsın, cemaat medyasında kim var kim yok toplansın, hepsi Silivri’ye hatta mümkünse tutuklanırken alkış tuttuklarının hücrelerine atılsın, yıllarca tutuklu yargılansın demek istemedim; istemem. Dün eleştirdiğim hukuksuzluğu bugün desteklemem. Fethullahçı, Tayyipçi, Alici, Velici neyse, kimse fark etmez; Türkiye hakikaten  “hukuk devleti”nin gereklerinin yerine getirildiği bir çağ açacaksa siyasi tarihinde ilk bakacağımız yer safları, sıfatları olmamalı insanların... Evet hukuki bir hesaplaşmaya ihtiyacımız var, onca acıdan, insafsızlıktan, işkenceden, onca ölümden sonra yapanın yanına kâr kalmadığını görmeye ihtiyacımız var, hem de ivedilikle; ama  “intikam”  yazmamalı hiçbir soruşturmanın  “gerekçe”sinde!
***
Devletinin içinde “paralel” bir başka devlet olmasın mı istiyorsun?
Kumpasçıların maskelerini düşürmek mi istiyorsun; tasfiye mi olsunlar “sistem”den?
Bedel ödediklerini gördüğün gün mü soğuyacak için?
Güzel de, neden o zaman hep edilgen fiillerin?
Neden mesela sadece 8 müştekinin ismi var o usulsüz dinleme dosyasında?
Ümraniye torbası, Balyoz, OdaTV, Askeri Casusluk; sadece davalarda yargılananların sayısı binden fazla; “mağdur”iyet halkalarını da eklersek binleri bulur sayıları!
Sırf onlar mı;
Silivri’ye atılmayan ve fakat  “kaseti ucundan acık” gösterilerek-dinletilerek servetleri hiç edilen işadamları, siyasetten silinen politikacılar, maşalığa zorlanan onca bürokrat, kalemleri Demokles’in Kılıcı’yla törpülenen gazeteciler...
Madem adaletin tecellisi istediğiniz, “linç”, “linç” diye tezahürat yapıp kınadığınız canavara dönüşmek yerine, hukuka başvursanıza; neden Ankara’dan sonra İstanbul’da, İzmir’de, İzmit’te de açılmasın mesela aynı dava?
***
Sözüm herkesten çok, özellikle şu son üç gündür sapla samanı karıştırıp “zalimden korkmuyoruz” diye, işi kumpasçıların avukatlığına vardıran kimi muhalefet milletvekillerine:
2’si CHP, 1’i MHP’li olmak üzere 3 milletvekilinizin hayatını kararttı o “arkasında dimdik durduğunuz” camianın medyası ve siz kendi milletvekillerinizi böyle savunmadınız onlara karşı!
Tavsiye ederim, bir zahmet okuyun şu usulsüz dinleme iddianamesini;
Dinlenen kim?
Dinleyen kim?
Zor gelirse yardım edeyim;
Mesela MHP eski Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Taytak var  “mağdur”lar arasında...
 CHP eski İstanbul İl Başkanı Bahri Şahin var...
 Daha bir çok isim...
Şimdi durduğunuz yeri yeniden gözden geçirin!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları