Ergenekon turizmi

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

“Bacasız sanayi” olarak nitelendirilen turizm Türkiye’nin en önemli gelir kaynaklarından biri.  İş icabı sürekli seyahati leyleği havada görmekle açıklamaya çalışsam da kaytarmak ruhumda var. Gezmeyi seviyorum aslında. Övünmek gibi olmasın canım memleketimde gidip görülmesi, yaşanması gereken en ücra köşeleri profesyonel rehberlerden daha iyi bilirim. Tevazuya gerek yok. Yer ve mekân konusundaki uzmanlığımı sinema, televizyon dizisi ve müzik kliplerinin çekimleri için tavsiyelerim sayesinde turizme katkı sağladığımı da söyleyebilirim. Ancak öğrenmenin sınırı yok. Nitekim dünkü Akşam gazetesinin manşetini okuyunca Ergenekon turizmini nasıl atlamışım diye içerledim. İstanbul’un yanı başında olmasına rağmen kıymeti anlaşılmayan, özellikle köylerindeki doğal güzelliği ve küçük pansiyonları çok az kişinin keşfedebildiği Silivri ilçesi şimdi Ergenekon turizmiyle dünyaya açılıyormuş. Kelimenin tam anlamıyla buna “Vay anasını sayın seyirciler” denmez mi?
Yakın siyasi tarihimizin tortularını ve de devam etmekte olan acılarını taşıyan Mamak Askeri Cezaevi’nde sinema ya da dizi çekme fantezim yüzünden yıllardır uykularım kaçar. Tarihi Sinop Hapishanesi turizme açılırken parmaklıklar arkasında dizisiyle ününe ün katar oldu. Ankara’da herkesin yolunun düştüğü Ulucanlar Kapalı Cezaevi de kapatılıp şimdilerde film seti haline dönüşüyor. Sultanahmet’teki tarihi hapishanenin 5 yıldızlı otel olarak restore edildiği gibi bu sektörde ciddi ilerleme var. Yeni nesil gençlik hatırlamaz ama “Alkadras Adası” dünyanın etkilendiği güzel bir sinema filmiydi. İnsanlık suçlarının yaşandığı Avkadras Adası’ndaki hapishane kapatılıp yıllar sonra meraklıları için ziyarete açılmıştı. Benim gibi acılardan beslenen insanlar bile ünlü Bayrampaşa Cezaevi’nde iftar çadırı kurulmasını hazmedemiyor. Ama necip milletimizin bazı saygıdeğer bireyleri acıların, işkencelerin ve hatta idam cezalarının infaz edildiği mekânlarda iştahla yemek yiyip keyifle çay içme zevkinden mahrum kalmamaya çalışıyor. Bu işi psikiyatri uzmanlarına havale edip Ergenekon turizmine dönelim.
AB standartlarında diye öve öve bitirilemeyen Silivri Cezaevi’nde 20 Ekim günü başlayacak tarihi duruşma için geri sayım başladı. Hapishanenin yakınındaki ev kiraları artarken otellerde yer bulmak şimdiden imkânsız hale gelmiş. Yerli, yabancı yüzlerce gazeteci, binlerce sanık yakınının akın edeceği Silivri’de turizm patlaması bekleniyormuş. Küresel ekonomik krizin vurduğu Türkiye’de en şanslı yer Silivri. Esnaf halinden memnun. Ergenekon turizmi ihya edecek ilçeyi. Silivri’nin adının Ergenekon olarak değiştirilmesi kimseyi şaşırtmamalı, ne de olsa bu dava üç-beş günde sona ermeyecek. Sanıklardan birinin bile talep etmesi halinde 2 bin 500 sayfalık ana iddianameyi savcılar okumak zorunda. Ekleriyle milyon sayfaları geçen iddianameden bazı bölümler malum gazetelerde özel telefon görüşmeleriyle yayımlanıp ilgi çektiğine göre canım memleketim terörü ekonomik krizi unutup Ergenekon turizmine odaklanacak. Davanın ünlü savcısı Zekeriya Öz, Silivri’ye gitmeyip soruşturmayı derinleştirmek için İstanbul’da kalacakmış. İddianamenin satır satır okunmasını ise iki savcı yüklenecekmiş. Binlerce sayfayı sanıkların gözüne basının karşısında okuyacak olan görevli savcıların düşeceği durumu tasavvur edemiyorum. Türkiye’de medyanın mahir gazetecileri için böyle bir fırsat doğabilir miydi/ ne de çok televole malzemesi çıkarırlar Allah bilir. Ekonomik krize bulunan çare Ergenekon turizmi olmuş ilgililere duyurulur.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları