Er meydanını, yağıya dar eyleyen yiğidin destanıdır, hanım hey (!)

İsrafil K.KUMBASAR

Bir zamanlar, Ötüken-Çin sınırında Uygur aşiretlerinin yaşadığı bir oba vardı.
Obaya saldırmak için her an fırsat kollayan Çinliler, bir şafak vakti aniden hücuma geçtiler.
Çinlilerin tozu dumana katarak geldiklerini gören Uygurlar, kılıçlarını kuşanıp, ok ve yaylarını sırtlanıp atlarına atladıkları gibi karşı saldırı başlattılar.
Tomtuk, Uygurlar arasında ‘cesareti’ ve ‘yiğitliği’ ile ‘nam’ salmış, müthiş (!) bir cengaverdi.
Dışarıdan gelen ‘boru’ sesini duyar duymaz, yatağından fırlayıp hemen çadırın dışına attı kendini.
Ne olduğunu anlamaya çalışan karısına seslendi:
- “Katun, hemen çarıklarımı getir.”
Hatun, hiç vakit kaybetmeden çarıkları uzattı:
- “Buyur yiğidim.”
Çarıkları, hızla ayaklarına geçiren Tomtuk, karşısında el pençe duran karısına çıkıştı:
- “Kılıcım nerede?”
- “Buyur aslanım.”
- “Peki ya mızrağım?”
- “Al işte koçum.”
Mızrağın ucunun keskin olup olmadığını kontrol eden Tomtuk, bir kez daha karısına döndü:
- “Kalkanımı da getir, çabuk ol.”
- “Al işte, kahramanım benim.”
Kalkanın üzerindeki pası ovuşturan Tomtuk, karısına sert bir bakış fırlattı:
- “Durma aylak aylak öyle bre katun, biran önce atımı hazırla.”
Az sonra at çadırın önündeydi.
Tomtuk, karısını kenara itekledi:
- “Hadi katun, bir işe yara be, ata binmeme yardım et.”
Karısının yardımıyla güç bela atın sırtına yerleşen Tomtuk, narayı patlattı:
- “Heyyyt. Bekle beni kahpe düşman, geliyoruuum.”

* * *

Tomtuk’un çadırının tam karşısında yüksek bir tepe vardı.
Savunma hatlarını yarıp, o tepeye kadar dayanan Çinliler ile Uygurlar arasında savaş kıyasıya devam ediyordu.
At kişnemeleri ve kılıç şakırtıları kulaklarına kadar gelen Tomtuk, yerdeki kalkanı işaret etti:
- “Katun, bana kalkanımı ver.”
Karısı kalkanı uzattı.
Tomtuk, kalkanı bir daha kontrol etti:
- “Bu kalkan iyice eskimiş, artık işe yaramaz. Bana amcamdan yadigar kalan diğer kalkanımı getir.”
Karısı gidip diğer kalkanı getirirdi.
Tomtuk, gürlemeye devam etti:
- “Bana mızrağımı ver.”
- “Buyur yiğidim.”
Mızrağı göz ucu ile uzun bir süre inceledikten sonra yere fırlattı:
- “Bu mızrak işe yaramaz, diğer mızrağı getir.”
Karısı, öteki mızrağı da getirdi:
- “Şimdi hazır mısın aslanım?”
- “Evet hazırım.”
Tomtuk, bir daha karşı tepeye baktı.
Savaş, halen devam ediyordu.
Kılıçlar şakırdıyor, ok ve mızraklar havada uçuşuyor, gürz ve balta darbeleri kulakları patlatıyordu.
Mızrağı sağa sola evirip çeviren Tomtuk, yüzünü buruşturdu:
- “Bu fazla işe yaramaz, sen en iyisi bana diğeri ver.”
Karısı elindeki öteki mızrağı uzattı:
- “Al işte yiğidim, artık hazır mısın?”
- “Evet. Eğer geri dönmezsem sakın arkamdan ağlama. Vatan için can verdiğimi hatırla yeter.”
Tomtuk, elindeki mızrak ile havada bir kavis çizdikten sonra yeniden karısına döndü:
- “Sen en iyisi öbür mızrağımı getir. O daha sağlam gibiydi.”
- “Başka mızrak yok bey, hepsi bu.”
Tomtuk, avazı çıktığı kadar haykırdı:
- “Bekleyin bre, geliyorum, heeyyyt.”

* * *


Tomtuk, tam atına “Deh” diyeceği esnada, aklına çok önemli bir detayı atladığını farketti:
- “Bu ata yemini verdin mi katun?”
- “Evet, biraz önce verdim.”
Tomtuk, şefkatle atın karnını okşadı:
- “Yemini verdin, ama suyunu vermedin değil mi?”
- “Hayır, su da verdim.”
- “O zaman kimse tutmasın beni, hadi bana eyvallah.”
Tomtuk, nihayet atını mahmuzlayıp tepeye doğru yöneldi.
Fakat huyunu sahibinden alan at, tepeye çıkmak yerine, yavaş adımlarla tepenin eteklerinde dönmeye başladı.
Tomtuk, atın kulağına doğru eğildi:
- “Nereye gidiyorsun benim güzel atım? Niçin tepeye tırmanmıyorsun? Yoksa sağ salim yeniden köye dönebileceğimizi mi düşünüyorsun?”
Tepedekilere cephane yetiştiren bir Uygur savaşçısı, aşağılarda gezinip duran Tomtuk’a çıkıştı:
- “Neden yardım için yukarı gelmiyorsun?”
- “Geliyorum”  diye cevap verdi Tomtuk, “Ama şu ahmak at, söylediğim yere doğru gitmiyor.”
Kızgın savaşçının, mızrağını dürtmesi ile neye uğradığını şaşıran ahmak at, kişneyerek tepeye yukarı dört nala koşmaya başladı.
Tomtuk, düşündü:
- “Eğer atın sırtında oturursam, Çinliler beni görüp korkacaklar. ‘İşte Tomtuk, ondan uzak duralım’ diyecekler. En iyisi atın altına saklanayım. Beni, atın üzerinde göremeyince, yanıma yaklaşacaklar. Ben de hepsini geberteceğim.”

* * *


Atın alt tarafına gizlenen Tomtuk, ne olup bittiğini anlayamıyor, atın nereye gittiğini göremiyordu.
Aradan çok fazla geçmeden, at yeniden köye geri döndü, Tomtuk’un evinin tam önünde durdu.
Dışarıya koşan hatun, kocasını atın üzerinde göremeyince ağlamaya başladı:
- “Oooy oy, gitti benim yiğidim, vatan için uçmağa vardı.”
Karısının sesini işiten Tomtuk, gizlendiği yerden kendini yere attı:
- “Ölüyorum. Ölmek için eve geldim.”
Bu sırada obaya doğru koşan bazı Uygur savaşçılar, avazları çıktığı kadar bağırıyorlardı:
- “Çinliler kaçıyor, savaşı kazandık.”
Rahat bir nefes alan Tomtuk, yerinde duramayan bir boğa edası ile bir kez daha karısına gürledi:
- “Ölüyorum, ama hâlâ savaşabilirim. Bana derhal mızrağımı getir.”
Kendisine böylesine kahraman bir koca bahşettiği için Ulu Tanrı’ya şükreden kadın, mutluluk içinde gülümsedi:
- “Savaş bitti artık bey, ne mızrağı?”
Başını iki elinin arasına alan Tomtuk, iç geçirip başladı dövünmeye:
- “Ah ulan ah. Neden şimdi er meydanında değilim. Neden son Çinli’nin kellesini almak bana nasip olmadı?”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş