Ehliyet, liyakat, sadakat...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Ehliyet, liyakat, sadakat… Bu kelimeler günümüzde lügat mânâlarından ziyade siyaset dilindeki anlamlarıyla (kâbiliyet/yeterlilik/biat etmek) kullanılmaktadır. Nitekim "KUBBEALTI LÜGATİ"nde söz konusu kelimeler anlamlandırılırken verilen örnek cümleler de bunu göstermektedir:

"Duraklama devrinde devlet adamlarının seviye ve ehliyet cihetinden zayıf olmaları dolayısıyla fikir hataları ve kötü tedbirler yüzünden askerin ve halkın işlerinin de bozulmaya yüz tuttuğu görülüyor."

"Benim vezir oluşum liyakatimin muktezası değil, sadakatimin mükâfatıdır."

Örnek cümlelerden de anlaşılacağı üzere, devlet yönetiminde sadakat, liyakatin önüne geçerse, diğer bir ifade ile ehil olanlar değil de, sâdık olanlar yani ne emrederseniz "baş üstüne, emriniz olur efendim, Allah sizi başımızdan eksik etmesin" diyecek tıynette insanlar iş başına getirilirse devletin ayakta kalması tehlikeye düşer.

Oysa gerek Allah'ın emirleri gerekse Peygamberimizin uygulamaları gayet açık. C. Hak, Nisâ Sûresi (4), Âyet: 58'de şöyle buyurur: "Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder."

Celâl Yıldırım bu âyeti tefsir ederken şunları söylüyor: "Millet yapısında en büyük emanet, milleti idare edenleri seçerken işi ehline vermektir. Bu, devlet başkanından tâ mahalle muhtarına ve bekçisine varıncaya kadar idârî sistemin her kademesinde yasama, yürütme ve yargı organlarında geçerli ve tazeliğini hiçbir devirde kaybetmeyen ilâhî emirlerden biridir." (bkz. Celâl Yıldırım: Kur'ân-ı Kerim Meâl ve Tefsiri, İst. 1982, s. 88.)

İşin ehline verilmesi konusunda İslâm tarihinde örnek alınması gereken nice uygulamalar var. İşte onlardan biri:

Osman b. Talha, Kâbe kayyımı (Kâbe'nin temizliğini yapmak, eşyalarını korumak, kandillerini yakmak gibi görevleri ifa eden kişi) idi. İslâm'ın ilk yıllarında bir gün Hz. Peygamberimiz Kâbe'ye girmek ister. Osman b. Talha buna izin vermez, hatta Peygamberimize karşı nâhoş sözler sarf eder... Gün gelir Müslümanlar tarafından Kâbe fethedilir. Peygamberimiz Kâbe'nin anahtarını Osman b. Talha'dan alır. Kâbe'yi putlardan temizler. Hz. Ali efendimiz Kâbe'nin kayyımlığına taliptir. Fakat Resûlullâh, Kâbe'nin kayyımlığına en ehil kişinin Osman b. Talha olduğunu bildiği için onu çağırır, Kâbe'nin anahtarını yine (bir zamanlar kalbini kıran) Osman b. Talha'ya teslim eder. Yani Hz. Ali'nin talip olmasına rağmen işi ehline (Osman b. Talha) verir.

Demek ki devlet yönetiminde birine görev verilirken kırgınlıklara, dargınlıklara, yakınlıklara bakılmaz, ehliyet ve liyakat esastır.

İsterseniz bir örnek de hayatın içinden verelim:

Farz edin ki İstanbul gümrüğünden yepyeni bir Mercedes otomobil satın aldınız, Konya'ya götürmek istiyorsunuz. Karşınızda iki şoför var, biri ehliyetsiz, acemi ama namazında niyazında. Diğeri ise ehliyetli, tecrübeli, yolu iyi biliyor fakat beynamazın teki. Arabanızı hangisine emanet edersiniz? Elbette ehliyetli olana değil mi? Peki, aynı hassasiyeti devlet yönetiminde niye göstermiyoruz? Devlet makamları bir Mercedes kadar değer ifade etmiyor mu?

Bu arada şunu da söylemeliyim: Maalesef bizde "göreve talip olunmaz, görev verilir" diye bir anlayış var. Ben bunu doğru bulmuyorum. Çünkü ehil insanları keşfedebilmek bugünkü ortamda pek de kolay görünmüyor. Liyakat sahibi kişiler bir kenarda sessiz sedasız görev verilmeyi beklerken nâ-ehiller atı alıp Üsküdar'ı çoktan geçmiş oluyorlar. Ayrıca, görev istenmez, verilirse, verilen bu görevin ne zaman geri alınacağı Demokles'in Kılıcı gibi daima başınızın üzerinde sallanır durur.

Sözün özü; devlet yönetiminde başarının yolu emaneti ehline vermekten geçer. Geriye dönüp baktığımızda liyakate riayet edildiği dönemlerde yükselmiş olduğumuzu, ehliyetin yerini sadakatin aldığı devirlerde de çöküş yaşadığımızı görüyoruz. Emin olun, bugün çektiğimiz sıkıntıların temelinde de yine emanetin ehline verilmemesi, liyakatin sadakate feda ediliyor olması yatmaktadır. Bizden söylemesi...

***

ACZİMİN GİRYESİ:

Emaneti ehline vermek mülkün temelidir,

Ehil olanlar da biz buradayız demelidir.

                                          (Li-müellifihî)

  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları