Emir Kusturica: Ahlâk, mazi ve yetenek uyumsuzluğu

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Bir insan iyi bir sanatçı olabilir. Dünya çapında büyük eserlerin altına da imza atmış olabilir. Herkesin takdirine ve övgüsüne de mazhar olabilir. Elbette bütün bunların takdir edilmesi ve saygıyla karşılanması gerekir. Buna kimsenin itirazı olamaz. İyi eserler ortaya koymuş bir insanın iyi insan olma mecburiyeti de yoktur. İnsanlık tarihi sanatını, yeteneğini ve yaratıcı gücünü katillerin, diktatörlerin ve zorbaların emrine veren sayısız insandan söz eder. İşin özü şudur; iyi eser vermiş birisi insanlık adına kötü özellik taşıyan birisi olabilir.
Bu girişten sonra sözün Emir Kustrica’ya geleceği zaten anlaşılmıştır. Bu malum sinemacı Antalya’ya davet ediliyor. Bu sanatçı insan olarak mazlumlara aşırı duyarsız, zalimlere karşı ise aşırı duyarlı birisidir. Tecavüze uğrayan Bosnalı kadınların yaşadığı travmayı küçümsüyor ve katliama uğrayan Boşnakların acısıyla da adeta alay eden sözler ediyor.

Önce Bosna, sonra
Sırp milliyetçisi!
Bosna’ya sempati duyulduğu bir zamanda Bosnalı bir vatanperver kimlikle ortalarda dolaşıyor. Tam bu konumda iken de tanınmış bir Sırp milliyetçisini randevuya davet ediyor. Bosnalı olmanın iyi para getirdiği bir dönemde bir başka Sırp milliyetçisiyle resmen kavga ediyor. Sırbistan’ın yıldızının parlamaya başladığı bir dönemde ise Emir Kusturica birden başka bir rol üstleniyor. Adını ve dinini değiştiriyor. Müslüman Bosna vatandaşlığını ve ülkesini bırakıyor. Hıristiyan Ortodoks Sırp oluyor ve bir Sırp kızı ile evlenip, Sırp milliyetçilerinin ünlü Çetnik selamını vermeye başlıyor.  “Ben aslıma döndüm. Biz Ortodoks Sırp’tık. Türklerden canımızı kurtarmak için Müslüman olduk”  diyor.
Hayatı git-gel içinde geçen, oturmamış bir kimlik sahibi bir insan. Geçmişten bugüne her an kimliğini güç karşısında takasa hazır bir görüntü vermiştir. İyi bir sinemacı olduğu doğrudur, ancak insanlık değerleri bakımından da çok kötü bir örnek. Geçmişi şaibeli olan böyle bir insanın  “Antalya Altın Portakal Film Festivali”ne jüri üyesi olarak davet edilmesi -en azından- ahlâki/insani hassasiyetlerin göz ardı edilmesi anlamına gelmektedir. Daha önce böyle bir şahsın Bursa’ya davet edilmiş olması ve orada da protesto edilmemiş olması Antalya’ya davet edilmesinin gerekçesi olamaz. Onun hem Bursa’ya hem de Antalya’ya davet edilmiş olması yanlış olmuştur.

Üstün yetenek, iyi ahlâk
ve temiz mazi!
Her konuda olduğu gibi Emir Kusturica konusunda da Türkiye iki kampa ayrılmış durumdadır. Sol ve Marksist kesim Kusturica’yı Yugoslavya’nın birliği için mücadele eden bir yurt sever olarak sunuyor. Ülkesinin bölünmesine karşı kendisini konumlandırdığı iddia ediliyor. Bu nedenle de söylem ve eylemlerinin hoş görülmesi gerektiğini iddia ediyor. Halbuki, Kusturica ve yaptıkları orta yerde öylesine duruyor. İnsani ve ahlâki değerler adına söylem ve eylemlerinin savunulacak bir yanı yoktur. Onun hem ideolojik hem de insani olarak oturmuş bir tavrından bahsetmek çok zordur. Güç, para ve iktidar yanlısı tutumuyla Marksistlerden daha çok Türkiye’deki liberallere benziyor.
Sanatçılık, insanlık değerlerini hiçe saymanın ya da insanlığa ihanet etmenin üstünü örtmeye yarayan bir örtü olamaz. Ahlâklı olmak; yetenekli olmaktan da Nobel ödülü almaktan da daha önemlidir. Türkiye’nin popüler kurumları, insanlığa karşı yapılan yanlışları makul ve makbul gösterecek tavırlardan kaçınılmalıdır. Kusturica’yı böyle bir organizasyona davet ederek onurlandırmanın savunulacak bir yanı yoktur. Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne hem üstün yetenekli, hem iyi ahlâklı, hem de temiz mazi sahibi insanların davet edilmesine özen gösterilmeliydi.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları