Ege adalarında unuttuğumuz Türkler

A+A-
Cazim GÜRBÜZ

“Oniki Ada Türkleri’nin varlığından habersiziz” diyor kitabında Bahadır Selim Dilek. Bahadır Selim Dilek bir gazeteci. Ege adalarında unuttuğumuz Türklerin öyküsünü ve çilesini dile getirmiş “Ege’nin Unutulan Türkleri” adlı yapıtında (Cumhuriyet Kitapları).

Önce çok kısa bir tarihçe vereyim, sonra 262 sayfalık bu kitabın önemli bulduğum yerlerini özet olarak dikkatinize sunacağım.

“Onikiada” deyimi, adaların sayısından değil, Osmanlı’nın yönetim tarzından kaynaklanıyor. Bu adalar 1911-12 Trablusgarp Savaşları sırasında İtalyanlar tarafından işgal edilmiş. Amaç, oralara denizden yapılacak yardımımızı engellemek. Lozan’da bu fiili durumu onaylamışız. Adalar böylece, 2. Dünya Savaşı sonuna dek İtalyan yönetiminde kalmış. Savaşın mağluplarından olan İtalya’dan alınmış 1947 Paris Antlaşması’yla adalar, gelgelelim bize değil Yunanistan’a verilmiş. Gerekçe: Rum nüfusun fazlalığı. Atatürk döneminde bu adalarla yakından ilgilenilmiş, kitapta belgeleri var. Fakat daha sonra ne Türkiye, Onikiada Türkleri’nin haklarını savunabilmiş, ne de bu Türkler kendi haklarına sahip çıkabilmişler. Ada Türkleri, Batı Trakya Türkleri gibi azınlık statüsünde değiller. Son yıllarda Genelkurmay’ımızın internet sitesinde yaptığı yayınlar ve buna koşut diplomatik kimi girişimler nedeniyle Yunanlılar bizi adalarda (özellikle Rodos ve İstanköy’de) “azınlık yaratmakla” suçluyorlar. Rodos kökenli Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Türklerin sorunlarını İKÖ’ye taşıması, fena ürkütüyor Yunanlıları. Konu zaman zaman AB organlarının gündemine de taşınıyor, ancak Ankara-Brüksel arasındaki temaslarda konu başlığı bile olamıyor. AB bu adalarda sayıları 5 bini bulan Türklerle değil, Türk vakıfları ile ilgileniyor, oradaki eserleri onartıp amaç dışı kullanıma sunulmasına önayak oluyor. Yunan tarafı, Pontus ve Helen Soykırımı diye yeni yeni başlıklar bulurken, biz son senelerde Türk-Yunan dostluğundan dem vurup sirtaki oynuyoruz onlarla.
Evet şimdi gelelim bu kitaptan derlediğim önemli özet bilgilere:
- Rodos Türklerinin cenaze işlerini yapacak din görevlileri bile yok. Cenaze yıkanan gasilhanede dev lağım fareleri cirit atıyor. İbadete açık tek cami var. Öbürleri ya bakımsız ya da amaç dışı kullanılıyor. Bunların ibadete açılmasına Yunanlılar izin vermiyor. Türk çocuklarına din dersi verilemiyor. Enderun Camii, ikona müzesi oldu, tepki yok.
- Türkler doğrudan işyeri açamıyorlar. Mutlaka Yunanlı bir ortak gerek.
- Türkçe eğitim veren okullar bir bir kapatılıyor. Amaç Türkleri eritmek. Girit’ten Rodos’a göçen Türkler bakımından bunu neredeyse başarmışlar. Bu Türklerden vaftiz olanlar var. Oysa Osmanlı, adalara dil ve din özgürlüğü vermiş, Rodos ve İstanköy dışındakilere Türk nüfusu yerleştirmemişti.
- Murat Reis Türbe ve Külliyesi üzerine oynanan Yunan-ABD ortak oyunu. Murat Reis Türk değil, Osmanlı’ymış. Yunanlılar Evkaf Dairesi’ne sürekli masraflar yaptırarak elindeki arazi ve malları sattırmaya zorluyorlar. Vakıf gelirlerinden ağır vergiler alıyorlar. (AB baskısıyla özel yasalar çıkararak bizdeki azınlık vakıflarını ihya edenler utansınlar).
- Fethi Paşa Vakfı ve Kütüphanesi, bu adalardaki Türk mührünün alamet-i farikası. Arapça, Farsça, Türkçe 2 bin dolayında el yazması eser var bu kütüphanede. Fatih devrinden kalma altın yazmalı 4 adet Kur’an-ı Kerim de var bu eserlerin arasında. İlk fizik, ilk cebir ve ilk astroloji kitapları da burada. Namık Kemal, Rodos valisiyken 3 yıl bu kütüphanedeki eserler üzerinde çalışmış.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları