Egemenlik şarttır

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Kıbrıs Türkleri 1960 Antlaşmalarında Kıbrıs’ın bağımsızlığında ve egemenliğinde Rumlarınkine denk haklara sahiptiler. Kıbrıs Cumhuriyeti üniter bir devlet değildi; üniter bir Rum devleti hiç değildi. 1960 Cumhuriyeti Enosise ve taksime kapalı, Enosis isteyen Rum halkı ile buna karşı duran Türk halkını iki eşit taraf  olarak devlete ortak yapmıştı. Akritas Planı bu ortaklığı Kıbrıs halkına karşı (yani Rumlara karşı) bir haksızlık olarak değerlendiriyor ve Kıbrıs’ı bir Rum Cumhuriyetine dönüştürerek Enosis’i yasaklayan Garantilerden kurtulmak için askeri harekât öngörüyordu. Hedef, bu ortaklık Cumhuriyetini Enosise sıçrama tahtası olacak bir Rum cumhuriyetine dönüştürmekti. 1963’den bu güne kadar devam eden Kıbrıs meselesinin temelinde bu siyaset ve bu hedef vardır.
Bunu ben uydurmadım. Akritas planının kurmaylarından olan Glafkos Klerides Hatıratının üçüncü cildinin 105. sayfasında Rumlar açısından Kıbrıs meselesini net bir şekilde açıklamıştır.
Klerides’in bu açıklamasını yeniden hatırlayalım: “Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs’ın korunmaya alınmış bir Türk azınlığı içeren bir Rum devleti olmasını öngörmekteydi, Türk tarafı ise, bu çabaları başarısızlığa uğratmak ve kendi görüşlerine göre, Zürih Antlaşmasında yaratılan ortaklık haklarının devamını sağlamayı öngörmekteydi. Bu nedenle anlaşmazlık bir prensip anlaşmazlığıydı ve her iki taraf da bu prensip için tartışmayı sürdürmeye ve hatta eğer gerekirse uzlaşma yerine savaşmaya hazırdılar. Bugün bile, bir federal çözüm kabul edilmiş olmasına ve bir federasyonun, federasyonu oluşturan devletlerin, eyaletlerin ve kantonların anayasal ortaklıklardan başka bir şey olmamasına rağmen, aynı prensip anlaşmazlığı hâlâ devam etmektedir”.
Akritas planının yapımcılarından biri olan Klerides ile on yıl federasyon konuştum fakat bir anlaşmaya varamadık çünkü “korunmaya alınmış bir azınlık” olmayı kabul etmedim, o da 1963’de gasp ettikleri “Kıbrıs Meşru Hükümeti” unvanından taviz vermemeyi bir prensip meselesi yaptı. Enosis için yaptıkları ile ortakların ayrıldığını ve Türk ortağın dışlandığı devletin egemenliğindeki ve bağımsızlığındaki haklarına sahip olmaya devam ettiğini hiç bir zaman kabul etmedi. Klerides’ten önceki liderler de aynı çizgide kalmışlardı. KKTC bu nedenle ilân edildi. KKTC Kıbrıs Türklerinin 1960’da kurulmuş olan ortaklık devletinde var olan haklarını içeren, kendi kaderini tayin hakkı olan halkımızın hür kararı ilân edilmiş bir devlettir. Ortaklık bozulunca Türk ortağın, 20 yıllık bir sabırdan sonra, kendi hakkını KKTC’nin bünyesinde somut hale getirerek Rum ortağa “sen ne isen ben de oyum” cevabıdır. Rum ortak tek başına devlet olunca, haklarını gasp ettirmemiş olan ve ayakta duran Türk ortağın da kendi devletini kurmasından daha tabii bir şey olamazdı.
Rum tarafı Annan Planına hayır derken, “meşru Kıbrıs hükümeti” olgusundan taviz vermemeyi düşünüyordu halbuki Kıbrıs Türklerinin egemenliğini ve ayrı devletini içermeyen Annan Planına evet diyebilirlerdi.
Klerides evet oyu kullanılmasını istemiş, çünkü ABD ve AB yetkilileri kendisine “Türklere fazla hak verildi düşüncesiyle, bunları azaltmak için vakit zayi etmeyiniz; Kıbrıs AB üyesi olduktan sonra Türklere verilmiş olan fazlalıkların icabına bakarız kabilinden sözler verildiğini açıklamıştır. Dolayısı ile ” devletten ve egemenlikten “ vazgeçerek yapılacak bir anlaşmada bize ne hak verilirse verilsin, tek halk, tek egemenlik, tek devlet, tek vatandaşlık formülünü kabul ettiğimize göre, kısa bir süre içinde bir Rum cumhuriyetinde ” korunmaya alınmış bir azınlık “ olmaya mahkûmuz. Egemen değilseniz azınlıksınız. Kurucu eyaletler safsatası bizi kurtaramaz. Türkiye’nin üye olmadığı bir AB’ye Rum’a yamalanarak girdiğimiz takdirde akıbetimiz budur. Klerides’in sözlerini iyi değerlendirelim.

Yazarın Diğer Yazıları