Enseledik! Kod adı: KKK

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Tasfiye edilecek gazeteciler listesi olur da, terfi ettirilecekler listesi olmaz mı? İşvesi, cilvesiyle, bilin bakalım kimi “ben geliyorum” derken enseledik. İşte Genel Yayın Yönetmenliği basamaklarındaki o zıpzıp


Enis Berberoğlu’nun, evinin banyosuna sızmış hain bir yumoş kutusunun ’tezgahı’na gelmiş olmasından şüphelendik. Ama bu kadar gün geçti... İktidar Doğan Grubu üzerindeki son mahrumiyet politikasını “su” üzerine inşa etmediyse Berberoğlu’nun bir değil birçok kez yıkanarak, yumoş etkisinden sıyrılması gerekirdi...
Tersi oluyor. Giderek insanda oyun hamuru gibi şekillendirme hevesi uyandırıyor.
CNN Türk’teki programında “pembe tablo çizme” olayını öyle abarttı ki, programa fuşya hotrişle çıkmasından korkuyorum. Bir gazeteci düşünün;  TVNET’e yaptığı ’Başbakanlık ve Genelkurmay’ın karşılıklı olarak internet andıcı talimatını aradığı...“ açıklamalarını nasıl yorumlayacağını bilemediği için Erdoğan’ı arasın ve ” Ben sizin demek istemediğiniz bir şeyi demeyeyim diye şeyettim... Siz iyi güzel demişsiniz de, ben ne desem onu kestiremedim...“ diye kendisine bir ”aferinlik yorum pusulası“ arasın. Sonra ”sözünün üstüne söz söylenemeyen Erdoğan’ın“ sözlerinin ”aslında“ nasıl iyi, nasıl faydalı, nasıl her memlekete lazım olduğunu anlatsın... Üzerine bir de ”Böyle muhalefet de olmaz ki...“ sosu...
Başbakan olsam yazarım bir terfi listesi, Doğan Grubu’nun içinde istihdam ettiğim kuryelerden birinin eline sıkıştırır gönderirim  “patron“a...
Yoksa Bekir Coşkun’un bahsettiği ” tasfiye listesi “ne benzer, bir de ” terfi listesi “ ulaşmış mıdır dersiniz Doğan’a?
Hürriyet’in kendi seçtiği kod adıyla ” KKK(Kel, Kör, Kambur) “sının ekrandaki bu işvesi, bu edası Genel Yayın Yönetmenliği yolunun ” dikensizleştirilmesi “ne mi delalet?
Ne yani, şimdi tavşan gibi zıplamadan Hürriyet’in Genel Yayın Yönetmeni olunamıyor mu? Onun için mi ”gönlüme bir ateş düştü, yanar ha yanar yanar“ pskolojisine giren gazeteciler ” o romandaki hayale “ ulaşmak için ”yıkama, yağlama, cilalama...“ hizmetini bir nevi tramplen olarak kullanıyor?
”Ümit gönlünün ekmeği “ anladık da Enis usta... Dikkat et zemin kaygan...
Sana tavsiyem son dönemlerde muhalefetten iktidara yaptığın yumuşak geçişi, akıl, mantık, vicdan ve gazetecilik ilkelerinin süzgecinden geçir bakalım, ” gözümde tomurcuk yaşlar, ağır ağır doğruldum, ustam geldi sırtıma vurdu, unut dedi romanları “ nasihatini duyabilecekmisin?
Duyamadın mı? Peki o zaman, haydi arkadaşlar, şimdi daha kuvvetli, hep birlikte; İşçisin sen işçi kal... Bırak trambolin üzerinde tavşan gibi sıçramayı... Sana ayakları yere basan Ankara Temsilciliği yakışır....


++++++

Öcalan’ın dilini kullandı
“Cumhuriyet demokratikleştirilmeli (s. 126). Demokratik bir anayasa hazırlanmalı. Anayasa için ilk siyasal koşul, herkes yurttaş olarak eşit olmalı, yurttaşlar ve uyruklar arasında 1., 2. ve 3. sınıf ayrımı olmamalı. Anayasal vatandaşlık çözüm için güçlü siyasal zemin. Kürtler asli kurucu öğe. Kürt toplumunun dil kültür özgürlüğü sağlanmalı. Kürtçe yayın, dil yasağı kaldırılmalı. Yerel yönetim yapıları geliştirilmeli. Demokrasi şiddetle yürümez. Askeri ve silahlı güç yaklaşımları çözüm için anlamını yitirmiştir ve terk edilmelidir. DC temelinde barış görüşmelerine gidilmeli. Hükümet cesur adımlar atmayı bilmeli.”
Ne bunlar?
40 bine yakın insanın ölümünden sorumlu caninin yargılanırken telaffuz ettiği “Demokratik Cumhuriyet” kavramının “açılımı” nı yaptığı “Kürt Sorununda Demokratik Çözüm Bildirgesi” adlı metindeki “çözüm önerileri” (!)
 “Anayasa’da Kürtlerin temel haklarının, bütün kültürlerin varlığının ve kendini ifade etmesinin güvence altına alınması. Kürt ulus devleti yerine ortak devlet. Kürtlere özerklik verilmesi. ” Türkiye ulusu “ kavramının kullanılması. Bölge meclislerinin kurulması.Kürtçenin eğitim dili olarak kullanılması, etnik kimlikle siyaset imkanı tanınması...”
Peki bunlar ne?
DTP’nin “Demokratik Toplum Kongresi Sonuç Bildirgesi” nde devlete koştuğu şartlar(!)
Önceki gün TBMM Genel Kurulu’nda “Aç, aç, aç...” tezahüratlarına dayanamayıp ucundan accık açan İçişleri Bakanı Beşir Atalay neyi anlattı?
“Demokratik Açılım”ı... Diğer deyişle “Cumhuriyeti demokratikleştirme projesi”ni...
Hani PKK’lıları “dağdan inen vatandaş” diye kucaklayarak demokratikleşeceğiz ya!...
Hadi yanlış anlamaydı, kavram kargaşasıydı, dil sürçmesiydi...
İlkini yedik diyelim...
İçişleri Bakan’nın, Başbakan’ın ağız dolusu tekrarladığı “Milli Birlik Projesi” ni anmadan, ısrarla Polis Akademisi’nde yapılan “Kürt Çalıştayı” nda Kandil ulaklarının onayıyla “Demokratik Açılım” adında ısrar etmesine ne demeliyiz? Yol kazası mı? Yoksa “İmralı’da yazılan yol haritası” mı? Herşeyin “Ne mutlu Demokratik Cumhuriyet halkı olmak” için yapıldığının itirafı mı?
Bilelim de, bundan sonraki oturumları “Öcalan terimleri sözlüğü” ile dinleyelim....


++++++

Sömürünün bini bir para
“İşte orada, tek başına ya bir yatağa, ya bir tekerlekli sandalyeye çakılmış kalmışsın. İçinde bir yerde hâlâ ” Vatan sağ olsun “ yazıyor. Kendimi işte o çocuğun yerine koyuyorum” yazmış.
Sen kendini o çocuğun yerine koyamazsın.
Koyabilseydin “İmralı postacılığı” na adaylığını açıklamayı aklının ucundan geçirmezdin, koyabilseydin “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” silicilerine “ha gayret” demeye utanırdın, koyabilseydin senin gazetende PKK’lıların eve dönüş kutlamalarının altında ezilmezdi şehit annesinin sesi...
Sen kendini o çocuğun yerine koyamazsın, ancak sosyolojik süzgeçten geçirilmiş hesaplı cümlelerle, milletin bam teline dokunabildiğini sanıp işte böyle bir gazinin isyanını bile tezgahın dişlisi yapmaya kalkışırsın: “O isyan içinizde ne vatan bırakır, ne millet. Bu isyandan geriye ne kalır? Boşu boşuna harcanmış bir hayat. Bozuk para gibi harcanıp gitmiş bir gençlik. O müsrif, o savurgan kimdir? Sen mi, yoksa seni o cepheye süren devletin mi?”
Bahsettiğin “o protez bacak” var ya, çoktan patladı suratında...
Yoksa sen hala farkında değil misin? O zaman nerede “hayâ” ?


++++++

Ananız babanız da öğretmedi mi?
Taraf gazetesinde Atatürk ile ilgili tek satır göremedim.  Ve arka sayfalarında şöyle bir başlık: “10 Kasım tarihi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına unutulmaz bir ölümü hatırlatıyor. Oysa 10 Kasım, dünyada iz bırakmış bazı unutulmaz insanların da doğum günü.”
10 Kasım deyince Taraf’çıların aklına Luther geliyor. Türkleri köpeğe benzeten Luther. Bir diğer isim Mihail Kalaşnikv. On binlerce masum insanı öldüren tüfekleri yaratan. Sizin ananız babanız yok mu? Bir damla bile olsa vatan sevgisi, ülke sevgisi öğretmemişler size! Hadi onu öğretmemişler, insani bir duygu olan “minnet” e de yer yok mu yüreklerinizde?
* Fatih Altaylı / HaberTurk


++++++

Star alenen Kürtçülük yapıyor
1923’teki İzmit Basın Konferası’nda, 1921 Anayasası’na dayanarak söylediği sözleri ”Kürtler’e özerklik verecekti“ mealinde kullanabilmek için bir günde senden benden Atatürkçü kesildi.
Star önceki gün ”1924 Anayasası’na ’üniter devlet’ ilkesi konulmuş olması” ve “özerklikler yerine devletin merkeze bağlı yerel yönetimler biçiminde teşkilatlandırılması” çerçevesinin çizilmesi gibi “minik” detayları atlayarak yaptığı haberde, neredeyse Atatürk “ülkeyi bölün diye vasiyet etti” diyeceklerdi.
Dün de TBMM’deki açılım öngörüşmelerinde yaptığı konuşmadan dolayı CHP’li Onur Öymen’i hedef gösteren “Dersim Kafası” manşetiyle çıktı gazete.
Star’ın iki gündür kullandığı argümanların bölücülerle aynı olması tesadüf olabilir mi sizce?
Bunun adı Kürtçülük değilse ne?


++++++

Meclis Başkanı neden o kadar öfkelendi?
Kürt açılımının görüşüldüğü Meclis’in dünkü gergin oturumunu yöneten Meclis Başkanı, CHP’li bazı milletvekillerinin ellerindeki dövizleri oturdukları yerden havaya kaldırmalarına büyük tepki gösterdi... Burayı  “meydanlara dönüştürmem”  diyerek önce idare amirlerini göreve davet etti; sonra da oturuma ara verdi... Oysa dövizlerde sadece,  “Atam izindeyiz”, “Atam seni unutmadık”  yazıyordu.
Tamam; Meclis Genel Kurulu’nda döviz açılması, Meclis İç Tüzüğü’ne aykırı olabilir ama...
Meclis Başkanı’nın o kadar büyük tepki göstermeden önce, en azından o dövizlerde yazılanları okuyup, daha anlayışlı olması gerekmez miydi?
* Mustafa Mutlu / Vatan


++++++

Biz, Atatürk’süz biz olamıyoruz
Kucağıma alıp sevdiğim küçük İdil’İn babası, “Atatürk’ün ne denli önemli olduğunu herkes anlamaya başladı” dedi.
“Niçin şimdi” sorusunun yanıtını, durmadan gelenlerle ucu olmayan o kuyruktakiler verdiler: Atatürk ve onun ilkelerini çekip çıkarttığınız an etnik kavgalar başlıyor, mezhepler-cemaatler öne geçiyor, yönümüz kayboluyor, bizi birleştiren ve birarada tutan herşey yok oluyor, biz yeterince biz olamıyoruz... Aynı saatlerde Başbakan’ın “açılımlarını” dahi Mustafa Kemal’in “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesinin üzerine oturtmaya çalıştığı aklıma geldi. Kendi kendime “Atatürk ona da lazım” dedim...
* Bekir Coşkun / HaberTurk


++++++

AKP’nin analizcisi itiraf etti
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın da geçmişte yöneticisi olduğu ANAR Genel Müdürü İbrahim Uslu’ya soruluyor: İrticayla Mücadele Eylem Planı belgesi AKP’nin oylarını arttırır mı?
Uslu’nun cevabı: Doğru çıktığı takdirde tıpkı 2007’deki bildiride olduğu gibi demokrasi ve hukukun üstünlüğünü benimseyen kesimler Ak Parti’de bütünleşir...
O yüzden olacak, yandaş basının da muazzam desteğiyle halkı belgeye inandırmak için büyük çaba gösteriliyor.
Efendim Adli Tıp’ın kararı kâfidir... TSK’nın ayrıca incelemesine gerek yok... İmzayı Albay Çiçek’in attığı kesindir. Aksini düşünmek abestir. Albay yetmez Genelkurmay Başkanı da görevden alınmalıdır. Cuntacıların kökü kazınmalıdır...
Islak imzanın şaibeli Adli Tıp tarafından onaylanmasını, yandaş yalaka basın,  “TSK’yı tasfiye edin” e kadar getirdi.
Darbe geldi geliyor... Cuntalar cirit atıyor. Demokrasi elden gidiyor! Bu havayı yarattığınızda AKP’nin başarısızlıkları örtüldüğü gibi halk mağdura kol kanat geriyor, onunla bütünleşiyor...muş... AKP’nin analizcileri de öyle diyor!
* Melih Aşık / Milliyet


++++++

Telekulak iktidarda
Adalet Bakanlığı Osman Kaçmaz ve Ömer Faruk Eminağaoğlu hakkında yasal işlem(!) başlattı.
Bazı kovulmalar vardır, insanların boyunlarına takılan şeref madalyası yerine geçer. Ancak devletten kovma öyle bazı efendilerin istediği gibi olmaz. İşlerine geldiği anda “Bu konu bağımsız yargıya intikal etmiştir. Biz bir şey söyleyemeyiz, karışamayız” diye ahkam kesip sıyrılırlar.
Hakimlerini ve savcılarını dinleyen, hoşuna gitmeyen yargı mensuplarının üzerine hemen müfettiş sevkedip meslekten ihraç isteten bir telekulak iktidar.         
* Emin Çölaşan / Sözcü


++++++

MİNİ YORUM
Ufaktan bir pirelenme var

Yılmaz Özdil Anıtkabir’deki izdihamı, ısıtılan cam fanusun şeffaf kapağına çarpa çarpa “özgürlük sınırı” nı öğrenmesi beklenen pirelerin bağımsızlık bildirgesi gibi okumuş. Ata’sına koşan onbinlerden eminim de,  kafasını iktidar sopasına çarpa çarpa taklacılığı öğrenen güvercinlerin durumu ne olacak. Onlar kanat çırptıkça ben hafiften pireleniyorum da...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları