En iyi trajedi Mergenekon

A+A-

Dava açıldı, soruşturma sürüyor(?) Ergenekon mu, Agarta mı, Ümraniye mi neyin
nesiyse, kimin fesiyse bu acıklı güldürü, bir acımasızlık ve gaddarlık sürecine dönüştü


Ergenekon.. Agarta.. Ümraniye.. Ethem Sancak.. Tuncay Güney.. Zekeriya Öz.. Peki, başka?..
Bu iş komedi de değil, vodvile dönüştü...
Vodvil ne?.. Şarkılara da yer veren, güldürünün en gayri ciddisi...
Ama, Ergenekon mu, Agarta mı, Ümraniye mi neyin nesiyse, kimin fesiyse bu acıklı güldürünün soruşturması bir acımasızlık ve gaddarlık sürecine dönüştü...
Adalet, hukuk, yasa, kural neresinde bu soruşturmanın?..
Dava açıldı.. Soruşturması sürüyor... Ölenler, hastalananlar, ameliyatlık olanlar ve felç olanlar... Bu ne biçim soruşturmadır ki nerede ve nasıl biteceği belli olmayan bir gazete tefrikasına dönüşmüştür?..
Peki, bu soruşturma ne işe yarıyor?..
Davanın savcısı Başbakan... Diyor ki:“ Ben bu davanın savcısıyım...”
Ergenekon savcısı Zekeriya Öz, Başbakan RTE’nin yardımcısı mı?..
Peki, Ethem Sancak’a ne oluyor?..
Vaktiyle Maocu bir gençmiş... Şimdi hızlı işadamı ve Star gazetesinin patronu... Ergenekon soruşturmasında adı geçen, kulağına kar suyu kaçan Ethem Sancak neden Ergenekon savcısı Tayyip Erdoğan’a sevdalanıyor?..
Tam Aziz Nesin’lik bir olay...
Ya Tuncay Güney?..
Ergenekon soruşturmasının meşhur ettiği bu garip kişi neymiş... Hahammış... Kanada’da yaşayan sözde hahamın uçuk ifadeleri Ergenekon iddianamesindeki omurganın birbirini çengelleyen halkalarından oluşuyor... Sözde haham kafayı yemiş... Ya da yedirmişler...
Bir de bu Aziz Nesin’lik tablonun üstüne bir fotoğraf ekleyiniz...  Silivri Hapishanesi... Yetkililer Ergenekon davasına bakan mahkemeyi hapishane avlusuna oturtmuşlar... Mahkemeye girmek, yargıçların huzuruna çıkmak için hapishane kapısından geçmek zorundasınız...
Hapishane arazisinde mahkeme olur mu canım?..
* İlhan Selçuk/Cumhuriyet

++++++

Hani asrın haberi?
İddianame yayınlandığı günlerde  yandaş medyada Mahmut Öztürk hakkında şu başlıklar atılmıştı: “İşte Mahmut Öztürk’ün işlediği suçlar”, “Tekin’in adamları bir bir yakalanıyor”, “Terör örgütü üyesi olmaktan tutuklandı”, “Ergenekon’un kilit isimleri”, “Çember daralıyor”... Nedenini bilmeden 18 ay cezaevinde yattı, ilk savunmasının ardından tahliye oldu. Medyada tık yok! Asrın davasının ilk tahliyesi haber olmaz mı? Neden birinci sayfalarda asrın davasına ambargo başladı? Akşam’da yok! Hürriyet’te yok! Sabah’ta yok! Star’da yok! Zaman’da yok! Taraf’ta yok!... Star, Yeni Şafak, Vakit gibilerin sanıkların savunmalarından cımbızladıkları kelimeleri suç itirafı, suç delili gibi gösterme çabası sürüyor. Terör Örgütü şemaları yayımlayan Sabah, savunmalara hiç yer vermiyor. İlk tahliyeden sonra medyada durum bu. Öztürk hep “terör örgütü üyesi olmaktan tutuklu” sanık olarak hatırlanacak! Tahliye olmamış gibi!
Yandaş medyanın tarzı bu:  Çamur at, izi kalsın!


++++++

Tehdit ettiler
Oray Eğin, ’TSK karşıtı Tesev raportörleri ’ olarak ünlenen Taraf yazarlarını ihbar etti
Bütün gazetecilerin eleştirilerini kabul ederim. Ama en önemlisi anlarım. Anlamadığım dışarıdan basına iliştirilmiş iki adamın şu tehdidi:
“Köşeden olmana az kaldı!”
Okuduğum en utanç verici ve gazetecilikle bağdaşmayan makaleden bana savrulan tehdit bu. Pazar günkü Taraf gazetesinde yer aldı. Kim bu adamlar?
İki kişi, yarım suratlarıyla bir köşe fotoğrafını paylaşıyorlar. Polis Akademisi’nden tanışıyorlar, aynı zamanda sucveceza.com diye polisler tarafından hazırlanan bir İnternet sitesine katkıda bulunuyorlar. Yazıda kullandıkları çirkin ifadeler şöyle: Ergenekon’un gazetesi (Akşam’ı kastediyor), ‘adi’ bir köşe yazarı (bu benim herhalde) ve ‘aşağılık’ bir İnternet sitesi (odatv.com). Bu çirkin ifadelerin sebebi geçen haftalarda sucveceza.com’da yaptıkları bir anketi önce odatv.com’un duyurması, sonra benim Akşam’daki köşemde alıntılamam.
Akşam Türkiye’nin en köklü gazetelerinden biri, odatv.com’u kimin hazırladığı belli, künyesi açık, ben ise yıllardır gazetecilik yapıyorum. Bir de her kimi kastediyorlarsa artık “Fabrikatör”ün tezgahından geçmişiz...
Yetmiyor, bir de Başbakan’ın patronumuza baskı yapmasını, bizi işten attırmasını istiyorlar: “Gazetecilerinizin ‘Ergenekon’u aklama’ çabası hakkında patronunuz ve Başbakan ne düşünüyor acaba?”
Sen kim oluyorsun be adam! Hangi hakla beni tehdit ediyorsun? Ben neyi haber yapacağımı sana mı soracağım be adam! Ne dediğini açık açık söyle de anlayalım hepimiz! Sen komiser oldun diye kendini kasabanın şerifi mi zannediyorsun? Meydanı boş buldun galiba. Bu tehditleri savurmak kolay mı!
Sen bir gazeteciyi böyle tehdit edemezsin, bu lafları bana söylemezsin! Bir gazeteye böyle etiket yapıştıramazsın. Hem, sen nasıl eğitimcisin. Türk Polisi’ne eğitim verirken bunları mı öğütlüyorsun? Beğenmediğinizi tehdit edin, etiketleyin, köşeye sıkıştırın mı diyorsun?
Sen kimsin, necisin hakikaten?
Senden farklı düşünüyorum diye Ergenekoncu olmak zorunda mıyım?
Planın ne ve neyi hesaplıyorsun? Bu gücü nereden alıyorsun?
Gazeteciliğe soyunuyorsan bu işin kurallarını ve inceliklerini bileceksin, burası senin görev bölgen değil.
İçişleri Bakanı’nı  uyarıyorum: Bu adamlar polis kimliğini kullanarak üzerimizde tehdit oluşturuyorlar. Böyle elleri kolları serbest dolaşmasına izin mi vereceksiniz?       
* Oray Eğin / Akşam

++++++

İşte, hakaret dolu o yazı
 ‘Adi’ bir köşe yazarı ya da ‘aşağılık’ bir web sitesi kullanılarak bir yalan dolaşıma sokuluyor. Cevap verirseniz “yayınımız ses getirdi” diye yazılıyor. Sonra yalanlar daha yüksek sesle dile getirilip “yalanlandı ama doğru olabilir mi?” kuşkusu ile yeniden servis ediliyor. Cevap vermezseniz; “hiç bir açıklama gel(e)medi” şeklinde bir sersemlikle ve yeni yalanlarla bu sessiz duruş referans sayılıyor. Bu yöntemi de en çok ‘Fabrikatör’ün elinden geçmiş üç beş medya çetesi üyesi yapıyor. Ama köşelerinden olmalarına az kaldı... Örneğin kurumunun adı ‘Ergenekon’un gazetesi’ diye anılan ve bundan dolayı pişmanlığını en yüksek perdeden dile getiren o genel yayın yönetmenine açıkça soruyoruz. Kurumunuzda, Ergenekon ile şöyle ya da böyle bağı olan başka çalışanlarınız da var mı?  Ergenekon’dan referans almak mı gerekiyor sizin gazetenizde çalışmak için? Bu ‘deterjan’ gazetecilerinizin ‘Ergenekon’u aklama’çabası hakkında patronunuz ve Başbakan ne düşünüyor acaba?
* Önder Aytaç-Emre Uslu/Taraf


++++++

Son pişmanlık neye yarar?..
Engin Ardıç’ın Seyir Defteri, 20 Kasım 2008. 16. gün; hala anırmadı...
Almanya’dan arayan bir okurumuz, “Biraz sabredin. Obama henüz resmen göreve başlamadı. Bence Bush’tan görevi devraldıktan sonra anıracak” diyor. Göreceğiz; sayılı gün çabuk geçiyor!  Ali Çetin adlı okurumuz da, “dün gece ‘aaiii’ sesiyle sıçradım. Yaşasın anırdı dedim. Ama rüyaymış” diye anlatıyor hayalkırıklığını.
Engin’e dönersek, pişmanlığı yazılarıdan okunuyor. Deniz Baykal’a öğüt veriyor: “Sakın ”iktidara geldiğimde Hilton arazisine inşaat izni vereceğim“ gibi somut vaatlerde bulunmasın... Vallahi kendisi de anlayamadan zorla iktidara getirirler, sonra bin pişman olur!” Engin Ardıç, “ben ettim sen etme” der gibi değil mi?
Son pişmanlık neye yarar Engin... Obama’yı da seni anırtmak için zorla iktidara getirtmedik ya... Taksim Meydanı seni bekliyor!


++++++

İçelim, sosyalleşelim
“Sıraselviler bizimdir; İstiklal sizin olsun” nidaları atan karı-koca belli ki bütün gece taktik geliştirmişler. Aynı gün kılıçlarını çektiler.
Bayan ivedik ’taarruz birliği’ gibiydi. Yemekle ilgili düşüncelerini yazan, hele hele kanatlarının altına aldığı(!) Nursuna Memecan’a laf etmeye kalkan gazetecilere ‘frensiz hücum’ başlattı. Ne omurgasızlıklıklarını bırakmış, ne yalancılıklarını, ne bozuk karakterliliklerini...
Bay İvedik mi?
Eeee ona da ”sarhoş oldu“ diyenlere karşı ’dik duruş’ sergilemek düştü.
Bayan İvedik ’Başbakan’ın karşısında viskileri deviren’ kocasıyla biraz daha gururlansın diye ‘bol buzlu, bol sulu Taliskerler’i nasıl içtiğini anlattı... Talisker gibi malt viskilere buz atılmazmış. Ama Bay İvedik sosyalleşme babında içtiği için buz da attırmış...
Bay İvedik merak ettim, süngergiller için acaba kaç kadehten sonrası ‘kafa çekme’ye giriyor? Kaç ‘parmak sallama’dan sonra ‘çakırkeyf’ten ‘sarhoş’luğa geçiliyor?

++++++

GÜNÜN SÖZÜ
AKP’li milletvekili Akgül, “Devlete karşı suç işleyenler vurulacaktır” demiş. Dokunulmazlıkları kaldırılıp yargılansınlar yeter!
Akif Kökçe


++++++

MİNİ YORUM
Gülüp geçsene

Yeni Şafak’ın çift kimlikli yazarı, Fehmi Koru olarak söylediği ‘Obama gibi geldi, Bush’a benzedi’ sözünü yine Taha Kıvanç olarak cevaplandırmış: “Hakkımda yazıp çizilenlerin hepsi senaryo, ama kızmıyorum,en keyif aldığım dönemlerden birini yaşatıyorlar”. Madem hepsi senaryo, madem bu kadar keyif alıyorsun niye gazete gazete, tv, tv dolaşıp cevap yetiştiriyorsun? Neden tekrar tekrar izahat verme gereği duyuyorsun? Madem yazıların ‘gül’ kokmuyor, gül geç o zaman! Ne diye lastik gibi uzatıyorsun?..
* Selcan TAŞÇI

++++++

 

SİZDEN GELENLER


Dostluğa dair...
Ehli gönül sofrasında tuza kurban olayım / Namertlerin sofrasında bala mihnet eylemem..
Bir büyüğümün bu eşsiz dizelerine gönlüm ne zaman takılsa dost sohbetleri belirir hafızamda.. Dostluğun o eşsiz hazzını yaşar yanan yüreğimden damla damla sızılar boşalır... İşte derim demek dostluk böyle birşey... Omuz omuza sırtlamaktır devasız dertleri... Lal olmuş dildeki kelam... Mutsuz yüzdeki tebessümdür..hürriyet solumaktır prangalara inat... Hayat kavgasındaki yar ediliştir...Serden geçmişçesine... Eğri ok olmak yoktur dostun divanında doğru ok gibi gitmek hedefe varmak vardır...  Kürşadça saldırmak ve başkaldırmak vardır zulme... Kırk yiğidin kırk yüreği gibi mangal ve bir millete kurban ediliş vardır...  Sevgi bozkırına otağ kurmak... Ve yırtmaktır karanlıkları... Ay ışığında pusula olmaktır.. Şad eylemektir dostluk... Ad eylemektir cenklerdeki kahramanlıklar gibi.. Surların burcundaki nazlı hilal gölgesinde çiseleyen rahmetin altında ıslanmaktır... Ve sessiz çığlıkların dirayetsizliğine inat bağırmak haykırmak haykırmak haykırmaktır...
* Ozan Korhan

* * *

Bir ailenin şiddetle mücadelesi
İzmir’de 2007 yılı Haziran ayında meydana gelen basit bir otopark tartışması sonucu şiddete maruz kalan yakınımız İlyas Keni söz konusu vakayı adli makamlara intikal ettirdi. Aynı saldırgan tarafından yakınımız, olayın adli makamlara intikal ettirilmesinden dolayı ikinci kez sopalı saldırıya maruz kaldı. Bu saldırı sonucunda aldığı darp sonucu kafatası kırığı, beyin kanaması, beyin ezilmesi oluştuğundan 11.03.2008’den 28.10.2008 tarihine kadar yoğun bakımda kaldıktan sonra yaşamı sona erdiğinden şu an yakınımız aramızda değil!.. Bu süreçte dünyaca tanınmış beyin cerrahlarına  hastamızın durumu iletilerek, yapılacaklar konusunda bilgi edinilmeye çalışıldı, fakat  hastamız her gün gözümüzün önünde eridi.
Hukuka güvenen sorunlarını yasal yollarla çözme gayreti içinde olan bir vatandaş ülkemizdeki hukuksal boşluk ve hukuksal yöntemlere başvuranlara yönelik güvenlik önlemleri alınmadığından ötürü hukuki mücadelesi yaşamına mal oldu.
Mevcut sistem ve hukuksal işleyiş bu olayda bize şunu gösterdi; Bireyin sorununu ve  çözümünü kendine bırakma, Kendi güvenliğini kendisine bırakma (çeteleşme, mafyalaşma), Hukuka güvenin sorunları çözmediği, Hem devlet hem de aile olarak ekonomik kayıplara neden olma, Bu olayla ilgili bireylerde hatta dinleyicilerde psikolojik travmaya neden olunduğu ...
Amacımız yaşadığımız olumsuz olayı, hukuk zaafını ve şiddetin hiç kimse tarafından yaşanmamasını sağlamaktır. Başka ülkelerde vatandaşlarımıza benzer şiddet uygulandığında Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bürokratik yetkililerce “vahşet”, “katliam”, “cinayet” gibi sözlerle kınanırken ülkemizdeki vatandaşlar bu şiddeti birbirlerine uygularken yetkililerce kayıtsız kalınarak maalesef   “kendi işini kendin gör”  mantığı güdülüyor.
Ebediyete iki bine yakın insan tarafından uğurlanan bir kişinin anısına, şiddeti azaltmaya yönelik bir gündem oluşturmanızı  talep ediyoruz.             
* Ailesi...

* * *

Halk Son Buluşma’ya sponsor  oldu
Abuk sabuk filmler yüz binlerce avroluk sponsor bulurken sonuncusunu uğurladığımız ’Çılgın Türkler’i anlatan Nesli Çölgeçen’in ’Son Buluşma’ filmi sponsor bulamadı. Kapı kapı dolaşan Çölgeçen, bütün kapılardan eli boş döndüğünü Habertürk TV’de anlattı. Program sonrası gelen bir vatandaş mesajı herkesi çok duygulandırdı. Mesaj  “Sizin sponsorunuz Türk halkıdır”  diyordu.
Maddi hatalarla, manevi imalarla dolu  “Mustafa” filminin, gördüğü ilgi üzerine, Can Dündar, kendi Atatürk’ünü anlatan “Mıstık”, beklide  “Mu” filmi için hazırlanmaya başlamadan önce, bu ülkenin aydınlık insanlarının; doğru, dürüst, aşağılamadan, yanıltmadan, küçültmeye çalışmadan, karalamaya uğraşmadan, Cumhuriyet düşmanlarının ve liboş taifesinin ekmeğine yağ sürmeden numaracı Cumhuriyetçileri sevindirmeyecek, romantizme kaçmadan, gerçekleri anlatmak için yapılan filmleri desteklediğini görmelidir.
* Naci Harmancı

* * *

10. Yıl Nutku’ndan feyz al
AKP, “İl Yerel Yönetimler Değerlendirme Toplantısı” nda katılımcılara, Obama’nın seçim zaferi konuşmasının İngilizce ve Türkçe tam metni dağıtılmış.Yazık!!!.AKP Obama’nın zafer konuşmasından feyz alana kadar Atatürk’ün 10.yıl nutkundan feyz alsaydı şu an ne bölücülüğü, ne de geri kalmışlığı konuşuyor olmazdık.Çareleri uzaklarda aramaya gerek yok, kurtuluş burnumuzun dibinde...     
*  Ozan Ayhan


* * *

32. Gün’den insan manzaraları
Hocası programa “Can linç bekliyor muydun filmi çekmeden önce” diye çanak tutarak başlıyor... Dündar “Canımızın bu kadar yanacağını hesap etmemiştim” diye atlıyor... Baskın Oran “Bu film Atatürk’ü Hz. İsa olmaktan çıkartıp yere indirdi’’diyor. Ardından ekliyor, ”Bu filme sözde soykırım der gibi, sözde film diyecekler“ diyor. ”Sözde soykırım“ lafından alınıyor! 
Özakman Atatürk’ün diktatör olmadığının altını çiziyor, Dündar kafa sallayarak susuyor. Özakman’ın karşısında tez jürisi önünde gibi, terledikçe terliyor...  Özakman, ”Senin dediğin gibi Atatürk dalkavuklara inanıp kanmamıştı bunlar yanlış düzelt. Ayrıca Vahidettin’i veriş şeklini düzeltmek bana değil tarihe karşı bir borçtur. Ben burada bunun sözünü aldığımı düşünüyorum “ diyor...  Özakman ayrıca Atatürk’ün dostları ile küs gitmediğini şu sözlerle vurguluyor: ” İsmetle de Ali Fuatla da hepsiyle barıştı. Hiçbir arkadaşından kopmadı. “ Dündar araya giriyor, ”Niye etrafında değiller? “  Özakman ”Yahu hasta adamın odasında, yanında kabine mi oturacaktı, ben bunları sana anlattım“ diye gülüyor.
NOT: Atilla Yayla için imza toplayan Faruk Alpkaya yerine insan Turgut amcasına danışmadan çeker ise böyle madara olur!           
* Engin Balım

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları