Ergenekon’un fünyesi ne imiş?

A+A-
Arslan BULUT

Dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, Hrant Dink cinayeti davası kapsamında 8 Mayıs’ta  “şüpheli” sıfatıyla ifade verdi ve yardımcı istihbarat elemanı Erhan Tuncel’in verdiği bilgiler doğrultusunda hazırlanan,  “Hrant Dink’in öldürüleceğine” dair istihbarat raporunun kendisinden gizlendiğini iddia etti.
Hürriyet’ten Toygun Atilla’nın haberine göre, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu Savcısı Yusuf Hakkı Doğan tarafından 8 saat sorgulanan Uzun, ifadesinin bir bölümünde aynen şu sözleri kullandı: 
“Olayın, Anayasa dışı bir güç merkezinin, şûranın işi olduğunu herkes biliyor. Esas itibarıyla devlet içerisindeki yapılanma, amacına ulaşmak ve yetkili makamları inandırmak için önce alt yapıyı hazırladı, devlet kurumlarında kendilerinden olmayan kişileri tasfiye ettirdi. Daha sonra da MGK’yı, Başbakanlığı, yüksek yargıyı, Cumhurbaşkanı’nı, ulusalcı bir yapılanma olduğuna ve bu ulusalcı yapılanmanın anayasal kurumlara karşı çete eylemlerine başvurduklarına inandırmak için bazı eylemleri gerçekleştirecek kişilere yol verdiler, eylemlerin olmasını önlemediler. Toplumu, kurumları inandırdılar. Amaçladıkları operasyonları gerçekleştirdiler. Bu Hrant Dink olayı da bu olaylardan biridir. Hatta başlangıcıdır. Tabiri caizse bir üzüm salkımının sapıdır. Diğer operasyonlar bu sapa bağlı tanelerdir.
Dink cinayeti diğer operasyonlar ve soruşturmalar için fünye görevi görecekti. Bu fünyeye bağlı patlayıcılar ise Ergenekon, Balyoz, Odatv, Fuhuş ve Casusluk, Amirallere Suikast, Şike, 28 Şubat operasyonlarıdır.” 
Tekrar ediyorum, bu ifadeyi veren kişi; dönemin emniyet istihbaratının başındaydı... 

***

Peki biz ne diyorduk?
Defalarca televizyonlardan  “Hrant Dink olayı Türkiye’nin 11 Eylül’üdür. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesini bütün boyutları ile ortaya çıkarırsa Türk Milleti’ne karşı ters operasyon yapan bir çeteyi deşifre etmiş olur ve benzer olaylardaki bütün gerçekler ortaya çıkar, Hrant Dink, Rahip Santoro ve Malatya’daki misyonerlerin öldürülmesi, birbirini takip eden, ’Türkiye’nin 11 Eylül’ü’diye nitelendirebileceğimiz olaylardır”  diye haykırdık ve olayı şöyle izah ettik: 
“Amerikan ve dünya kamuoyu, ikiz kulelere yönelik saldırılardan sonra nasıl Afganistan ve Irak işgallerine onay vermişse, bu cinayetlerden sonra da Türk kamuoyunda en azından bir tereddüt meydana getirilmiş ve olayların faturası ulusalcılara kesilmiştir.
Oysa 11 Eylül olayını yaptığı iddia edilen El Kaide örgütü, CIA’nın kurduğu ve halen kullandığı bir örgüttür. Gerçekte ortada bir örgüt de yoktur. CIA’nın istediği zaman kullandığı sözde İslâmi gruplar vardır.
Yani faturayı ulusalcılara kesmeye karar verenlere, bir bahane gerekiyordu. Hrant Dink cinayeti ile bu iklimi oluşturmaya başladılar. Ardından diğer cinayetler de gelince, psikolojik operasyonda görev alan basın, bu olaylarda sorumluluğu bulunan devlet görevlilerini bir kenara bırakıp, hiç ilgisi olmayan insanlara yönelik bir iftira kampanyası başlattı.” 

***

Aslında Danıştay saldırısı da böyle bir saldırıydı. Bu olayı da Ergenekon Davası’na katmalarının sebebi aynıydı. 
Halbuki terör hareketlerinde milletin ve devletin sorumluluğunu taşıyanların ilk olarak göz önüne alması gereken konu, bu saldırılarla, halkın, nereye doğru yönlendirilmek istendiğiydi...  
Yazıklar olsun ki kendilerini hâlâ solcu diye gösteren bir güruh, Hrant Dink’in öldürülmesini ve diğer olayların faturasını milliyetçilere veya ulusalcılara kesmeye çalıştı. 
Anlaşılıyor ki bu güruh, olayların iç yüzünü başından beri biliyordu ama kendilerine verilen görevi yapıyordu? 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları