Ekonominin röntgeni

A+A-
Agah Oktay GÜNER

Dünyada ekonomik krizin tesirleri devam ediyor. Türkiye’de ise Merkez Bankası sıkı para ve bununla bağlantılı tüketimi baskı altına alacak politikalar uyguluyor. Sıkı para politikası dövizin artmasını engellerken, faizleri yükseltiyor. Baskı altına alınan tüketimle enflasyon düşürülmek istense de zayıf likidite, aksi sonuç veriyor. Nisan’daki rekor enflasyona rağmen, üretim endeksinin iyi düzeyde olması yüksek ihracatla sonuçlanırsa hedefler tutacak görünüyor. Yatırım teşvikleri de bunu destekliyor. Ancak ihracat yeterli seviyede artmazsa, üretilen mal yurtiçinde kalacaktır. Yüksek fiyatlar sebebiyle bu malın iç pazarda tüketilmesi zordur. Bu durumda üretici mağdur olacaktır. Tek çare yabancı sermaye girişinin sürmesidir. Avrupa’da ekonominin her ülkede sıkıntı yaşaması Türkiye’yi cazip kılıyor. Bu gelişmede hükümetin şansıdır.
Siyaset; her zamankinden çok sorumluluk duygusu, gerçeğe sadakat, hakikatle mağlup olmayı zevk bilmeyi, istiyor. Türkiye’mizin siyaset kadrolarına bu ölçü ve güzelliklerin hâkim olmasını bekliyoruz. Çünkü bugün sunacağım ekonomideki hakikatleri kabul etmek ancak bu idrak ölçüleri ile mümkün olabilir.
2003 ile 2011 yılları arasındaki 8 yıllık sürede; hane halkının(perakende tüketiciler)fert olarak birikimleri toplamı(tasarrufları)156 milyar liradan 509 milyar liraya yükselerek 3,2 kat artmıştır. Hane halkının mali yükleri(borçları)ise 8 milyar liradan 206 milyar liraya çıkarak 26 kat büyümüştür.
Bu dönemde kişi başına milli gelir ise; 2,3 kata çıkmıştır.
Bunun sonucunda Türkiye’deki hane halkının 2003 yılında mali varlıklarının %5,1 seviyesinde olan borçları %40,5’e yükselmiştir. Bu neticeye 2003-2011 yılları arasında büyümemizde önemli rol oynayan  “iç tüketimi” körükleme politikasıyla gelinmiştir. Dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden olduğu ifade edilen Türkiye’nin, büyümesinin üretim ve ihracata dayalı olmayan kısmını, bu hane halkı tüketimi sağlamaktadır.
Bankalar kısa vadeli mevduattan kredi kaynağı sağlayamıyor. Dışarıdan sendikasyon kredileri elde ederek bunun bir bölümünü  “yabancı tasarruflarını yurt içerisinde tüketim için”  hane halkına sunarak görevlerini yapmaya gayret ediyor.
2003 yılında 19 milyon 800 bin olan kredi kartı sayısı 2011 yılında 51 milyon 300 bine yükseliyor ve iç tüketim büyük ölçüde teşvik ediliyor.
2003 yılında 227 bin olan yıllık otomobil satışı 2,5 kat artarak 593 bine yükseliyor. Yine aynı yıl 27 milyon 887 bin olan cep telefonu abone sayısı 2011 yılında 65 milyona ulaşarak tüketime kanat takılıyor.
Üretmeden tüketme hastalığımız sayesinde; 2003 yılında %20’ler düzeyinde olan hane halkı tasarruf oranı %13’lere gerileyerek israfın kırmızı ışığını uyandırıyor.
2003 yılında 7,5 milyar dolar olan cari açık büyük bir hızla yükselerek 2011 yılında 10 katına 77,2 milyar dolara yükseliyor.
AVM’lerin(alışveriş merkezleri)sayıları hızla yaygınlaşarak artmış, büyük mağazacılığın satış konusundaki başarılı tavrı sebebiyle, perakende sektörü büyük bir hızla gelişmiştir.
Ankara’da AVM’lerin öncüsü olan ekonomi ile ilgili meslek kuruluşlarından bazılarının başkanlarıyla, iş, bugünkü israf çizgisine gelmeden yaptığım görüşmelerde onlara şunları söylemiştim:  “Neden elinizdeki kaynakları tüketime harcıyorsunuz? Niçin bu tasarrufları fabrika kurmak için kullanmıyorsunuz?” Fabrika demek istihdamı arttırarak yeni iş ve aş sağlamaktır. Ayrıca katma değer ülke ekonomisine büyük faydalar sağlayacaktır. Ne yazık ki bu değerli arkadaşlar bizim sözlerimize itibar etmediler. Hâlbuki geleceği gören bir anlayışla dışarıdan ithalat yapmak yerine, yurtiçinde üretim yapan (ikame sanayileri) ile bugünkü cari açık başlangıçta dizginlenirdi.
Türkiye’nin bütününde hane halklarının tüketim amaçlı yaptıkları harcamalar içinde en yüksek payı %27 oranıyla konut ve kira harcamaları alıyor. Yine harcamaların %22’si gıda ve alkolsüz içeceklerden oluşuyor. Ekonominin lokomotifi olan inşaat sektörünün yurtiçinde sunduğu konutları almaları için bankalar konut kredisi satıyor. Bu yolla uzun vadeli kredi vererek müşteri kazanan bankalar sayesinde konut talebi teşvik görüyor. Kredi alan memnun ev sahibi oluyor, banka memnun kâr sağlıyor. Ancak dikkatle takip edilmesi gereken konu; hane halkının 4-5 yıl önce ABD ve Avrupa’yı vuran  “Mortgage krizi” ne sürükleyecek gelişmelerin önlenmesidir...
Öfkenizi, aklınızın gerisine alırsanız, ekonominin bu röntgeni size çok şey söyleyecektir...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları