Erbakan’ın zarureti ve vasiyeti

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Türkiye’nin son elli yılındaki üç büyük ekolün lideri son nefesine kadar direnişini sürdürüp Hakk’a yürüdü. Gençlik yıllarımızda muhaliftik ona.. Attığı temeller, yüz bin tank, yüz bin uçak projesini hayali bulduk. Kadayıfın altının kızarması hikâyesiyle dalga geçtiğimiz oldu. Ama samimi bir Müslüman oluşundan hiç şüphe etmedik. Önceliklerimizdeki farklılık aramıza mesafe koymuştu. Azmi ve mücadelesini içten içe takdir ederdik, yine de aksiyon hareketinin mensupları olarak pasif bulurduk merhumu.
Hocayı yakından 1991 yılındaki “Kutsal İttifak ya da İnananların İttifakı” adı verilen MÇP-IDP (MP)- RP seçim işbirliği öncesinde tanıdım. Rahmetli Başbuğ Türkeş’e, “RP ile olmaz. Erbakan’ın talebeleri ile bir araya gelmemiz mümkün değil” diye açıkça itiraz eden pervasızların içindeydim. Genç ülkücülere herkesten daha çok değer veren ve gençlerle her daim istişareden bıkmayan Türkeş, 1991 koşullarını özetleyip, TBMM’ye girebilmenin yolları için bize, “Madem öyle farklı bir formül bulun ama Türk milliyetçilerini, ülkücüleri mutlaka Meclis’e sokun” diyerek toplantıya ara verdi. Zıpkın gibi gençlerdik. Taşı sıksak suyunu çıkaracağımızdan emindik. Ama siyasetin şartlarından politikanın inceliklerinden habersizdik. Duvardaki Türkiye haritası önünde saatlerce tartıştık. İl il, ilçe ilçe seçimlerde ne kadar oy alabileceğimizi hesaplıyor, biraz abartıya kaçan arkadaşlarımızı anında paylıyorduk. 1989 belediye seçimlerindeki ciddi sıçramaya rağmen MÇP’nin yüzde 10 barajını aşması mümkün değildi. Üstelik bir de Özal’ın koyduğu yüzde 20’lik il ve bölge barajları vardı. Kös kös Türkeş’in kapısını çaldık. Tebessümle karşılayıp “Formülü buldunuz mu?” dediğinde aslında çaresizliğimizin farkındaydı. 1980 öncesinde Ülkücülerle, Akıncılar arasında tatsız birkaç hadise yaşanmıştı. Başbuğ Türkeş, “Sizi anlıyorum ama Hoca’nın milli olduğundan eminim. Hoca’dan memlekete zarar gelmez, fayda sağlar” sözleri ile ittifak çalışmasını başlattı. Nitekim üç partinin toplam oyu yüzde11-12’lerde iken yakalanan ivmeyle yüzde 18 civarında oy alındı. Eğer yüzde 20’lik bölge barajı olmasaydı koalisyon ortağı bile olunurdu. Örneğin, Adana’da yüzde 19’larda kalınmış o dönem MÇP’nin Genel Sekreteri olan Devlet Bahçeli seçilememişti.
Propaganda çalışmaları için Erbakan ile Türkeş sık sık bir araya geliyordu. O yıllarda esamisi pek okunmayan IDP lideri Aykut Edibali’yi hiç ihmal etmiyor, nezaket ile yanlarından ayırmıyorlardı. İstanbul Dedeman Oteli’nde uzun uzun ’Adil Düzen’i anlatıyordu Erbakan. Masamızda dönemin RP İl Başkanı Tayyip Erdoğan da vardı. Oluşturulan seçim komitesinde birlikte çalıştığımız için samimiyetimiz artmıştı. Her zamanki muhalif damarım depreşti, “Tayyip Başkan bu Adil Düzen’den bir şey anladıysam Arap olayım” dedim. Gülerek, “Hoca’nın fantezisi işte, boş ver sen biz seçim sonuçlarımıza bakalım” deyip geçiştirdi. Türkeş ve Erbakan’ın hemen arkasında Tayyip Bey ile ben vardım. Her fırsatta, “Hoca yaşlandı. Bunlardan kurtulmak lazım” diyor benim keskin bakışlarımdan ürkünce de “Yavuz kardeş, şimdi değil beş altı sene sonra için söylüyorum” sözleri ile tevil yoluna gidiyordu.
1991 ittifakı başarı ile sonuçlandı ama listelerin YSK’ya teslimi sırasındaki kaydırmalar ve tercihli oy konusunda bir hayli tartışma çıktı. Sonuçta TBMM’ye girilmiş Türkeş ve Erbakan’ın öngörüsü gerçekleşmişti. Kürsüde zaman zaman sertleşen “Kanlı mı olacak, kansız mı?” gibi laflar eden Hoca’nın aslında dünyanın en zarif en naif insanlarından olduğuna defalarca tanık oldum.
Özenle yetiştirdiği talebelerinin ihanetine uğrayan merhum ile gazeteci kimliğiyle birkaç defa röportaj yaptım. Çok üzülüyor belli etmiyordu. Eşi Nermin Hanım’ın vefatında Hoca’nın elini öpüp başsağlığı dilemek için sıraya giren AKP’nin ağır toplarına cenaze evinde nezaket çerçevesinde bir şey söylememiş olsa da daha sonra sitem ettiğinin yüzlerce tanığından biriyim.
2007 seçimlerinden önce de ittifak arayışına girdi Erbakan. Namık Kemal Zeybek’in elçiliğinde merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve ANAP-DYP birleşmesinin Mehmet Ağar tarafından sabote edilmesiyle kenara çekilen Erkan Mumcu ile görüşmeler yaptı. Genç Parti’yi bile davet etti. “Milli Kurtuluş Cephesi” adını bizzat verdiği geniş kapsamlı bir ittifak için son güne kadar çabaladı. Olmayınca omuzlarının çöktüğünü gözlemleyenlerdenim. Son olarak gömleğini çıkaranlara inat ’Milli Görüş’ün TBMM’ye girmesi için formüller arıyordu. DP Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek ile hastanede bile görüştü. TP lideri Abdüllatif Şener ile mutabakata varmıştı. Yurt Partisi ve Sadettin Tantan’ı aradı. Bu arada Tansu Çiller ile temas kurdu. Nitekim uzun sessizliğini bozan Tansu Çiller, “DP çatısında bir araya gelebilir miyiz tartışmasında da bize şık tuttu” açıklamasıyla 28 Şubat’taki ortağının son vasiyetini de dillendirmiş oldu. Bu görüşmeler esnasında Refah-Yol hükümetinden Çiller’e Başbakanlık borçlu olduklarını ifade edip seçim sonucunda Başbakanlığın DP’nin hakkı olduğunu bile vurgulamıştı.
Allah gani gani rahmet eylesin. Merhum Erbakan’ın zaruret var dediği geniş çaplı bir şemsiye gerçekleşirse, milyonlarca oy heba olmaktan kurtulur inşallah. 12 Haziran’da dördüncü parti TBMM’ye girerse bu da AKP iktidarının sonu olur. Umarım Hoca’nın yetiştirdiği milyonlar bu vasiyeti yerine getirir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları