Ermeniler hakkında Diyarbakırlı 400 aydının imza kampanyası...

Ahmet SEVGİ

Türk-Ermeni ilişkileri çok eskilere dayanır. Türklerle Ermeniler yıllarca iç içe yaşamışlardır. Hatta Osmanlı toplumunda Ermeniler o kadar uyumlu bir tavır sergilemişlerdir ki bu davranışlarından dolayı kendilerine “tebaa-i sâdıka” yahut “millet-i sâdıka” denilmiştir. Ancak, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu sadık toplumun bir anda isyâna ve tedhîşe yönelmiş olduğu görülüyor. Peki, Ermeniler niçin böyle bir yola başvurmuşlardır? Onları isyana sevk eden haklı sebepler var mıdır? Yoksa “Batı” nın oyununa mı gelmişlerdir?..
Bilindiği üzere “93 Harbi” olarak tarihe geçen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda mağlup olmuş ve 3 Mart 1878’de bizim için çok ağır şartlar taşıyan “Ayastefanos Antlaşması” nı imzalamak zorunda kalmıştık. Bu antlaşmayla Rusya’nın bölgede tek hâkim devlet konumuna gelmiş olması başta İngiltere olmak üzere Batılı devletleri telaşlandırdı. Böylece, 13 Haziran 1878’de Ayastefanos Antlaşması’nın tadili için Berlin’de Türkiye ve Rusya’nın yanı sıra; İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya’nın katıldığı bir konferans tertip edildi. Batılı devletlerin menfaat paylaşımına sahne olan bu kongre sonunda “Berlin Antlaşması” nın imzalanmasıyla omzumuzdaki Ayastefanos yükü biraz hafiflemiş gibi görünse de, Doğu Anadolu’da yaşayan Ermenî azınlık lehine ıslâhât yapılmasını öngören 61. madde sebebiyle, Ermenilerle Müslümanlar arasına ilk nifak tohumu Batılılar tarafından atılmış oldu.
Elimizde Berlin Antlaşması sonrası süreçte (tahminen 1910’da) Diyarbakır’dan hilâfet merkezine çekilen 400 imzalı bir telgraf-nâme sûreti var. (Metni ve metnin tıpkı basımı için bkz. Ahmet Sevgi, “Türk-Ermeni Meseleleriyle İlgili Bir Vesika”, S.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı: 9, Konya 2001, s. 1-8.) Türk-Ermeni meselesinin tarihî seyrini ortaya koyması bakımından önemli bir belge olan bu telgraf-nâmede özet olarak şu gerçekler dile getirilmektedir:
1- Hangi kavimden olursa olsun metbû hükümetimize karşı isyana yönelmedikçe herkesin taarruzdan korunması yüce dinimiz İslâmiyet’in gereğidir.
2- Avrupa’nın, özellikle de İngiltere’nin iddia ettiği gibi Ermenilere karşı mutaassıbâne bir tavır içinde olsaydık Kürdistan dağlarında bugün hâlâ mamur halde bulunan Ermenî manastırları nasıl ayakta kalabilirdi?
3- Aziz vatanımızın önemli bir parçası olan altı vilâyetin ıslahat adı altında Ermenilere terk edileceği haberi bizleri çok üzmüştür.
4- Ortada ıslahatı gerektirecek bir durum yoktur ve Ermeniler de öyle iddia edildiği gibi fakir insanlar olmayıp bu havâlide birçok sanayi ve servete sahiptirler.
5- Nüfusça Ermenilerden kat kat fazla olan ve onlara karşı asla gayr-ı âdil bir hareket içinde bulunmayan Müslümanların hakkını çiğneyerek azınlığa birtakım imtiyazlar tanımak Avrupa’nın dilinden düşürmediği “adalet” fikrine uymaz.
Özet olarak sıralamaya çalıştığımız bu ifadeler de gösteriyor ki  “Berlin Antlaşması” gereği vilâyât-ı sittede (Diyarbakır, Van, Elazığ, Bitlis, Erzurum, Sivas) Ermenilere tanınan gayr-ı âdil imtiyazlar Müslüman halkı rahatsız etmiş ve böylece de Ermenilerle Müslümanlar arasına ilk tefrika tohumu saçılmış oldu. Esasen Avrupa’nın yapmak istediği de bu idi. Düşmanlar görevini yaptı. Sonrası malum...
Söz konusu vesikanın bizi esas düşündürmesi gereken yönü bence şudur: Takriben 100 yıl önce Diyarbakırlı aydınlar dileklerini kendi devletlerine, İstanbul’a ulaştırıyorlardı. Günümüz aydınlarının başlattığı ” özürhân “lık kampanyasının adresi ise maalesef Erivan... Ne kadar çok değişmişiz değil mi?..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş