Eline bulaşan kanı açıkla!

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Özkök’ün, “katledip suçu ülkücülerin üzerine attılar” dediği Kuseyri cinayetinde katilin bıraktığı kanlı izleri sildiği iddia edilen Çandar neyi bekliyor.

Halil Berktay’ın 1 Mayıs 1977’deki kanlı olayların sol fraksiyonlar arasındaki çatışmadan kaynaklandığı iddiasına atfen yazdığı yazıda Ertuğrul Özkök “Anlattıkları doğru mu bilmem ama bu gözler neler gördü” dedi ve Mustafa Kuseyri cinayetini hatırlattı “sol”a. Kuseyri “dava arkadaşları, yani solcular” tarafından öldürülmüş ancak dönemin devrimci gazetecilerinin “darbe zemini yaratma operasyonları” kapsamında suç ülkücülerin üzerine yıkılmıştı. Herkesin bildiği bu gerçek -defalarca yazılıp çizildiği halde- garip bir biçimde “sır”mış gibi saklandı yıllarca. Yok sayıldı. Ne zaman gündeme gelse; karanlık bir perdeyle kapatıldı, gözden kaçırıldı.


Darbecilerle kanlı ittifak
O yıllarda hem siyasal bilgiler öğrencisi olan hem de Hürriyet Ankara bürosunda çalışan Hakkı Öcal, şöyle anlatmıştı cinayet akşamı yaşadıklarını: “SBF yurdunda kalırken bir gece hemen önümüzdeki BYYO öğrenci derneği odasında bir silah patlamış; Mustafa Kuseyri isimli bir genç ölmüştü. Mustafa’yı da amcası kıdemli gazeteci Şemsi Kuseyri’yi de tanırdım. Oktay Ekşi belki ister diye hemen bir kaç kare resim çekip fırladım matbaaya gittim. Döndüğümde oda arkadaşım beni yurda giden sokağın başında bekliyordu; yurda gitmeme engel oldu: -Aman Hakkı yurda gitme, MDD’ciler seni bekliyorlar; resim çektiğini duydular. Ellerinde tabanca var! 
Ben o gece matbaada sabahladım; bir kaç gün içinde de oda arkadaşımla birlikte Yeşilyurt Sokak’ta ev tuttuk. Uzun süre SBF öğrenci yurduna ayak basamadım.
Halâ karışık bir hikayedir Mustafa Kuseyri’nin öldürülmesi. Bir kolkukta, boynu yandaki kitaplığa dayanmış. Şakağından kanlar akar ve yerde göllenirken göründüğü resme bakarım arada bir. Konuşacak gibi durur o resimde. Konuşacak ve kendisini kimin öldürdüğünü fısıldayacak gibi..
Bu cinayet o zaman MHP’nin denetiminde olan Ülkü Ocakları’na yıkılmış ve profesörler cübbeleriyle arkalarında öğrenciler “Kahrolsun Faşizm” yürüyüşleri yapmışlardı. 12 Mart’ın yolu bu taşlarla döşenmişti.”
Gün Zileli de, cinayete tanıklık edenlerin olayı örtbas etme çabasını  “Kuseyri kaza kurşunuyla ölmüştü, fakat bazı aklıevveller, böyle yaparak hem kazaya sebebiyet veren devrimciyi korumuş olacaklardı,  hem de olayı faşistlerin üstüne yıkarak anti- faşist bir gösteri örgütlemek için bir vesile yaratmş olacaklardı....” cümleleriyle aktarmıştı Yarılma’da...


Hasan Cemal açıkladı
Olayın, toplumsal öfkeyi ülkücülere yönlendirmek ve çatışma yaratmak yoluyla darbe kışkırtıcılığı; kirli, kanlı bir komplo olduğuna şüphe yoktu. Cinayetin tanığı oldukları halde, gerçeği ilan etmek yerine delilleri karartarak suça ortak olmayı tercih eden komplocuların kimliğini yıllar sonra Hasan Cemal ortaya koydu. Cemal’in Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım kitabında “katilin bıraktığı izleri sildiler” dediği kişiler arasında yakın arkadaşı Cengiz Çandar da vardı: “1970 baharıydı. Beynimden vurulmuşa dönmüştüm. “Faşistler, Mustafa Kuseyri’yi öldürdü!” Koşa koşa dergiye geldim. Adakale Sokak’taki Devrim bürosuna. Doğan Bey, her zamanki gibi kesif sigara dumanlı, küçücük odasında çalışıyordu. Ağzının bir kenarından hiç eksik olmayan Samsun cigarasını tüttürürken: “Bak Hasan” dedi gözlüklerinin üstünden bakarak, “Kuseyri’yi faşistler öldürmedi. Bir arkadaşı kazayla vurmuş...”
Bir dolmuşa atlayıp Cebeci’ye, Basın-Yayın’a gittim. Dışarıda öğrenciler “Kahrolsun faşistler!” diye slogan atıyordu... Kuseyri, tabancayla Rus ruleti oynarken yakın arkadaşı Nejat Arun tarafından kaza sonucu vurulmuştu. Nejat’ın kaçarken bıraktığı kanlı el izlerini silenler arasında, o zamanlar Doğu Perinçek’in “Beyaz” Aydınlıkçı ya da Proleter Devrimci Aydınlık (PDA) saflarında yer alan Cengiz Çandar da vardı.  Ve olay örtbas edildi. Hemen ertesi gün Ankara’da “Anayasa’ya saygı” yürüyüşü düzenlendi.  Faşizmi telin için! (...) Kuseyri olayının iç yüzünü o tarihte bilenlerden biri de Doğu Perinçek’ti. Hiç unutmam, o gün Hukuk Fakültesi’nin önünde yürüyüş başlarken kulağıma eğilip “Yaptığınız olacak iş mi?” demişti bana... “(Kimse Kızmasın, Kendimi Yazdım, 6.baskı, Sayfa 28-29)


İtiraf vakti geldi
Durum buyken, hâlâ başkalarından hesap soruyor Cengiz Çandar; “devlet”ten, “Cumhuriyet”ten, “milliyetçiler”den, “asker”den, “Atatürkçüler” den hesap soruyor!
Söylesene Cengiz Çandar; peki sen ne zaman vereceksin elindeki kanın hesabını!
Köşenden ona buna “geçmişle yüzleşme” çağrıları yapmayı bırak da, önce kendin çık ortaya, arkadaşını öldüren katilin kan izlerini neden, nasıl temizlediğini açıkla kamuoyuna!
Bu kez Hasan Cemal’e bırakma, darbecilere hizmet için giriştiğin kanlı oyunları kendin itiraf et, bunu da anlat gazete gazete, ekran ekran, sayfa sayfa...
Hadi ne duruyorsun!
Neden hâlâ susuyorsun?


 


 


Özkök’ün katilleri açıkladığı o yazı
Solcu yoldaşlarını öldürüp 100 bin kişiyi yollara döktüler

1969 yılında Ankara’da Basın Yayın Yüksekokulu’nun bir odasında bir cinayet işlendi.
Mustafa Kuseyri adlı solcu bir öğrenci, o gece öldürüldü.
Ertesi gün gazeteler ve radyolar, solcu genci, ülkücülerin öldürdüğünü duyurdu.
Bir insan, Kuseyri’nin gazeteci amcası Şemsi Kuseyri bu işin peşine düştü.
Sonunda ortaya bambaşka bir gerçek çıktı:Kuseyri’yi dava arkadaşları, yani solcular öldürmüştü.
Kimine göre kız meselesinden, kimine göre ideolojik meseleden, kimine göre de şakalaşırken, odadaki öteki solcu arkadaşlarından biri tarafından vurulmuştu.
Onu öldüren solcu ekip ve örgütü; ertesi gün hiç utanmadan, “Faşistler öldürdü” deyip 100 bin kişiyi, yüzlerce öğretim üyesini “Kahrolsun faşizm” diye slogan atarak yürüttü.


 


BASINDAN SEÇMELER


Taraf’ın solcu eskisi “derin devlet”i aklıyor

Halil Berktay’ın Amerikan çıkarlarını savunan odakların fikir gönüllüsüne dönüştüğünü biliyordum ama bu kadar da ‘yeni derin devlet’ adamı haline gelebileceğini ummuyordum.
1 Mayıs 1977’de Taksim’de olduğunu söyleyen Halil Berktay ve onun gibi derin güçlerin çamaşırcıbaşılarına olayı yaşayan birisi olarak yeniden hatırlatayım:
Halkın Kurtuluşu grubu gelip aynı hızla meydanı çevreleyen DİSK üyelerine çarptılar ve durdular. Burada kısa bir gerginlik oldu ve peşinden de o taraftan  tek el ateş edildi. Sanki bu tek el ateş bir işaretti. Bu kez yanında olduğum Sular İdaresi tarafından otomatik silah sesleri yükseldi. Saniyelik kesintilerle bu otomatik atışlar üç posta devam etti... Bu arada meydandaki polis araçları da homurtularla harekete geçip şaşkın ve dehşet içindeki kalabalığın arasına daldılar...
Yani; Halil Berktay; otelden ve sular idaresinin üstünden ateş edilmedi derken yalan söylüyor. Oradan ateş edilmedi ise insanlar neden aksi yönlere doğru kaçıştılar? Bence ya Halil Berktay orada değildi; bilmiyor; ya da oradaydı ama yeni derin devlet adamlarına şirin gözükmek için böyle konuşuyor.
Eğer yakında, Taraf Gazetesi’nde bu solcu eskisi; ‘Sivas’taki aydınları da solcular veya Aleviler yaktı.’ diye yazarsa hiç şaşırmayın.
Halil Berktay’ın derin devleti aklayan tavrı ile Cumhuriyet Gazetesi’nin son zamanlardaki MİT kaynaklı ’ülkücü haberleri’ aynı çizgide gibi gözüküyor.
Bu gazetede ikide bir 1980 öncesi olaylarının  tek  sorumlusu ülkücülermiş gibi haberler yayımlanıyor. (...) 12 Eylül darbecileri, solcular gibi ülkücüleri de asmadı mı?
Cumhuriyet Gazetesi ne yapmak ve kime hizmet etmek istiyor?
Rıza Zelyut / Güneş


 


 


Bu ne kindir bu ne nefret

Tiyatrocular vesile oldu, eteklerdeki taşlar sokaklara saçılmaya başladı.. Dökülünce gördük ki her taş kinle kaplı..
Nefretle örtülü.. Öfkeyle sıvazlanmış...
Öyle abarttılar, öyle saptırdılar ki; iktidara karşı dik duran, eleştiri hakkını kullanan, protesto eden, boyun eğmeyen sanatçıları bir önceki iktidarın destekçisi sayıp..
Kralın soytarısı yaptılar..
(...)
Yazdıklarına baksan ’en özgürlükçü onlar’
Zaten tiyatro düşmanlığını da özgürlük adına yapıyorlarmış!..
Bir yerde iyi oldu.. Maskeleri düştü..
Yaptıkları otoriter rejime, totariter rejime davetiye çıkarmaktan başka bir şey değil.. ’Ordu göreve’ pankartı açanlardan farkları yok..
Mehmet Tezkan / Milliyet


 

 



AKP’li vekilleri kirli mermi yaptılar

Sizi ateşten bir kanca yaptılar. Hukukun beynine vurdular. Sizi kanlı hançer saydılar. Adaletin kalbine sapladılar. Sizi kirli mermi gibi kullandılar.
Hukukun ciğerini kurşunladılar.
Sizleri cinayet aleti yerine koydular. Halkın yüzde 50’si; adaleti, demokrasiyi, eşitliği, devlet malını, yetimin, öksüzün hakkını,  “hukukun özünü zedelemeden-kanunların ruhunu hançerlemeden, anayasayı kurşunlamadan”  savunasınız diye sizlere  “dokunulmazlık zırhı da”  vererek Meclis’e gönderdi.
Görmüyor musunuz?
Hepinizi hukuku öldüren cani kıldılar. Anayasayı kurşunlayan tetikçiler durumuna düşürdüler ve devlet malını ucuza kapatarak büyümeye çalışan ve sahipleri başbakanın yakın arkadaşı olan özel şirketlerin meclise sokulmuş paralı askeri yaptılar.

***


Gece yarısı Meclis’te  “Bankacılık Düzenleme Kurulu ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu başkanlarının kaç yıl görevde kalacakları” konusu görüşülürken, bu konuyla hiçbir ilgisi olmayan “ek madde”  niçin konuluyor diye şüphelenmediniz. Bu maddeyle;  “Seydişehir Eti Alüminyum, Balıkesir SEKA, TÜPRAŞ’ın yüzde 14.6 hissesi, TELEKOM’un, Kuşadası Limanı ile Çeşme Limanı’nın mahkeme kararıyla satışlarının iptal edilmesi” sıfırlandı.

***


Yargıçların, kanıtları, suç delillerini, iddiaları inceleyerek; “Seydişehir Eti Aliminyum, Balıkesir SEKA, TÜPRAŞ’ın yüzde 16’sı, TELEKOM, Kuşadası Limanı ile Çeşme Limanları’nın satışlarında hile-haksızlık-eşitsizlik- kamuyu zarara uğratma-işçileri perişan etme” durumunun doğduğuna dair verdiği karar, sizin parmak kaldırmanızla buharlaştı. Başbakan ile Bakanların sözü, adaletin önüne geçirildi.

***


Yüksek mahkeme;  “Devletin alüminyum fabrikasını yandaş şirkete, devletin kağıt fabrikasını iktidarı her gün öven gazetenin sahibinin firmasına peşkeş çekilme şartlarında satmak soygunudur”  kararı vermişti.
Soygun da affedildi. Meclis alet edildi. Bir tek AKP milletvekili bile çıkıp isyan etmediniz. Her ağzınızı açışta  “hukuk devleti” diyorsunuz! Siz kendinizi kandırıyorsunuz! 
Necati Doğru / Sözcü


 


 


Penguen’e geçmiş olsun...

Beyoğlu Kuloğlu Mahallesi Sadri Alışık Sokak’ta Penguen Dergisi’nin de bulunduğu dört katlı binada yangın çıktı. İtfaiyenin müdahalesiyle söndürülen ve can kaybının olmadığı yangında dumandan etkilenenler arasında derginin karikatüristi Metin Üstündağ ile dergi çalışanı Ercan Genç de vardı...


 


 


“Üzerime alınmadım”

29 Nisan günü Cumhuriyet’te yayınlanan “Paşa” adlı köpek hikayesinden sonra, Genelkurmay’ın “Başta Atatürk olmak üzere asker kişilerin şerefle taşıdıkları ünvanlar seviyesizce alay konusu yapılıyor” açıklamasının muhatabı olduğu iddia edilen Bekir Coşkun dün bazı gazeteler aracılığıyla yaptığı açıklamada  “Türkiye’de Genelkurmay Başkanı’ndan generallerine kadar birçok kişi tutuklandı. Askerlerle ilgili aşağılayıcı söylemler, hakaretler basında yayımlandı. Şimdiye kadar bu olaylardan alınganlık göstermediler de benim pazar günü yazdığım bir mizah yazısından mı alınganlık gösterdiler? Bu açıklamanın benimle ilgili olmadığını düşünüyorum” dedi.


 


 


Banu Güven’in kardeş acısı

Sunucu Banu Güven’in ağabeyi Mehmet Kerim Güven Bodrum Bitez’deki evinin çardağında iple asılı halde ölü bulundu.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları