Ergenekon'dan Estergon'a...

Yavuz Selim DEMİRAĞ

Tufan Türenç’in deyimiyle “karanlık bir tünel” haline dönüşen Ergenekon soruşturması dengede tutmaya zorlandığım ruh sağlığımı bozuyor. Savcı Zekeriya Öz ile ilgili kanaatler yargıya olan güveni iyice sarsmış durumda. Başından beri uygulanan “psikolojik hareket” neredeyse hedefine ulaşmak üzere. Hürriyet’te Tufan Türenç, gazeteci arkadaşlarından duyduklarını bakın nasıl ifade ediyor:
“Can’ın yazısını okurken ürperdiğimi hissettim. Hiç kuşkum yok bu savcı hepimizi gözaltına aldırabilir ve sorgulayabilir.”
Öte yandan Akşam’da Serdar Turgut on ikiden vururcasına, uygulamaları: “Allahtan olağan korkunun bile olmaması beni korkutuyor” diye gelinen noktayı özetlemiş.
AKP hükümeti bugünleri çok önceden görmüş olmalı ki basın ile ilgili operasyonu çok ince hesaplayarak medyayı orta yerinden böldü. AKP yandaşı gazeteciler ve televizyonların haberleri mide bulandırmayı da geçti. Terör örgütünün elebaşını sorgulayan albayın görevinin ifşa edilmesi, onu hedef göstermek anlamını da taşımıyor mu?
Yıllardır bu köşeden “psikolojik hareket” diye yırtınıp duruyoruz. Neredeyse otuz yıldır terörle mücadeleyi başarıyla yürüten silahlı kuvvetler mensuplarının, dağlarda görev yapmış komutanlarına reva görülen tutuklamalardan sonra moral-motivasyonlarının ne hale geldiği düşünülüyor mu?
Sözde yayın yasağı var. Sözde savcılık basına sızdırılmasını önlemek için ifadelerin avukatlara bile verilmemesi için mahkemeden yetki aldı. Avukatlar sızdırmadığına göre Sabah, Star, Yeni Şafak, Bugün gibi iktidar yanlısı gazetelere bu ifadeler nasıl sızdırılarak kamuoyu yanlış bilgilendiriliyor. Mustafa Balbay’a telefon faturasını soranlar söz konusu gazetelere “Bunları nereden aldınız?” diye sormuyor.
Söz Balbay’dan açılmışken, değerli meslektaşım Mustafa Balbay’ı Emin Çölaşan ile beraber Avrasya TV’de dehşete kapılarak izledim. Ertesi gün gazetelerde atlamış olmakla endişe ettiğim konuları defalarca okudum. Dört gün süren Emniyet’teki gözaltı ve savcılıktaki ifade verme sırasında yaşananlar bana göre kelimenin tam anlamıyla insanlık dışı... Bir de bunu koskoca emekli orgenerallerle dalga geçercesine “Paşa yerine bey dendi” diyerek manşetlere taşımak haysiyetsizliğin ta kendisi...
Bugün aslında Metris Türküsü’nü yazmayı tasarlıyordum. Ancak Ahmet Hakan benden önce davranmış. Sağdan-soldan ünlü isimlerin konuk(!) edildiği Metris solcular için sembol hapishaneydi. Bizim için ise “Zulüm Kalesi Mamak” vardı. Mamak ve Metris’te yaşanan acılar ortak olduğu için Metris şarkılarını, nakaratlarında Mamak diye tekrar ederek, severek, duygulanarak dinleyip söylerim.
Her dönem mütevazılığını elden bırakmayan, samimiyetle yaşça küçüklerine bile her daim “ağabey” diyen, can dost Sinan Aygün ağabeyim için, tanışmaktan ve fikirlerinden faydalanmaktan onur duyduğum Hurşit Tolon Paşam, Atatürkçü Düşünce Derneği’ni sol tekelin kontrolünden kurtaran Şener Eruygur Paşam ve dağın fare doğuracağından emin olduğum Ergenekon soruşturmasındaki tutuklu-tutuksuz herkes için dinlemekle kalmayıp, bağlamamla çalıp söylemeye devam edeceğim. Sadece Metris’i değil elbet, Estergon Kalesi, Sürmeli, Sarı Gelin, Avşar Yiğitleri ve sevda türküleriyle beraber gönlümü kıran, kalbimi sızlatanların kulaklarını çınlata çınlata avazımın çıktığı kadar söyleyeceğim. Kim bilir “Allahtan olağan korkunun olması” gerekenler de duyar.
Mustafa Balbay’ın anlattıklarını duymayan, okumayanlar halen var ise Avrasya TV’deki tekrarlarından mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.
Sahi, “geçmişine kurşun sıkan geleceğini topa tutar” sözünü yorumladınız mı? E-postalarınızı bekliyorum.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş