Enaniyet üzerine...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Bizim kültürümüzde “ben” demek, “benlik davası” gütmek kısacası “enaniyet” kötü huyların başında sayılır. Çocukken, büyüklerimizden “Ben demek şeytan işidir”, “Benlik şeytana yakışır” gibi sözleri sıkça duyardık.
Gerçekten de insana yakışan haddini bilmek ve acziyetini itiraf etmektir. Kendini beğenmek, kibirlenip gururlanmak şeytanın işidir. Şair doğru söylüyor:
“Meskenettir (acziyetini idrak) yakışan insâna//Çünkü benlik yakışır şeytâna” (Şinasi)
Bilindiği üzere C. Allah meleklere “Âdem”e secde etmelerini emrettiğinde şeytan “Ben ondan daha hayırlıyım.” diyerek ilk defa “ben” demiş, egosuna uyarak Allah’ın emrine karşı gelmiş ve huzurdan kovulmuştu. Yani Allah’a ilk karşı gelme “enaniyet” yüzünden olmuştur.
Maalesef bu “benlik davası” insanoğluna da bulaşmıştır. Topluma şöyle bir baktığımızda malına-mülküne, makamına-mevkiine hatta ilmine güvenerek kibirlenip etrafa tafra satan nice insanlar olduğunu görüyoruz. Oysa Esat Muhlis Paşa’nın da dediği gibi analar neler doğurmuş. Gözlerine gurur ve kibir perdesi gerilmeyen kişiler kendilerinin fevkinde nice insanlar olduğunu görürler:
“Lâf-ı dâvâ-yı enâniyyet ne lâyık âkıla//Herkesin âlemde bin mâ-fevki bin mâ-dûnu var.”
Bu noktada şu hikâyeyi hatırlatmamız sanırım faydalı olacaktır:
Rivayet ederler ki eskiden bir ülkede büyük bir sel felaketi olur. Can pazarının yaşandığı bir ortamda cesur bir adam çıkar kendini tehlikeye atarak birçok insanı kurtarır. Ve “selden adam kurtaran zat” diye şöhreti yayılır. İnsanlar bu zatın o gün yaşadıklarını kendi ağzından dinlemeye can atarlar. Adamın ömrü de o maceralarını anlatmakla geçer. Derken vakti saati yeter, âhirete göçer. Tabii, birçok can kurtararak faydalı işler yaptığı için cennete girer. Selden adam kurtarma maceralarını anlatmaya alışan zat, bir müddet sonra cennette sıkılmaya başlar. Sonra durumu oradaki yetkililere açarak dünyadakilere olduğu gibi cennet ehline de selden adam kurtarma maceralarını anlatmak istediğini söyler. Yetkililer teklifi olumlu karşılarlar. Bir toplantı düzenlenir. Selden adam kurtaran zat, mahşerî kalabalığa maceralarını anlatmak üzere heyecanla kürsüye çıkar. Konuşmaya başlayacakken bir melek yanına yaklaşır ve kulağına şunları fısıldar:
Efendim selden adam kurtarma maceranızı fazla abartmasanız iyi olur. Şu önde oturan uzun beyaz sakallı zat var ya, işte o Nuh peygamber...
Demek ki ne kadar iyi şeyler yapmış olsak, ne kadar büyük işler başarmış olsak da bizim yaptıklarımızdan daha iyisini ve daha büyüğünü bir başkasının yapmış olabileceğini unutmamamız gerekiyor. Enaniyet duygusuna gem vurabilmenin altın kuralı budur.
İnsan olmak hasebiyle bir takım zaaflarla mâlûlüz. Bunların başında da kendini büyük görme hastalığı dediğimiz şeytanî bir sıfat olan enâniyet gelir. Bence insan, bu şeytanî vasıfdan(enaniyet) sıyrılabildiği ölçüde insandır.
Son söz şairin:
“Enâniyete kapılma, şeytân işidir//Unutma, kibir ve gurur nâdân işidir.”  (Li-müellifihî)

 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları