Ermeni filmi, “Bakkallar” ve Diyalog

A+A-
Mustafa ERKAL

Her Mart ayı geldiğinde sözde dost ve müttefikimiz ABD’de; tarihi belgelerden yoksun sözde Ermeni Soykırımı Tasarısının oylanması gündeme getirilir. Türkiye ile pazarlık yapılır ve değişik tavizler alınır. Her sene bir TBMM heyeti ABD’ye yollanır, harcırahlar alınır, temaslar yapılır, gezilir ve dönülür. Yıllardır itibar ve milli gururumuzu kıran bu yanlış devam eder. Çünkü mütekabiliyet esasına dayalı kozlarımız ya ele alınmaz ya da sürekli zayıflatılır. Bu dost ve müttefikimiz gereğinden fazla ülkemiz kurumlarına nüfuz ettiği için mücadele zorlaşır. Ülkemizin iç işlerine karışırlar. Hatta örtülü operasyonlar bile yapar ve yaptırırlar. ABD Temsilciler Meclisinin -asıl işi olmamasına rağmen-Tasarıyı kabul etmiş olması ilişkileri zedeler. ABD Ermeni tarafına gözünü kapamakta, her tavizi Türkiye’den beklemektedir. Tasarının kabul edilmesi, TBMM’de protokollerin kabulü için bir baskıdır. Türkiye benzer tasarıları Meclisinden geçirebilmelidir. Biz Hocalı Soykırımını bile TBMM’den geçiremedik.

***


Geçenlerde bakkallarla ilgili tartışma dikkatlerden kaçmadı. Sayın Başbakan bakkalların birleşerek büyük alışveriş merkezleri ile rekabet edebileceklerini, aksi halde yapacak bir şeyin olmadığını belirttiler. Bakkalların birleşseler dahi büyük alışveriş merkezleri ile başa çıkabilmeleri mümkün değildir. Aslında toplumun bel kemiği olan orta sınıfın erimesinin, çökmesinin normal karşılanması kadar tehlikeli bir şey yoktur. Muhafazakâr olduğu iddia edilen bir siyasi yönetim, bu konuda farklı düşünmelidir. Sosyal yapımızda bakkal sadece alışveriş yapılan bir kimse değil; o muhitte birleştirici, kaynaştırıcı, sorunların zaman zaman paylaşıldığı, beşeri ilişki kurulduğu bir geleneğimiz vardır.
Bakkallar sadece burada gündeme gelmedi. Sayın Başbakanın gazete patronlarına yönelttiği tehditte “Bakkal bile böyle yönetilmez, para verip çalıştırdığına sahip ol” şeklinde köşe yazarlarına verilen demokrasi dersi de unutulmadı. Pek unutulacak gibi de değil.

***

Geçenlerde Aydınlar Ocağımızın düzenlediği “Dinlerarası Diyalog” açık oturumu anlaşılan büyük ilgi çekti. Oturum Başkanı Prof. Dr. Yümni Sezen’e, konuşmacılar Prof. Dr. Mehmet Bayraktar’a, Prof. Dr. Nadim Macit’e, Ahmet Tekin’e ve ilgi gösterip salonu dolduranlara teşekkür ederiz.
Bu toplantıda, birçok Hıristiyan’ın da kabullenemediği diyalogun tek taraflı olduğu, misyonerliğin önündeki engelleri kaldırıcı bir rol üstlendiği ortaya çıktı. İnanç dünyamızı güçlendirici ve İslâm’ı yayıcı bir yönünden çok; onu yıpratıcı ve üç semavi dinin küresel gücün eş güdümüne sokarak tek din -adeta pozitivist Auguste Comte’un Tek İnsanlık Dini örneğinde olduğu gibi- yaratıcı olan bu faaliyetlerin siyasi amaçlı olduğuna işaret edildi. İslâm’ın diğer dinlerden takviyeye ihtiyacı olmadığı belirtildi ve bu hareketin kadrolaşarak devleti ve kurumları ele geçirmeyi amaçladığı ve böylece Cumhuriyeti ve milli devleti kuran milli iradeden de rövanşı almak amacı taşıdığı belirtildi. İslâm ve Hıristiyan ümmetlerini Hz. İsa’nın önderliğine ve rehberliğinde birleşmeye davet eden ünvanlı bazı Müslümanları unutmadık. Tek kurtuluşu Hz. İsa’da ve onun tekrar dönüşünde -hangi halde döneceğini bir tarafa atarak- görenlerin Hz. Muhammedsiz bir İslâm düşündükleri ortaya çıkıyor. İslâm’ın en son ve en mütekâmil din ve Hz. Muhammed’in en son peygamber olduğuna şüphe ile bakan bir kimse nasıl samimi bir Müslüman olabilir? Kur’an mealinde ayetlerin orijinalliğini bozarak sonlarına İncil’den parçalar koyan bir anlayış ne ölçüde samimidir? Müslüman her şeyden evvel önüne konan kamuflajları fark edebilmeli, okumalı ve düşünmelidir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları