Erdoğan ile Doğan medyası arasındaki taşeronluk kavgası

İsrafil K.KUMBASAR

İşbirlikçi AKP iktidarı ile ‘ihanet’ şebekesi arasındaki ‘karşılıklı çıkarlara’ dayalı kirli ilişkiler ‘baş örtüsü’ sayesinde kopma noktasına geldi.
Baş örtüsüne vize veren Anayasa değişikliğinin TBMM’nin neredeyde ‘4/5’ine tekabül eden’ büyük bir oy çoğunluğu ile kabul edilmesini içlerine sindiremeyen medya tosuncukları, muhtemelen TÜSİAD’dan gelen emir üzerine hemen saldırıya geçtiler.
Daha oylama öncesinde “Türkiye uçuyor” masallarını bir kenara bırakıp, emekli yargı mensuplarının ‘kapatma’ tehditlerini manşetlerine taşıyan Doğan medyasına ait gazetelerin sayfalarını “Erkek hemşireye iğne yaptırmayan kadınlar”, “Başını örtsün diye saçları kazınan kızlar”, “Öğrencilerin cüppeli fotoğrafını çeken öğretmenler”, “Birbirine düşman kardeşler”, “Birbirinden ayrı mahalleler” süslemeye başladı.
İran, yeniden ‘hedefe’ oturtuldu
İktidar mensuplarına yaptığı methiyelerin ölçüsünü kaçırıp ‘yalakalık’ düzeyine indiren Ertuğrul Özkök bile, ‘Rodos-Frankfurt’ hattında hükümet kurup hükümet yıkmayı ‘sıradan’ bir alışkanlık haline getiren Aydın Doğan’dan aldığı cesaret ile, bu kez Ankara’dan Akif Beki’yi arayıp “Tepeye ne koymamızı istersiniz?” diye sormak yerine, sevk ve idare ettiği Hürriyet gazetesine şu başlığı attı:
- “411 el kaosa kalktı.”
Tahriklerini dünya basınında çıkan haberleri çarpıtarak sürdüren Özkök, daha sonra ‘din istismarcılığı’ yaparak 40 yıl boyunca milleti kandırmayı başaran Süleyman Demirel’in şu sözlerini manşetine taşıdı:
-  “Türkiye huzursuzluğa itilmiştir. Büyük bir ıstırap içerisindeyim. Fevkalade üzgünüm.”
Ve ‘ezber bozan’ önerisini yaparken, aynen şu cümleyi kullandı:
- “Bu serbestliğin böylesine ağır bir çoğunluk zorbalığıyla gerçekleştirilmesi beni korkuttu.”

* * *

BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, aynen şu ifadelere yer verdi:
- “CHP ile birlikte hareket eden medya grubunun mensupları dünyaya, ’İki Türkiye’fotoğrafı vererek, sanal kutuplaşmalar üreterek, gerilimi artırarak bir netice alacaklarını zannediyorlar. Sonra kendi yaygaralarının yansımalarını delil gösterip, ‘Bakın, dünya da bizim gibi düşünüyor’ diye manşet atıyorlar.” 
- “Fırsattan istifade başka bir hesabı görmek istiyorsunuz. Derdiniz başka. Açık söylüyorum, aslında çıkarlarınızı tehlikede görüyorsunuz. Bir tanesi; ’Çoğunluğun zorbalığı’diyor. Azınlığın çoğunluğa tahakkümüne evet diyeceksin, 411’i kaos olarak göstermek suretiyle demokrasiyi yok farzedeceksin. Bunun edeple, adapla bir ilişkisi var mı?”
- “Bazı vatandaşlarımızın hassasiyetlerini kullanarak, laikliği çıkar kavganıza maske yaparak, tehdit suretiyle bizden hiç bir haksız menfaat elde edemeyeceksiniz. Bunlar, kendilerine göre alıştıkları köşeye sıkıştırma metotlarıdır. Biz bunları biliyoruz. Ama bizden bir şey alamayacaksınız, boşuna uğraşmayın.”

* * *


Hey be mübarek.
Sanırsınız ki o kürsüde Tayyip Erdoğan değil de İsrafil K. Kumbasar konuşuyor.
Tam üzerindeki ’papaz’ elbisesini çıkarıp yeniden ‘hidayete’ erdiği düşüncesi kafamız allak bullak olmuştu ki, Erdoğan anında imdadımıza yetişti:
- “Medyanın gündem konuları farklı olsa da AB sürecindeki çalışmalarımızı aksatmadan kararlılıkla devam ettiriyoruz. Bütün bakanlıklar ve kurumlarda, AB mevzuatına uyum doğrultusundaki faaliyetleri kesintisiz sürdürüyoruz.”
İşte toplumsal çatışmayı körükleyen sözde ‘dindarlar’ ile sözde ‘laikleri’ buluşturan püf noktası da burası.
Mesele ‘ABD/AB’ olunca, mesele ‘küresel emperyalizm’ ile işbirliği olunca, Tayyip Erdoğan ile onu Türkiye’nin başına musallat eden gerek ‘TÜSİAD patronları’ gerek Aydın Doğan ve kullandıkları ‘tetikçileri’ arasında hiçbir fark görünmüyor.
Hatta, ‘değiştiğini’, ‘dönüştüğünü’ iddia eden Erdoğan, kendisinin ‘daha fazla AB’ci’ olduğunu ispat edebilmek amacıyla, önüne konulan birçok yasaya ve uluslararası antlaşmaya gözü kapalı imza atıyor.
‘Tetikçilere’ karşı esip gürlüyor, ama onlara emir veren ‘patronlara’ gıkını dahi çıkaramıyor.
“Biz Batı’nın ahlaksızlığını aldık” mealindeki sözler ise, ‘pisliklerin’ üzerini örten bir araç.
Erdoğan, her an ‘ipini çekeceği’ korkusuyla Doğan medyasına alternatif oluşumlara hız verdi.
Bir gün ‘ipinin çekileceğini’ anlayan Doğan medyası da fırsattan istifade, ’laiklik’ üzerinden kendisine mevzi kazanmaya çalışıyor.
Yani anlayacağınız, öye bazılarının iddia ettiği gibi kavga, ’ülke’ kavgası falan değildir.
Kavga, ‘taşeronluk’ ve ‘paylaşım’ kavgasıdır.
Kavga ‘mama’ kavgasıdır vesselam.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş