Ermenistan kapısına madalyonun iki yüzünden bakmak

Kürşad ZORLU

Azerbaycan ve Türkiye arasındaki ilişki ağı ifade edilmek istendiğinde genellikle “dost”, “kardeş” ve “müttefik”lik kavramlarına başvurulmaktadır. Yine her iki ülkenin siyasileri ve yöneticileri tarafından bu konuda söz söylenirken belirtilen kavramların üzerine daha güçlü basıldığı gözlenmektedir. Çünkü son dönemde gerçekten buna gerek duyulmaktadır. Aslında benzer yaklaşımlar bir süre sonra ötelediğimiz meselelerin, karşılıklı kaçırdığımız yanlış uygulama ve sonuçların gizlenmesine neden olabilmektedir. Nitekim uluslararası ilişkilerde aşırı duygusal ve sübjektif değerlendirmenin sorgulanabilir yanları vardır. Eğer meselelerimizin çözümünde tek enstrüman bu olsaydı, çoktan Türk birliğinin kurulması lazımdı. Buradan hareketle gerçeklerin ve ideallerin de her zaman örtüşmediği söylenebilir.
Peki ne diyeceğiz? “Dost”, “kardeş” ya da  “müttefik” değil miyiz?
Elbette ki bunların tartışılması bile mümkün değildir. Kişiler, siyasiler, gelip geçici hevesler Azerbaycan-Türkiye kardeşliğini ortadan kaldıramaz. Geçmişte kimsenin buna gücü yetmemiştir ve bugünde yetmeyecektir. Yeter ki karşılıklı empati kurmaya çalışalım. Buna göre “Ermenistan sınır kapısının açılması” ve “sözde soykırım” iddiasının, sebep ve sonuçları bakımından özde birbirinden farkı yoktur. Ama yaşadığımız sorun ve çıkarlar dengesini daha soğukkanlı, yapıcı ve karşılıklılık ilkesine dayandırmak akılcı olur. Bu kapsamda öncelikle Türkiye’ye bakalım... Ne diyor hükümet?
Esasında net olarak bir şey söylemiyor. Sadece “Kesin değil fakat kapı açılabilir, hazırlıklı olun” diyor. Bu da doğal olarak bizleri endişelendiriyor. Endişelenmekte ise haksız değiliz. Sınır kapısını açmak Karabağ sorunu ve  “soykırım” iddiası bağlamında son derece hassas bir hale gelmektedir. Bu iki hususta Türkiye’nin makul bir kazanım ve başarı elde etmeksizin söz konusu kapıyı açması telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açar. Açıkçası tazminat ve toprak talebi yeni iddia alanı haline gelir. Azerbaycan ise zaten tahriklerin yoğunlaştığı bir dönemde Türkiye’yi “dost”,  “kardeş” ve “müttefiklikten” çıkarmak konusunda sağlam bir dayanak elde eder. Ermeni lobisi büyük bir galibiyete adını yazdırır. Türkiye’nin bölgesindeki stratejik konumu sona erer. Ya bu iki konuda Türkiye ve Azerbaycan’ı rahatlatan, sevindiren bir anlaşma ve kazanım olursa? Hiç şüphesiz bu tarihi bir başarı olur ve siyasi sonuçları kısa sürede her alana yansır.
Azerbaycan’a baktığımızda ise bu temel yaklaşımın dışında bir anlayışın hâkim olma çabasını görmekteyiz. Oysaki Karabağ sorunu her şeyden önce Türkiye’nin sorunudur ve böyle olmalıdır. “Büyük devletiz” diyebilmenin gereği de budur. Azerbaycan’ın süreci yönetirken uluslar arası basın üzerinden gönderme yapmadan önce dış politikanın olmazsa olmazlarından sayılan “gizlilik ve uyum”  kavramlarını bir kez daha göz önüne alması daha doğru olacaktır. Çünkü iki ülkenin sürtüşmesi, ayrışması, ilk olarak Ermeni lobisini; sonra kendi halkını açlığa, yoksulluğa layık gören ve bu lobinin sözcülüğünü yapan Sarkisyan anlayışını sevindirecektir. Ancak Azerbaycan kamuoyunun özellikle bir bölümünün ülkedeki ekonomik eşitsizlik ve orta sınıfın giderek kaybolduğu gelişmeler karşısında her şeyi sadece bu soruna bağlayabilen zihniyeti terk etmesinin zamanı gelmiştir. Üstelik Azerbaycan, Ermenistan’la kıyaslanması mümkün olmayan bir güç üstünlüğüne sahiptir.
Dolayısıyla bugün karşımızda duran gelişmeler ve olasılıklar Türkiye’nin yapabilecekleri konusunda ne kadar endişe uyandırıyorsa; Azerbaycan’ın atabileceği yanlış adımlar, tepkiler ve ülkede kuşkuya sebep olan Türkiye aleyhtarı bir kesim açısından da o kadar endişe vericidir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş