Erdoğan’ı kurtarmak görevimiz mi?..

Ahmet TAKAN

Suriye’nin Kuzeyinde oluşan Kürt koridoruna karşı, iktidar harekete geçmekte çok ama çok geç kaldı. Zaten, ortada iktidarın bugüne dek izlediği çizgiden dolayı kabak gibi sırıtan bir samimiyetsizlik tablosu ve inandırıcılık bunalımı var. O kadar çok yanlış yapıldı ki, bugüne kadar yazıp-çizmekle bitiremedik. Sonunda burnumuzun dibinde koridoru açtılar, Büyük Kürdistan/İsrail’e doğru gidiyoruz. Şimdilik, boru hattı koridorunu oluşturuyorlar. Petrolü Akdeniz’e ulaştıracaklar ve sadece Kürt devleti değil Türkiye’nin bekasını tehdit edecek Selefi devletinin temellerini de atıyorlar. Burada uygulanan politikanın başlıca mimarı bir zamanların BOP eş başkanı Erdoğan, Suriye krizini bahane ederek oy devşirme aracına dönüştürmeye çalışıyor.

Koalisyon krizi ile eş zamanlı devam eden Suriye bunalımında perde önü-arkasında yaşanan gelişmeleri en ince ayrıntısı ile YENİÇAĞ’dan takip ettiniz.

AKP ve diğer partilerin 7 Haziran sonrası yaptığı manevraları birbirlerine karşı aldıkları değişken pozisyonları, Recep Erdoğan’ın terör örgütü ilan ettiği PKK uzantısı PYD’yi meşrulaştıran bizzat kendisi olduğunu bir tarafa not edelim. Erdoğan ve AKP’sinin bölücü terör örgütü PKK’nın Suriye kolu PYD’yi nasıl meşrulaştırdığına bir bakalım. Sırasıyla şöyle adımlar atıldı;

1- Kod adı Welad olan PYD lideri Salih Müslüm Suriye olaylarının başladığı dönemde Türkiye’de ağırlandı. Sonra da defalarca ülkemize geldi, gitti. Başbakanlıkta Dışişleri Bakanlığı’nda resmi görüşmelerde bulundu.

2- AKP kontrolündeki mahkemelerden hiç bir zaman PYD’nin terör örgütü olduğuna dair bir karar çıkmadı.

3- İstanbul’daki Suriyeli muhaliflerin gerçekleştirdiği kurtuluş/mücadele konferanslarına PYD üyeleri de davet edildi.

4- İktidar, PYD’yi terör örgütü ilan etmekten ısrarla kaçındı.

5- Meclis’ten geçirilen Suriye tezkeresinin zamanla PYD’ye yardım için kullanılan bir vizeye dönüşmesine müsaade edildi.

6- Her şeyden daha da önemlisi 29 Ekim 2014 günü sınırımızı Barzani ve PKK’nın Suriye’de savaşan PYD’ye yardım ulaştırması için açtık. Topraklarımız PKK, PYD’ye yardım için lojistik üs olarak kullanıldı. Hem de MİT’in refakati ile..

7- Süleyman Şah neden PYD bölgesi kullanılarak tahliye edildi?..

8- ABD gibi uluslararası güçlerin IŞİD’e karşı PYD ile iş birliği yapması karşısında buna seyirci kalındı. Hiç bir şey yapılmadı.

Kaba hatlarıyla, iktidar, PYD’yi de nasıl PKK gibi terör örgütü olma vasfından çıkarmış görüyor musunuz?.. Eli kanlıları AKP’nin eline verin aklasın paklasın böyle!.. Uluslararası bir kazanım haline getirsin. Türkiye, adeta cellatlarını aklayan bir ülke oldu AKP sayesinde. Diğer konu ise 2014 Meclis tezkeresinde yer alan ifadeler; tezkerede uluslararası hukuka uygun olunması ve teröristlerden kaynaklanacak tehditlere tedbir alınması hususlarını içeriyor. Uluslararası hukuk açısından ciddi problem var. ABD ve Koalisyon, PYD ile iş birliği yapıyor ve PYD’yi meşru görüyor. Daha da ileri gidip savaşta kara birlikleri olarak kullanıyor. Türkiye’nin PYD’yi bahane edip Suriye’ye girmesi demesi bu saatten sonra pek inandırıcı gelmiyor. Geriye diğer bir seçenek ,terör örgütü IŞİD kalıyor. Algı operasyonlarına baktığınızda borsa gibi  “PYD tutmadı IŞİD verelim.”  Ancak bu bahane de oraya girmemizi inandırıcı kılmıyor. “Neden mi”  derseniz; 5 yıllık Suriye sürecinde silah yardımlarının IŞİD’e gidiyor olması, battaniye yardımlarının da Türkmenler yerine yine El-Kaidecilerin eline ulaşıyor olması. Cümle alem, Erdoğan ve AKP’nin bu yapıları koruyup kolladığını biliyor. İkincisi ise, Türk topraklarının bu  “cihatçıların” geçiş üssü haline getirilmesi. Reyhanlı, Cilvegözü, Sultanahmet, Niğde saldırılarında onlarca şehit verilmesine rağmen bu olayların açığa kavuşturulması için üzerine gidilmemesi. Dahası IŞİD bahane edilerek sınırın öte tarafına bir müdahale sonrası 900 kilometrelik bir alanı nasıl koruyacağımız, sınıra yakın il ve ilçe merkezlerinin terör saldırılarından nasıl koruyacağımız da tam bir bilmece. Başbakanlık ve Dışişleri bürokratları da bu yönde rapor veriyor. “Suriye’ye PYD ya da IŞİD’i bahane ederek yapılacak bir müdahale faydadan çok zarar getirir” deniyor. En dikkat çekici raporda ise, Suriye’de yapılacak son yanlışların Suriye’nin kuzeyindeki sıcak tabloyu bir anda Güneydoğu’ya taşıyabileceğine işaret ediliyor. Saray ve Hükümetin fikir bankası SETA ve SDE’nin makama arz son raporları bile aynı istikamette.  “Suriye’ye müdahale ederken Güneydoğu’dan”  olmayalım deniyor. Bazılarının kısmen de aklı başına gelmişe benziyor. Tabii tüm bunlardan dolayı Suriye’ye müdahale konusunda bir türlü kamuoyu baskısı oluşmuyor. Erdoğan, 7 Haziran öncesinde olduğu gibi kamuoyunun desteğini artık alamıyor. Geriye bir tek şey kalıyor; o da provokasyon ihtimali. Askeri o topraklara girmeye ikna edecek/zorlayacak bir provokasyon.

Allah korusun!.. Buna cesaret edecek çapsızlar var mı?.. Olabilir... Makamında kalmak için geriyi yakarak hareket eden bir anlayış var ülkenin zirvesinde. Stratejik çukurluğun stratejik(!) ortakları hâlâ asla ve asla oturmamaları gereken makamları işgal ediyorlar.

“Koalisyon formülleri”  diye diye kafa ütüleniyor.

Sizce hangisi Erdoğan’ı kurtarmaya değer?..

Bir de!.. Erdoğan’ı kurtarmak görevimiz mi?..

Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş