Egemenlikte ortaklık

A+A-
Rauf DENKTAŞ

1960 Antlaşmalarında Kıbrıs Cumhuriyetinin ortaklarından biri olarak Kıbrıs’ın egemenliğinde ve toprak bütünlüğünde de sadece sözde değil, icraatta da etkin bir ortaktık. Garantiler, bu ortaklığı tehdit eden Enosis ile çift Enosis’i saf dışı bırakıyor ve Ortakların haklarını da garanti ediyordu. Diğer bir deyişle, Rumların şimdi savundukları gibi 1960 Cumhuriyeti üniter bir devlet olmuş olsaydı bu tür garantilere gerek kalmazdı. Çok çok Enosis ve ’Taksim’in yasaklanması ile yetinilirdi. Böyle bir garantinin de geçerliliği tartışılır hale gelirdi. Halbuki garantilenen, bu antlaşmalarla meydana gelen ve antlaşmalarda (State of Affairs) olarak geçen durumdu. Bunun da anlamı içte iki taraf arasında veto hakları, ayrı oylama hakkı, eşit toplum hükümetleri (Cemaat Meclisleri), ayrı seçimler ve ayrı ayrı seçilen Türk ve Rumların bir araya gelmeleri ile meydana gelen meşruiyetti. Makarios’un Cumhurbaşkanı olarak icraatı, Türk yardımcısı ile anlaşarak hareket etmesiyle yasallık kazanabiliyordu. Makarios’un ve ondan sonra gelenlerin hazmedemedikleri bu idi. Enosis’in yasaklanmış olması ise hazımsızlığın ötesinde mide spazmı yaratmaktaydı. Ancak bütün bunlara rağmen böyle bir anlaşmayı imzalamaktan başka çareleri yoktu. Enosis kavgası adayı ’Taksim’in eşiğine getirmişti. Yunanistan’ın Dışişleri Bakanı Averof Atina’da Mecliste kendisini “Enosis’ten vaz geçtin” diye eleştiren muhaliflerine “Beyler, iyi düşününüz! Enosis’e İngiliz idaresinden mı yoksa bağımsızlıktan mı daha kolay gidilir” cevabını verirken Makarios bu anlaşmaları, Enosis’e sıçrama tahtası olarak kullanacağı haberini veriyordu. Zaten Londra Konferansı’nda da “Anlaşmalar bana zorla kabul ettirildi” senaryosunu hazırlamış ve uygulamıştı. Kısacası Rum liderliğinin ilk günden milli hedefi ortaklığı inkâr ve adanın tümü üzerinde egemenlik hakkını tekellerine almaktı.
Bu nedenledir ki Makarios Cumhuriyetin kurulduğu ilk günden itibaren Yardımcısı ve eşit haklara sahip Dr. Küçük’e bu eşitliğini tattırmamak için elinden geleni yaptı. “Kıbrıs’ı temsilen” tek başına  gittiği Hindistan’da Yunan Milli Marşını “Kıbrıs’ın Milli Marşı” diye çaldırtması ile doruğa ulaşan bu tutumunu ölünceye kadar devam ettirdi. Dr. Küçük’ün bu üç yıl içinde Makarios’a yazdığı şikâyet mektuplarının yayınlanmasında, tarih açısından ve 1964’den bu yana “meşru hükümet” unvanını gasp etmiş olan Rum liderleri ile “adil ve kalıcı bir anlaşma” yapılabileceği hayalinde yaşayanların ayaklarını yere indirmek açısından büyük yarar vardır diye düşünmekteyim.
1960 Antlaşmalarında “Egemenlikte ortaktık”. Bizi bu nedenle dize getirmek ve adaya sahip çıkmak istediler. Boyun eğmedik ve egemenliğimize sahip çıkarak KKTC’yi kurduk. Yapılacak yeni bir anlaşmada kalıcı bir zemin istiyorsak iki ayrı halk ve iki ayrı egemenlik ilkelerinden taviz verilemez. Geçmişteki tecrübe buna amirdir.
1968’den 1974’e kadar Kleridis ile bölgesel otonomi görüşmelerinde Makarios’un Anayasada istediği değişikliklerin çoğuna razı olduğum ve Klerides ile Yunanistan’ın kendisine “kabul et” dedikleri halde Makarios’un “olmaz” demesinin nedeni bölgesel otonomi formülünün 1960’daki dengeleri korumasında, yani adanın tüm egemenliğini Rum’a bırakmamasındandı. Ortaklık ve egemenlikteki ortaklık hakkımız devam edecek ve Türk tarafı azınlık olmayacak, garantiler ortadan kalkmayacaktı. O halde uzlaşmaya gerek yoktu.
Bu yaklaşım Makarios’tan sonra Kipriyanu, Vasiliu, Klerides ve Papadopullos ile yapmış olduğum tüm görüşmelerde devam etmiştir. Hristofyas da bu konuda yeni bir yaklaşım sergilemiş değildir. Sn. Talat geçmişteki tutanakları incelemiş olsaydı Hristofyas’ın “egemenliğini Kuzeye de yaymak” çabası karşısında hayal kırıklığına uğramazdı. 

Yazarın Diğer Yazıları