Entelektüel bukalemunluk

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

CHP kurultayı Hasan Cemal’in omzuna ilave hayat yükü bindirdi. Şimdi yine değişmek ve ‘Aslında ben ...’yı sevmiştim’ dizisinden bir kitap daha çıkarmak zorunda kalacak

Türkiye’nin yakın tarihini ister 10’arlık isterseniz de 5’erlik dilimlere bölüp inceleyin göreceksiniz ki hangi dönemi ele alırsanız alın Hasan, o dönemde yükselen değerin yanında mutlaka olmuş.
Bir tür entelektüel bukalemunluk bu.
Aslına bakarsanız o ’Aslında ben ...’yı sevmiştim’ başlıklı bir kitap yazsa da başlıkta neyi sevdiğini anlatacak kelimenin yerini boş bıraksa, dönemler değiştiğinde, o boşluk dönemine göre doldurulur da kolaylık olur kendisi için diye düşünüyorum. Her döneme ilişkin sevgisini de hemen hemen hep aynı cümleler ile anlattığından bunun bir içerik problemi çıkaracağını da sanmıyorum.

İkoncanlığın sırrı

Anlayacağınız her 5 veya 10 yılda bir olduğu gibi Hasan’ın yine rahatı bozulacak. CHP Kongresi Hasan’da yaklaşan kaçınılmaz değişimin sinyalini verdi.
Dönemler değiştiğinde, dönemin yükselen değeri değiştiğinde yavaş Hasan gidiyor yerine müthiş hızlı bir insan geliveriyor, yıldırım hızıyla fikir değiştiriyor, hatta herkes daha ne olduğunu anlayamadan o yeni değişimi konusunda en az 800 sayfalık yeni bir kitap yazmış bile oluyor.
Yıllardır kendisini okurum ve televizyonda dinlerim, hangi konuda yetenekli olduğu konusunda kararımı bir türlü verememiştim ama CHP Kongresi’ni izlerken nihayet Hasan Cemal’in bu toplumda bir entelektüel ikon olarak algılanmasındaki gizemi sonunda çözdüm. Millet onun değişime ayak uydurmaktaki olağanüstü hızını takdir ediyor olmalı:
Onu takdir ediyorlar da takip edebildikleri şüpheli.
Hasan, yazısının okunmasının, yazısının yazılma süresi kadar olduğu bir yazardır. Bu yüzden insanlar şaşırabiliyorlar çünkü onun bir yazısını okumaya başlayıp bitirdiklerinde Hasan, o yazıdaki bütün görüşlerini arada geçen zamanda tamamen, baştan aşağıya değiştirmiş olabiliyor.

Kısırdöngüden ibaret

Bu CHP kurultayı Hasan’ın omzuna ilave hayat yükü bindirdi. Üzülüyorum buna. Şimdi yine değişmek ve yine ilginç olmak zorunda kalacak ’Asıl ben ...’yı sevmiştim’ dizisinden mecburen bir kitap daha çıkaracak. Durmadan dönemine göre değişiyor olsa da Hasan için hayat, bir kısırdöngüden ibaret.
* Serdar Turgut / Akşam


++++++

Tekin, kendini eşbaşkan görüyor
Gazeteciler kendisine konuşmayı nasıl bulduğunu soruyorlar. Tekin’in yanıtı:
“Kötüydü! Çok kötüydü hem de! Benim hazırladığım konuşma metni dün gece yarısı operasyonu ile değiştirilmiş birileri tarafından. Benim hazırladığım metinde iktidarı hedef alan konuşmalar ve Başbakan’ı hedef alan polemikler yoktu! Muhalefetin m’si yoktu! CHP’nin değişen vizyonunu, bundan sonra yapacaklarımızı anlatan konular vardı sadece...”
Gürsel Tekin anlaşılan kendini “eşbaşkan” gibi görüyor. Kılıçdaroğlu’nun ne söyleyeceğini bile saptamak iddiasında. İktidara çatmasını istemiyor.
İktidara çatılınca konuşmayı “çok kötü” buluyor. Kılıçdaroğlu’nu gazetecilere şikâyet ediyor! Tuhaf mı tuhaf işler...
* Melih Aşık / Milliyet


++++++

İlk yumruk da medyadan geldi
Biz adamı satarız Kemal Bey... Sakın sırtınızı bize dayamaya kalkmayın, üzülürsünüz...
(...) Deniz Baykal iyi bilirdi kendisinden beklentisi olan gazetecileri. Muhabirinden köşe yazarına ‘iyi ilişki’ kurmaya kalkanların motivasyonlarını çok iyi çözmüştü, onları iyi dengelerdi. Baykal’ın her izini silmeye niyetliyseniz bile, bari bu yönünü iyi adapte edin kendinize...
Bana gelince... ‘Gazeteci dediğin muhalefet yapar, kıyasıya eleştirir, beklenti içine girmez, siyasetçiyle gazeteci arasında dostluk olmaz’ diye ezberleyerek yetişmişim...  O yüzden de bugün hiç gecikmeden ilk yumruğu atmak istiyorum: Bu parti meclisiyle işiniz zor... (...) Değişim, yenilik, Türkiye’yi yönetecek kadro diye neredeyse ’yoldan geçenin’girdiği bir parti meclisi kurarak karşımıza çıkarsanız nasıl inanılır size?
* Oray Eğin / Akşam

 

++++++

Uçurumdan da atlayacak mısınız
Kılıçdaroğlu’nun arkasında medya rüzgarı olduğu eleştirilerine cevap veren Mehmet Tezkan, Milliyet’teki köşesinde “aynısını yandaş medya da yaptı” demeye getirmiş. Doğru, yaptı. Doğru, kimi zaman en iyi savunma taarruzdur. Ama adama da sormazlar mı:
Yandaş medya kendini uçurumdan atarsa siz de mi atacaksınız yani?
İşte Tezkan’ın doğru olan ama yanlışı meşrulaştırmaya yetmeyen satırları:
“Gaz verme deyince, partizan medya manşetini görünce aklıma yerel seçim öncesi attıkları manşetler geldi..
Aynı gazete seçimden üç gün önce..
AK Parti yüzde 52 ile kendi rekorunu kıracak  demişti.. Üç gün sonra seçim yapıldı.. AKP yüzde 38. 3 aldı.. Yüzde 52 nerede yüzde 38 nerede..  Aradaki fark 14 puan.. Yanılmanın daniskası.. Rüzgâr estirmenin, gazlamanın dik alası..  Partizanlığın had safhası.. Parti gazeteciliğinin tipik örneği.. Bu tahmin bir gazetede çıksa yanılmışlar, tufaya getirilmişler diyeceğim.. İktidara destek veren bütün yayın organlarında benzer sonuçlar çıktı.. En kötümseri yüzde 48 demiş..
Bir grup medya bir siyasi partiyi desteklese.. Olduğundan büyük gösterse, rüzgâr estirse, gaz verse, pohpohlasa, şak şaklasa sandığı etkileyebilir mi? İktidar yapabilir mi? Hayır!.. Örneği yoktur..”


++++++

Yapışık karizmalar
Parti Meclisi belirlenmeden önce “Büyük rüzgâr yakaladık” diyerek ekran ekran dolaşan, kendisini listede göremeyince de “Biz iktidar olamayız” şarkısı çalanlar, Kılıçdaroğlu için de sorun olmaya devam edecek. Görünen o ki Kılıçdaroğlu, partide  karizmatik liderlik döneminin bittiğini söylese de her kurultay dönemi ortaya çıkıp kendinde güç vehmeden karizmalardan partinin kurtulması zor olacak.
* Muharrem Sarıkaya / Habertürk


++++++

“Yolsuzluklara bulaşmış başbakanın Yüce Divan’da yargılanmasını engellemek için anayasa ile oynamak kadere imansızlıktır.”
* Nail Muzaç (Deniz Som / Cumuhriyet)


++++++

KISA... KISA...

- CHP Kurultayı’nda Parti Meclisine giren Milliyet Gazetesi yazarı Hurşit Güneş, “Doğan Grubu’nun yayın ilkeleri gereği” gazetedeki köşesini bırakıyor.

- Kürşat Başar, Tuna Kiremitçi ve Süheyl Batum’dan sonra “Büyük Argo Sözlüğü”nü hazırlayan Hulki Aktunç da Cumhuriyet Gazetesi yazar kadrosuna katıldı.


- TRT yönetimi, CHP Kurultayı’na yeterli ilgiliyi göstermedikleri yönündeki eleştiriler için “yalan beyan” dedi. TRT Haber, kurultayı 5 muhabir 8 kameramanla “izlemiş”!


- Yenişafak Yazarı Fehmi Koru, Kanal 7 için yaptığı yorumda Kemal Kılıçdaroğlu’nun ’emanetçi’ olduğunu CHP’nin gerçek liderinin Süheyl Batum olacağını iddia etti!


- Ufuk Güldemir Eğitim ve Kültür Vakfı, İTÜ ile işbirliği yaparak Türkiye’nin ilk “Yaban Hayatı Müzesi”ni kurmaya hazırlanıyor. Üniversite kampüsünde inşa edilecek ve Güldemir’ın adını taşıyacak olan müzenin temeli, gazetecinin ölümünün üçüncü yıldönümü olan 10 Haziran 2010 tarihinde atılacak.

 

++++++

Yandaşlar kamarası
CHP’ye yıllardır “elit” diyen yandaş medya, topluca Lordlar Kamarası’na geçti... Kalemlerinden asalet damlıyor, “CHP avamlaştı” diyorlar!
(...) “Hukuktan anlamıyor” diyor. “Ekonomi bilmiyor” diyor. “Rüşveti bitireceğiz” diyor. “Soydular memleketi” diyor. “Hesap soracağız” diyor. “Bunların dokunulmazlığını kaldıracağız, siyasi ahlak yasası çıkaracağız, parlamentoda vurguncunun talancının yeri yok, naylon faturacıdan, Ali Dibo’dan bakan olmayacak” diyor. “Kalpazan” diyor. Çıt yok. Vay efendim “bey” dedi... İşte orası gücüne gidiyor.
* Yılmaz Özdil / Hürriyet


++++++

Görmüş geçirmiş de ders almayı unutmuş
Banka şubesinin önünde simit satan adamın kendisinden borç isteyen arkadaşına verdiği cevabı bilirsiniz:
-Banka ile anlaşma yaptık. Onlar simit satmıyor, ben de borç vermiyorum!
Biz gazeteciler ile siyasetçiler arasında da böyle bir anlaşma vardır. Biz gazeteciler bir partiyi desteklesek de karşı da olsak, iktidara aday olmayı onlara bırakırız. Siyasetçiler de kendilerini en fazla destekleyen gazetecilerin bile yarın kimi tutacaklarının belli olmadığını bilirler. Birbirlerine yapışık gibi görünen ama varlık sebepleri birbirlerine zıt iki meslektir siyasetçilik ve gazetecilik.
Siyasetçi için “Sır tutmak” bir erdemdir.
İnönü’nün verdiği ders
Gazeteci ise sırları kamuoyuna duyurabildiği oranda başarılı olur. Mesleğimizle siyaset arasındaki ilişkilerin karmaşıklığı konusunda sayısız deney yaşadım. 1965 seçimlerine “Ortanın Solu” sloganı ile giren İsmet İnönü liderliğindeki CHP, Süleyman Demirel’in liderliğindeki Adalet Partisi karşısında tarihinin en büyük yenilgisini almıştı. Cumhuriyet gazetesi için İnönü ile söyleşi yapmak üzere, seçimin ertesi günü Ulus’taki CHP Genel Merkezi’ne gittim.
İnönü odasında bir koltuğa adeta serilmişti. Yorgun ve üzgün görünüyordu.
-Paşam üzülmeyin, seçimi kaybetseniz de biz sizi tutuyoruz, dedim.
Şöyle bir baktı bana, sonra sordu:
- Biz diyerek kimi kastediyorsun?
Ben  “Biz Cumhuriyet gazetesiyiz” dedim. İnönü bu cevabıma güldü,
-Sen beni seviyor ve tutuyor olabilirsin, ama bil ki hiçbir gazete bir siyasetçiyi sonuna kadar tutmaz. Bir daha  “Biz”  deme “Ben”  de, diye uyardı beni. 81 yaşındaki çok deneyimli bir siyasetçinin 23 yaşındaki bir gazeteciye ders vermesiydi bu...
Mesleğe başladığımdan bu yana İsmet İnönü’nün sözlerinin ne kadar doğru olduğunu defalarca anladım.
Ayrıca sadece gazetelerin değil gazetecilerin de siyasetçileri “Sonuna kadar” tutmalarının mümkün olmadığını gördüm. Ama insanoğlu geçmişte yaşanılanlara değil, o gün yaşadıklarına bakarak davranışlarını yönlendirir genellikle. Geçmişten alınması gereken dersler, aynı hatalar aynı sonuçları doğurdukları zaman hatırlanır.
Sonuna kadar tutmak
Düne kadar Deniz Baykal rüzgârının estiği CHP’de bu rüzgâra yelken açanların, şimdi Kılıçdaroğlu rüzgârına kendilerini kaptırmaları ve bunlardan bir bölümünün gazeteci olmaları doğaldır.
Ayrıca CHP’deki değişimle gelen heyecan olumludur da. Çünkü Türk demokrasisinin en ciddi sorunlarından biri AK Parti’nin “Alternatifsiz” görünmesiydi.
“Tek iktidar partili çok partililik”  sistemin aksamasına neden olmaktaydı.
Pompalamak akılcı değildir
Ancak sırf Kemal Kılıçdaroğlu’nu pompalamak için yapılan ve Kurultay’daki içi pek dolu olmayan konuşmasından bile hikmetler çıkartmaya çalışılan gazete yorumları, bu taze lideri şaşırtabilir.
(..) Kılıçdaroğlu’nun önündeki hedef köşelere ve gazetelere yaranmak değil, AK Parti’nin projelerinden daha ileri olanları topluma sunmaktır. Düne kadar Baykal’ın uzlaşmasız, kırıcı ve çözümsüz üslubunu yere göğe sığdıramayan gazeteler ve gazeteciler onu bir kasetle evine kapattılar. Özetle Kılıçdaroğlu 1965’teki İnönü kadar bilinçli olmalıdır. Neticede geçmişten ders alamayacak kadar genç de değildir.
“Tayyip Erdoğan’dan hiçbir şey olmaz”  diye yayın yapanlara rağmen Recep Bey’in başbakan olduğunu ve iki genel seçim kazandığını mesela hatırlamalıdır.
* Mehmet Barlas / Sabah


++++++

MİNİ YORUM
Kurullar kurulurken
Bundan böyle zeytinliklerde de maden çalışması yapılacakmış. Hasarsız olsun diye  ‘Zeytin Sahalarını Koruma Kurulu’ kurmuşlar. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu da var bu ülkede. Birgün gazetesinin dün manşet yaptığı rezilliğe; arkeolojik kazı alanına buldozer sokulmasına engel olabiliyor mu?
Makamlarında kurulmak için kurul kurmaktan kolay ne var!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları