Ermenileri memnun etmek için kellesi alınan kahraman: Kemal Bey

İsrafil K.KUMBASAR

Kemal Bey, emperyalistlerin desteğini arkalarına alan işbirlikçi Ermeni çetelerinin başlatıkları mezalime karşı Anadolu’da yakılan ‘isyan’ ateşinin en önemli sembollerinden biridir.
Birinci Cihan Harbi yıllarında Boğazlıyan’da kaykakamlık yapan Kemal Bey, zamanında aldığı tedbirler sayesinde sorumluluk bölgesinde yaşayan ahaliyi ‘katliamlardan’ kurtarmış, merkezi hükümet tarafından alınan ‘tehcir kararının’ yerine getirilmesinde aktif rol oynamıştı.
Bu yüzden Ermenilerin en önemli hedeflerinden biri haline gelmişti.
Ermeni komitacılar, Kemal Bey’i kendi devletine ‘mahkum’ ettirip, ‘iddialarına’ yeni bir dayanak oluşturma gayreti içerisindeydiler.
Mütarekenin hemen ardından İstanbul’a ayak basan İngiliz ve Fransız işgal kuvvetlerine ‘şirin görünmek’isteyen ‘ihanet’ çevrelerinin baskısı neticesinde Kemal Bey, işbirlikçi ‘Damat Ferit Hükümeti’ tarafından memuriyetten azledilerek, mahkemeye sevkedildi.
Konya İstinaf Mahkemesi, yaptığı araştırmalar sonucu yapılan her işin hukuka uygun bir şekilde gerçekleştirildiği gerekçesiyle beraat kararı verdi.
Ancak, mahkeme kararını yeterli bulmayan işbirlikçiler, Kemal Bey’i yeniden tevkif edip İstanbul’a getirterek Divan-ı Harb’e sevkettiler.

* * *

Kemal Bey’in Gümrük Başkatipliği’nden emekli olan babası Arif Bey, bütün çabalarına rağmen, ‘evladını savunacak’ bir avukat dahi bulamamanın çaresizliği içerisindeydi.
 “Tedbirsizlik yüzünden bazı Ermenilerin ölümüne sebebiyet vermekle” suçlanan Kemal Bey’in yapılan bütün duruşmaları, adeta Ermeni azınlığın ‘şov gösterisine’ dönüştü.
Ermeni komitacılar tarafından yönlendirilen ‘yalancı’ şahitler, Kemal Bey’e yönelttikleri iftiraları öyle bir noktaya taşıdılar ki, Divan-ı Harp Reisi Hayret Paşa, olup bitenler karşısında daha fazla dayanamayarak istifa etti.
Ancak, yerine atanan Nemrut Mustafa Paşa, efendilerinden aldığı ‘talimatı’ ifa etmekte, yerine getirmekte hiç tereddüt etmedi.
Alelacele yapılan sözde bir duruşmanın ardından Kemal Bey’i idam cezasına mahkum etti.
Karar, Padişah’a onaylatıldıktan sonra, ‘usul’ icabı kendisinden fetva istenen Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, şu cevabı veriyordu:
- “Kemal Bey hakkında istenilen fetva değildir, kazaya aitir, benim ise kazaya yetkim yoktur.”

* * *

Kemal Bey, tutuklu bulunduğu Bekirağa Bölüğü’nden alınarak, Beyazıt Meydanı’na getirilirken, hakkında verilen idam cezasının ‘infaz edilebileceğine’ hâlâ ihtimal vermiyordu.
Uzun süre İstanbul Üniversitesi rektörlük makamı olarak kullanılan küçük binanın önüne ‘güpegündüz’ kurulan idam sehpasının etrafı, İstanbul’un çeşitli semtlerinden akın eden Ermeniler tarafından abluka altına alınmıştı.
İngiliz ve Fransız askeri birlikleri de binanın önünde nöbet tutuyorlardı.
Kendisine ‘son sözünün’ ne olduğu sorulan Kemal Bey, aynen şöyle haykırıyordu:
- “Ben Türk devletinin bir memuruyum. Aldığım talimatı yerine getirmekten başka bir suçum yok. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki ben masumum, son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun böyle adalet.”
Onu beyaz bir kağıt gibi sehpada sallanırken gören Ermeniler, zafer sarhoşluğu içerisinde yerlerde tepinerek ‘sevinç çığlıkları’ atıyorlardı.

* * *


‘Vatanını’ sevmenin bedelini ‘hayatı’ ile ödeyen Türk milliyetçisi Kemal Bey, milletine hitaben yazdığı vasiyetnamesini aynen şu sözlerle bitiriyordu:
- “Allah bu millete ve memlekete zeval vermesin.
Fertler ölür, millet yaşar.
İnşallah Türk milleti ebediyete kadar yaşayacaktır.”
Kemal Bey’in naaşını ebedi istirahatgahına uğurlayan tıbbiyeli gençlerden biri, mezarı başında ‘gözyaşları’ içerisinde aynen şöyle and içiyordu:
- “Kemal Bey!
Sen şu anda toprağa verdiğimiz bir çiçeksin.
Orada büyüyecek olan dalların o kadar dikenli ocak ki, seni bu akibete layık görenlerin hepsini paramparça edecektir.
İntikamın behemahal alınacaktır.”
Kemal Bey’in naçiz bedenini, ‘kendi devletine’ yokettirenler, aynı şekilde mensubu olduğu Türk milletini de ortadan kaldırmayı başaramadılar.
Geldikleri gibi, defolup gitmek zorunda kaldılar.
Kemal Bey’in başına gelenler, uğruna baş vermekten çekinmediği Türk milletinin her ferdinin ‘bilip de ibret alması gereken’ çok önemli bir ibret vesikası olarak hafızalarda yerini aldı.

* * *

‘Teslimiyet bayrağı çeken’ devletin ‘işbirlikçi’ hükümeti tarafından, sırf ‘Emperyalistleri mutlu etmek’ için 10 Nisan 1919 tarihinde idam edilen Kemal Bey, yeniden kurulan ‘bağımsız’ devletin ‘milli’ hükümeti tarafından, 14 Ekim 1922 tarihinde çıkarılan bir kanunla ‘Milli Şehit’ ilan edildi.
Birinci Cihan Harbi boyunca, kasaba ve köylere düzenledikleri baskınlar ile yaklaşık ‘500 bin’ Türk’ün ölümüne neden olan, Talat Paşa ve arkadaşlarını alçakça kurşunlayan, ‘40’dan fazla’ diplomatı kahpece katleden Ermeniler, şimdi ‘azgın hırsız ev sahibini bastırır’ misali, 24 Nisan tarihini ‘soykırım günü’ olarak anıyorlar.
Satın aldıkları işbirlikçiler vasıtası ile birçok ülkenin parlamentosundan “Türkler’in soykırım yaptığını kabul ediyoruz” şeklinde kararlar çıkartıyorlar.
Kemal Bey’in şehadet tarihi olan ‘10 Nisan’, Türk devleti tarafından ‘milli yas günü’ ilan edilmediği sürece, işbirlikçiler tarafından Türk tarihine sürülen ‘kara leke’ asla ortadan kalkmayacaktır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş