Ergun Göze'nin ardından...

Ahmet SEVGİ

Tarih 12 Ekim 2009 Pazartesi... Saat: 14.00... Saat başı haberleri için Haber Türk televizyonunu açtım. Kulağım spikerde, gözümse Son Dakika haberlerinde:  “Baykal’ın Mektubu Başbakanlığa ulaştı.”  “Sarkisyan Maça geliyor”... Derken bir Son Dakika haberi daha: “Gazeteci yazar Ergun Göze öldü”...
İster istemez 12 Eylül öncesi yılları hatırladım. Sağ kesimin sözcüsü durumundaki Tercüman ve Tercüman denilince de Ahmet Kabaklı’dan sonra ilk akla gelen isimdi Ergun Göze... Yıllardır  “Köşebaşı” ndan halka ve gençliğe doğruyu, güzeli ve faydalıyı işaret eden o güçlü kalem artık aramızda yok. Üzüntülüyüz, ne çare ki her doğan ölecek...
“Yâdında mı doğduğun zamanlar
Sen ağlar idin gülerdi âlem
Bir öyle ömür geçir ki olsun
Mevtin sana hande, halka mâtem.”
mısralarında ifade edildiği gibi, ölümüyle bizleri mateme boğan Ergun Göze, 1931 yılında ağlayarak dünyaya açtığı gözünü eminim 78 yıl sonra gülerek kapamıştır.
Ergun Göze ile şahsen bir tanışıklığım yoktu. Ancak, ölümünün 15. yıl dönümü dolayısıyla (1998)  “Prof. Dr. Erol Güngör’ün Hatırasına Armağan”  adlı eseri hazırlarken, yazı istemek için kendisini telefonla aramış ve konuşmamız arasında ona (o yıllarda köşe yazarlığı yapmıyordu) şöyle bir soru sormuştum:
-Bu kadar tecrübeye sahip güçlü bir kalem nasıl olur da yazmayı bırakabiliyor?
Bu soruma şu kısa cevabı vermişti:
-Bâb-ı Âlî’den tiksiniyorum.
“Ergun Göze’nin hangi kitaplarını okumuşum”  diye kitaplığımı şöyle bir karıştırdım. En eski tarihli olanı “Meşhurların Son Sözleri”... Bu kitabı 1973’te lise öğrencisiyken alıp okumuşum. Ve bu satırları yazarken de gayet tabii, merhumun son sözünün ne olduğunu merak ediyorum. Evlâdüıyâlı zahmet edip bize bu bilgiyi ulaştırabilirlerse onu kayıt altına almaktan memnuniyet duyarız.
Ergun Göze sadece bir gazeteci değil, aynı zamanda büyük bir fikir ve ahlâk adamıydı. Cemiyeti ahlâkî değerlerin ayakta tuttuğunu, oysa toplumumuzun kötülüklere karşı reaksiyonunu kaybettiğini, en büyük tehlikenin de bu olduğunu sık sık dile getirirdi.
Yazımı, merhumun 7 Mart 1986 Cuma günü Tercüman’da çıkan  “Ne var ne yok?”  başlıklı yazısından birkaç cümle iktibas ederek noktalıyorum. Allah rahmet eylesin. Mekânı Cennet olsun...
Ne var ne yok?
Profesör var, âlim yok.
Sanatçı var, sanatkâr yok.
Şiir var, şâir yok.
 “Guguk” var, hukuk yok.
Bakan var, gören yok.
Baş var, kafa yok.
Fâiz var, feyiz yok.
Fiil var, fâil yok.
Beyaz var, ak yok.
Kârun var, Hârun yok.
Derviş var, ermiş yok.
Bilmem ki daha ne var, ne yok...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş