Endişeliyiz

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Halkımız, Annan Planına evet dediği takdirde adaya kalıcı barışın geleceğine inandırılmıştı. Türk hükümeti de TBMM’de oybirliği ile alınmış olan “İki eşit egemen devletin ve halkın ortaklığına dayanan ve 1960 Antlaşmalarının öngördüğü etkin ve fiili Garantileri içeren” milli kararı es geçerek Annan Planına evet dedikten sonra halkın, içeriğine vakıf olmadığı binlerce sayfadan oluşan bir planı objektif şekilde değerlendirmesi beklenemezdi.
Evet oyu ile KKTC’nin tanınacağı ve yüceltilmiş olacağı, Garantilerin fiili ve etkin bir şekilde devam edeceği, gökten avroların yağacağı, herkese iş ve aş verileceği, memurların Rum tarafındaki maaşları alacağı, göçmenlerimizin havuzlu villalara nakledileceği gibi yalanlar yayılırken, bu vahşi ve ahlaksız propagandanın öncülerine de ABD kaynaklarından 30 milyon dolardan fazla paralar dağıtılmaktaydı. Bu propagandayı yapanlar aynı zamanda Rum tarafının da Annan Planına evet diyeceklerine inandırılmışlardı. Ya, Rumlar hayır derse şüphesinde olanlara da Türkiye’den gelen yanıt tatmin ediciydi; derhal KKTC’nin tanınması için yola çıkarız.
Kimse, Rum liderliği ile Yunanistan’ın yüz yılı aşmış olan Enosis siyasetinin 1955’lerden sonra gelmiş olduğu çizgiye, 1960 Antlaşmalarının Garantilerinden kurtularak Enosisin yolu açılsın diye saldırıya uğradığına, Kilisenin ve Rum-Yunan liderlerinin değişmemiş siyasetlerine bakmak ve bunları değerlendirmek gereğini duymamıştı.
Olan olduktan “tecavüze uğradıktan sonra” kapıya kilit vurulup, KKTC’nin tanınmasında ısrar edileceğine “aldatıldık” edebiyatı ile vakit geçirildi ve Kıbrıs meselesi sanki  “ambargoların kaldırılması ile halledilecek bir meseleymiş” gibi ambargoların kaldırılmasında ısrar kurtuluş siyasetimizin yerini aldı. İşlerin bizi nereye götürmekte olduğunu gördüğüm için ben arenadan ayrıldım, seçimlere girerek Türk hükümetinin barışçı siyasetine ve halkın yoğun isteğine karşı gelmek istemedim. Bunda bir yarar olamazdı, Türkiye’nin bize, ben çekilinceye kadar, sırt çevirmesine, halkın büsbütün bölünmesine neden olabilirdi.
Neticede “Yes be annem” taraftarları iktidar oldu; Cumhurbaşkanımız  “Ayrı devlet, ayrı egemenlik”  istemediğini vurgulayarak  “Tek halk, tek egemenlik, tek devlet, tek vatandaşlık” formülünü benimseyerek görüşmelerin yolunu açmış oldu. 1960 Antlaşmalarının temelini teşkil eden Türk-Yunan eşitliğini ve dengesini bozarak bizi de, Türkiye AB üyesi olmadan, Rumlarla birleştirip AB üyesi yapmayı öngören Annan Planına paralel olarak bu görüşmeler de aynı istikamete doğru ilerlemektedir. Bunun da, kim ne derse desin, fiili ve etkin garanti ile Türk-Yunan dengesinin ortadan kalkmış olacağını sık sık söylemekteyim. Pek aldıran yoktur.
Bugün geldiğimiz noktada Rum idaresi “Kıbrıs Hükümeti” olarak denizlerimizde petrol arama izni vermeğe başlamıştır. Ta başlangıçtan Kıbrıs’ın Yunanistan’a verilmesinden yana olan, bunu Acheson Planı ile de kanıtlayan ABD, 1964’de eli kanlı kahpe papazın yüzde yüz Rumlardan oluşan idaresini Güvenlik Konseyinde “meşru hükümet” olarak tanımakla yetinmemiş, KKTC’nin tanınmasını önlemek için elinden geleni yapmış taraf olarak “Petrol aramak, Kıbrıs Hükümetinin egemenlik hakkıdır buna karşı çıkılamaz” buyurmuştur.
Ayrı devlet, ayrı egemenlik istemeyen ve görüşmelerde Kıbrıs’ın bir bütün olarak egemenliğini savunan taraf olduğumuza ve Türk hükümeti de bu gidişatı sonuna kadar desteklediğine göre yapmamız gereken kendi siyasetimizi gözden geçirmek mi, yoksa ABD’ye kızmak mı? Kızmışız, kızmamışız ABD’nin umurunda mı sanıyorsunuz?
Sn. Cumhurbaşkanı Talat, Doğancı’da halka “endişe etmeyiniz” demiş. Toprak konusunda da %29+’ya evet dedik, toprak vermek zorundayız da buyurmuş. Burada halkın büyük bir çoğunluğunun, seçimlerde de gösterdiği gibi, endişeli olduğunu vurgulamakla yetineceğim. Gelecek yazımda “%29+ Toprak” konusunu ele alacağım...

Yazarın Diğer Yazıları