Emniyetli uçuşlar

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

THY’nin hiç suçu yok... İcra Komitesinin hiç suçu yok... Onları atayanların hiç suçu yok... Tek suçlu, ‘havacılık’ın ne anlama geldiğini bildiği halde, bilmeyenlerin yaptıklarına seyirci kalanlar


Beni bir bankanın yönetim kuruluna atamaya kalksalar “ bankaya bir düşmanlığınız mı var?” diye sorarım önce! Gerekirse Tahsin gibi, Murat gibi, Olgay gibi, Ulvi Murat gibi canımı veririm. Ama tüccarlıktan, reklamdan, nazar duasından, hiç anlamam. Bu konularda THY’yi yöneten üç kişilik icra komitesi bir numaradır! Onlar, şirket hızla büyürken insanları limitlerin üzerinde gece gündüz uçurarak nasıl maliyet düşürülür, nasıl reklam yapılır, nasıl kar edilir iyi bilirler!
Bu “üçlüye” bir çift sözümüz var: “Uçuş Emniyeti” deyince, binlerce havacının da, eline su dökemezsiniz. Bilmezsiniz ama personelinizin çoğunun okuduğu lisenin bile adı “Hava Lisesiydi.” Havacılığın her dalında, yakıt kokusuyla, uçak gürültüsüyle, kar, sıcak demeden ter döktüler. Çoğu kazandıklarını meslek hastalıkları ve kanser tedavilerinde harcıyor, emekli olur olmaz yaşamlarını yitiriyor ama her koşulda yolcularına güler yüz gösteriyorlar. Kusura bakmayın ama bu konuda gerçekten, üçünüzü toplasak bir  “havacı” etmezsiniz!
Bir kazadan geriye size bir “adet” cenaze töreni, uzmanlara hazırlatılmış, nerede nasıl “vurgu” yapılacağı belirlenmiş bir konuşma ve bilmem kaç milyonluk sigorta maliyeti kalır sadece.  Ama biz yıllardır hiç unutmadık yitirdiklerimizi. O yüzden yüksek çıkar çığlığımız!
Siz THY’nin başına, kantardan anladığı için kasabın, kuyumcu terazisinin başına konduğu gibi atandığınız zaman, bilmeniz gereken sadece, havacılık ve uçuş güvenliği konusunda “birşey bilmediğiniz” idi. Sky Life dergisinde yayınlanan “Yolcu Memnuniyeti Birinci Önceliğimizdir!”  başlıklı Genel Müdür imzalı yazı bunun çok net itirafıdır.
Sizleri poh pohlayıp yağlayanların, THY deyince yemek mönüsünden başka birşey aklına gelmeyen  köşe yazarlarının hiç mi payı yok bu sonuçta? Birkaç duyarlı kalem dışında herkes  “sizinle gurur duyuyordu!” Hep birlikte suladınız, ısıttınız, kabarttınız toprağı.Tohumlar böyle filizlendi, yola koyuldular...
Havacılıkta çok riskli olan bu büyüme hızına, personel yetiştirmek mümkün değildi. Uçaklara yetişmek için pilot sayısı altı yüzden birdenbire iki bine fırlayınca, bu pilotların “eğitimi”, “standardizasyonu” diye, şirketin sizi “hiç ilgilendirmeyen” bir meselesi ortaya çıktı! Atadığınız “Eğitim Başkanı” çok hızlı ceket ilikleyen ama o tarihlerde öğretmenlik vasfı bile olmayan biriydi.
Bu mesleğin geleneğidir, en deneyimlilerden en dinamiklerden en bilgili ve yabancı dili en iyi olanlardan bir “Baş Pilot” seçilir. Siz iki yıllık bir kaptanı atadınız. Bu “Baş Pilot”, en temel havacılık kurallarını önce kendisi uygulaması gerekirken hiçe sayarak, bol yolluklu dış yatı uçuşlarıyla, maaşını ikiye katlayarak aylık limitleri aşınca,  “ödüllendirip”, “Uçuş Emniyet Başkanı” yaptınız. Yani şirketin Uçuş Güvenliğini, kuralları hiçe sayan, tam anlamıyla “kırmızı ışıkta geçen” bir “kaptana” emanet ettiniz. 
Sizler pilotları “Hamil-i Kart” peşine düşürdüğünüzle övüne durun. Öğretmen pilotların Boeing uçağında başarısız bulup “fail” ettikleri pilot, talimatla önce uçuş okuluna öğretmen yapılır; oradan da A-320’ye atanır ve yolcuyla birlikte eğitilmeye çalışılırsa bu nasıl bir mesleki erozyona yol açar bunu da “bilemezdiniz!”
 Esas sorun sizin bilmediklerinizi “bilen” ve “Kaptan” olan Genel Müdür Yardımcılarınız, Uçuş İşletme Başkanlarınız Baş Pilotlarınız, Uçuş Emniyet Başkanlarınızın bunlara karşı ne yaptığıdır! Sayın THY İcra Komitesi, sizin gerçekten bir suçunuz yok bu kazada! Siz daha sonrakiler için toprağı gübrelemeye, sulamaya devam ediyorsunuz sadece.  Emniyetli uçuşlar...
* Bahadır Altan  (Kaptan Pilot)


++++++


Sakın Damat Ferit olmasın
Türk ulusu tarihinin en büyük açmazını en büyük sosyal ve ekonomik buhranını yaşamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti üniter yapısı ve laik, demokratik rejimi en büyük tehlike ve tehditle yüz yüzedir. Ülke, dili ve resmen çizilmese de sınırları ayrı iki devlet görünümünde adeta. Hatta Başbakan bile seçim meydanlarında bunu teyid edercesine tüm ulusalcı güçlere ve onların siyasal yapıları olan partilere yönelik, ‘Sivas’tan öte gelemiyorlar’ diyor...
Pankartlar bir merkezden düğmeye basılmış gibi önce “Son Osmanlı Padişahı” olarak meydanlara asılıyor, daha sonra “2. M. Kemal Atatürk” olarak resmediliyor.
2.Atatürk olmak, Atatürk’ün koyduğu değerleri yıkmaktan geçmez.
 Atatürk olmak, Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dili olan Türkçe’nin yanına bir dil daha ekleyerek olmaz.
Atatürk olmanın yolu, Talibanların dizi dibinde emir kulu olmaktan geçmez. İnançları ve yardımseverliği paraya çevirmekden geçmez.
Atatürk olmanın yolu, kendi devletini ve rejimini hedef almış bir projenin mimarı olmaktan geçmez.
Atatürk olmanın yolu, yargıyı siyasallaştırıp, Atatürkçüleri  ve ulusalcıları topyekün  Silivri Guantanamosuna hapsetmekten geçmez.
Ve nihayet 2. Atatürk olmanın yolu, emperyalizme ve kapitalizme teslim olmaktan, onların taşeronluğunu yapmaktan değil; ulusal bütünlüğü ve ulusal onuru korumaktan geçer. Lozan’ı savunmaktan geçer.
29 Mart seçimlerine çok az kaldı, neyi seçeceğiz?
Son Osmanlı padişahının temsilcilerini mi? Yoksa 2. Atatürk olduğunu topluma enjekte eden Atatürk karşıtlarını mı? Hangisini?
* Ahmet Kavaz Atatürkçü Düşünce  Derneği İzmit Şube Başkanı

 


++++++

1800 minutes
Doların yükselişi  ile  birlikte çıldıran vatandaş Davos piyesini  unuttu.
Çıldıran halkın aklında “1800 mınute” var.
Artık memlekette one mınute  unutuldu.
One mınute değil , “one thousand  eighty hundred minute”.
NOT: 7 yıl içinde bu gidişle ikinci defa  Liradan altı sıfır ( 000.000)  silme operasyonu mu gerçekleşir acaba? Bir altı sıfır daha atarız o da hallolur mu ?
Hacizli  vatandaş  artık intihar için yer- zaman - mekan kavramını  unuttu.
Başbakanın gözünün önünde  en yakın  direğe  tırmanıp  intihar ediyor.
“Sayın Başbakanın arkadaşları böyle durumlara alışkın mış!”
Bu ne demek şimdi ?
İflasın Başbakan ağzından  açıkça  itirafı değil mi ?
* Hüseyin Kernekli


++++++


İşte hayalimdeki vekil
Seçtiğim vekilin eleştirilere açık olmasını, karikatürize çiziklere gülüp geçmesini isterim. Tıpkı dış ülkelerde, tıpkı bizden öncekilerde olduğu gibi... Eleştiri demek ufkun genişliği demektir. Tahkir anlamı taşımaz. 
  Seçim meydanlarında dokunulmazlıkları kaldırmak sözü verirse, o sözü hemen yerine getirmeli !
Ekonomik kriz gümbür gümbür gelirken “teğet geçecek” diye halkı yanıltmamalı
AB ülkelerinin masaya serdiği evrakları imzalayıp taahhüt altına girdikten sonra “onu imzalamak hataydı” diyeceğini önceden düşünüp, imzalamamalı...
Yolsuzlukların üzerine gitmek taahhüdünde kararlı olmalı ve son derece adil bir biçimde sadece muhalifleri değil yandaşlarını da hedef almalı..
Hele hele, görsel medyada “Bana muhalif kanalları sakın izlemeyin” diyerek iktidara muhalif yayınları kastederek de “sakın o gazeteleri evinize sokmayın” dememeli...
Vekilin başı özel kişiliğinden ötürü vatandaşın aksine daha sakin ve sabırlı olmalı vırt-zırt dava açarak avukatının ekmeğinin ücretini eleştiri yazar, çizer ve söylerlerin cebinden ödememeli. Beklentilerimin bazılarını yazdım ama vekilimin sayın başı demokratik yumruk atsa da, muhalif gazeteleri evinize sokmayın dese de, muhalif yazarlar tek tek tutuklansa da, görsel yayın türlü çeşit baskılarla susturulmaya çalışılsa da bu halk her şeyi biliyor ve her şeyi konuşuyor.Taaa ki; yanlış vekiller sandığa gömülene kadar her zaman korkmadan ko-nu-şa-cak...           
* M.Nuri Üte


++++++

GÜNÜN FIKRASI
İşsizliğin had safhada olduğu bir ülkede vatandaşın birinin aklına bir cinlik gelmiş.
İşsiz güçsüz gezmekten bıkmış. Bakmış açlıktan ölecek, ne yapayım, ne edeyim derken aklına bir fikir gelmiş. Açmış hukuk kitaplarını aramış taramış, bakmış ki bu ülkede devlet başkanına hakaret 3 ay hapis cezası. Demiş ben de yakalarım devlet başkanını, dikilir karşısına basarım hakareti. Girerim hapse, sıcacık yemek devletten, ekmek devletten. Üç ay yatar çıkarım sonrası Allah kerim. Neyse vatandaş çıkmış devlet başkanının karşısına bağırmış da bağırmış: Yalan söyledikçe burnun büyüyor. Tabi yaka paça gözaltına alınmış. Çıkarmışlar hakim karşısına. Hakim kararı açıklamış: müebbet hapis. Adam şaşırmış: Nasıl olur hakim bey. Ben araştırdım devlet başkanına hakaret 3 ay. Sen bana müebbet verdin.
Hakim demiş ki: Sen devlet başkanına hakaret edeceğim derken devlet sırrını açığa verdin...
* Can Kerem Kaya

 


++++++

Bunları kim söyledi
Doğalgaz bulunmayan Adana’ya, Adana mitinginde “2005 yılından beri doğalgaz veriyoruz” diye milletin gözüne baka baka yalan söyledi.
Koca gemiye “gemicik” dedi.
Pırlantacıyı “tanımıyorum” dedi oğlunun ortağı ve birlikte iş yaptıkları kişi çıktı.
Deniz Feneri’ndeki içeri atılan Gülhan’ı “tanımıyorum” dedi. Almanya’da yan yana resimleri çıktı. Bunları söyleyen kim kim kim?  
* Zekai Durmuş


++++++

Zaman ayarına dikkat
Malum seçimler yaklaştı. AKP’nin mağduriyet argümanlarının hepsi elinden alınmış vaziyette. E-muhtıra falan da verilmedi. O halde yine orduyu politika kulvarına çekip çatışma ortamı yaratılmalı. Bunun için ordu hakkındaki düşünceleri malum Sayın Arınç’tan başkası düşünülemezdi. Ne kadar güzel zamanlama değil mi?
* Av.Selahattin Sekban-Beşikdüzü/Trabzon

 

++++++

Hangisi daha amerikalı
İlk haftadan sonra öne çıkan adaylar
Kesin birinci yok ama Cengiz Çandar ve Taha Kıvanç başa baş gidiyor. En Amerikancı olmak için kıyasıya mücadele ediyorlar. Yine de Cengiz burun farkıyla önde  gözüküyor.
* Haluk Gökalp
Cengiz Çandar


Müslümanlara yapılan neleri neleri unuttular, hepsi birbirini ezer geçer, hepsi “En Amerikalı” olur. l
* Arif Karasaltuk
Taha Akyol


 Amerikayı alımlı, göz alıcı bir bayana benzetirsek (ki bunun için estetik duygumuzu yitirmemiz gerek)  bunlar da amansız aşık beyefendiler olur. Aşıkların hepsi birbirinden istekli. Alımlı bayanın işi gerçekten müşkül. Sevgileri uğruna kalemlerini de feda etmiş bu aşıklardan hangisini saf dışı bırakmaya kıyabilir insan(?) Obama hepsine birer taç takıp kutsasın bence. Bu ankette aday yazıların tümüne birer oy var benden.
*  Erdem Akat
Taha Kıvanç


++++++

MİNİ YORUM
Bir daha düşünün Hilmi Bey

Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür Hilmi Bengi, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde düzenlenen “İletişim Günleri” etkinliğinde öğrencilere, “Medya ve etik başlığı açıldığında hiç gocunmayacak, etik değerler konusunda defosu olmayan bir kurumdan söz edilecekse bunun Anadolu Ajansı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim” demiş. Emin misiniz Hilmi Bey? İktidar partisinin seçim propagandasının her karesini servis ederken, muhalefet partileri ile ilgili sınırlı sayıda resim geçmek ne kadar etik sizce?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş