Erdoğan'ın küplere binme tiyatrosunun perde arkası

İsrafil K.KUMBASAR

Günler sonra ‘dut yemiş bülbül’ modundan sıyrılanTayyip Erdoğan, ‘iki dillilik’ ve ‘demokratik özerlik’ herzelerine dair görüşlerini nihayet beyan edebildi.
‘Sürpriz’ bir ifade var mıydı konuşmasında, haşa. Özetle şunları söylüyordu:
“Türkiye’nin resmi dili Türkçedir. Seçim öncesi tezgahlanan bir oyun var. Demokratikleşme sürecini sabote etmek istiyorlar.”
Yani? Yanisi, o konuşmanın yapıldığı günkü ‘yandaş’ ve ‘yanaşma’ gazeteleri önünüze koyun. Hazretin ‘akıl daneleri’ tarafından satır aralarına serpiştirilmiş ‘müthiş saptamaları’ makaslayın, alt alta dizin; verin eline okusun.
Nokta.
Kullandığı tek özgün ve artistik ifade, “Biz kimseye bu ülke üzerinde ameliyat yaptırmayız” cümlesiydi.
Oysa ‘Mam Celal’ belki ‘cerrahi’ değil ama ‘siyasi’ operasyonu çoktan yapmış, kimsenin aklına da, “Yahu sen kimsin, kimin yurdunda kime ‘Daha vakit erken’ diye taktik veriyorsun?” sorusunu sormak gelmemişti.
Arabulucu Celal Amcaları tansiyonu düşürünce, bizimkilerin dilleri çözülüverdi:
- “Türkiye’nin resmi dili Türkçedir. Seçim öncesi bu yapılan kabul edilemez.”

***

Kriz sürecinde kullanılan ‘anahtar’ kelimelerden biri ‘seçim öncesi’ ifadesidir.
“Anadolu seçmeni uyanmasın”, istenen budur. Diğer anahtar, ‘özerklik’ olarak kendini gösteriyor.
Ahmet Necdet Sezer’in veto ettiği ‘Kamu Yönetiminin Yeniden Yapılandırılması Kanunu’ bunların içinde ukdedir. DTK’nın taslağını alın, ‘veto edilen’ yasa ile yan yana koyun, ‘aynı kalemden’ çıkmış metinler olduğunu göreceksiniz.
Peki o zaman hükümet, bölücüler tarafından hazırlanan taslağa niye itiraz ediyor?
‘Ortam’ uygun değil. ‘Anayasa değişikliği’ yapılmadı. Dolayısıyla bir ‘erken doğum’ faydadan çok zarar getirir. Her şey dikkatli bir biçimde ve ‘fincancının katırlarını’ ürkütmeden yapılmalı.
“Demokratikleşme süreci sabote ediliyor” beyanı, memleketin resmi dili Türkçede şu anlamı taşıyor:
- “Biz de bazı şeylerden rahatsızız. Düzeltmek istiyoruz. Bakın bir kısmını yaptık. Daha da yapacağız. Ama erken atılacak adım, süreci baltalar.”
‘Saman altında su yürütme’ politikası zor, çetrefilli, uzun süreçlere ihtiyaç gösterir.
Dolayısıyla ‘her adımın’ önemi vardır.

***


Memleket manzarası çizerken artık açıktan açığa “Fırat’ın batısı/doğusu” vurgusu yapanlar, asıl karın ağrılarını kusmaktan geri durmuyorlar:
- “Federal veya özerk bir Kürt bölgesinde yaşayacak Kürtlerin yoksun kalacakları şeyler hakkında henüz bir fikirleri yok.”
İşte asıl bomba şifre burada gizli. Denilen şu:
- “Oturun oturduğunuz yerde. Talabani bile gelip postu Esenyurt’a seriyor. Özerklik, federasyon olsa yedirirler mi size oraları.”
Oysa Fırat’ın doğusundaki gariban Kürt’ün zaten Boğaz’ın kıyısı ile bir işi yok ki. Onu da,  “Hadi buranın adı yeniden Norşin olsun”  diye avutuyorlar.
Beri yandaki ‘ihaleler’, ‘koltuk kapmacalar’, ‘köşe dönmeceler’ henüz su yüzüne çıkmış değil. ‘Şeyh’, ‘şıh’, ‘akrabalık’ bağları, ‘cemaat’ bağlantıları şimdilik sır perdesi altında.
Ah bu girift yapılar, dolambaçlı ilişkiler olmasa. Anında DTK’nın talepleri yankı bulacak. Bir hamlede tüm sorunlar çözülecek.
İşte o yüzdendir ki, ‘kendi inisiyatifleri’ dışındaki her hamle ‘marjinal’ diye damgalanıyor.

***


Talabani vesayeti, ilk vartanın atlatılmasına yetti. Bakalım Diyarbakır’a gidecek olan Abdullah Gül, sürecin neresinde yer alacak?
‘Norşin’ile başlattığı ‘iyi polis’ rolünü mü sürdürecek, yoksa durumun ciddiyetine binaen  “Musa dediysek, o kadar da uzun boylu değil” tavrı mı gösterecek? Ne de olsa onun ‘oy kaygısı yok’, hükümetin gerçek yüzü, ‘onun ifadelerinde’ kendini bulacak.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş