Eşek Partisi!

A+A-
Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

Geçtiğimiz Temmuz ayında Irak’ın kuzeyinde “Eşek Partisi” adında bir siyasi parti kurulduğunu öğrenince, doğrusu çok sevindim. Üstelik haberde, Genel Başkan’dan başlayarak parti yöneticilerinin, eşeklere verilen adlarla anılacağının belirtilmesi de çok hoştu. Habere göre, partinin genel başkanına ’Genel Başkan’denilmeyecek -büyük erkek eşek anlamında- ‘Himar’ denilecekmiş! Bitmedi... Parti merkezleri de ‘Han’; yani ’Ahır’ olarak anılacakmış!
Eşeklere verilen bu değeri alkışlıyorum. Kendimi bildim bileli biz insanların bu canlılara çok haksızlık ettiğine inanırım. Küfürlerimizin içinde ‘eşek’ başköşededir; “Eşekoğlu eşek”, “eşek kafalı” gibi... Üstelik sırtına öfkemizi iyice bindirmek için de çift ‘ş’ kullanır; ’eşşek’diye pekiştirerek söyleriz. Anlayış kıtlığının (ahmaklığın) tanımını eşekle yaparız. İnatçı kişiler için “eşek inadı var” deriz. Ve daha neler neler...
Pekiyi... Bu hakaretlere eşekler lâyık mı? Bence hayır! Ama gel gör ki; ceylan, zürafa gibi güzel gözlü olan bu çilekeş canlıların adını kullanarak, kendimizi tuhaf biçimde rahatlatıyoruz. Sadece biz sıradan insanlar değil; padişahlar bile ahmakları eşek adıyla paylamışlar. Söz gelimi, beğendiğim 3. Selim Han gibi! (1798’de Napolyon’un Mısır’a saldırısından haberi olmayan Paris elçisi Seyit Ali Efendi’ye “Ne eşek herifmiş” der.)
Eşeklere yüklenen ağır yüke karşın hiç ses çıkarmaması, onların duyarsızlığından değildir. Yaratılışlarında sahiplerine karşı sonsuz özveride bulunma vardır. Bu durum ancak takdir edilecek bir özelliktir. Yine onlar için ’inatçı’ tanımlaması da yanlıştır. Önündeki bir çukuru geçmek istememesi kendisini koruma dürtüsünün yüksekliğindendir. Hiçbir insan hiçbir eşeğe, kendisini ‘tehlikeye’ atmasını gönüllü yaptıramadığı gibi; zorla da yaptıramaz. Bunun adı ‘inat’ değil, saygı duyulacak bir yetenek olmalıdır. Biz insanlar çoğu canlıları -buna insanlar da dahil- istediğimiz gibi yönetmeye, aldatmaya, gerçek dışı güzel sözlerle kandırmaya alıştığımız için, eşeklerden gördüğümüz bu direniş karşısında şaşırıyoruz. Biz akıllı, biz zeki insanlar; eşeklerin bu özelliğini göz ardı etmenin kolayını da bulmuşuz; onu inatçı, ahmak gibi aşağılayıcı sözlerle adlandırarak rahatlıyoruz.
Maraş destanını başlatan Sütçü İmam’ın torunu sevgili dostum Yaşar Türkkorur’la yıllar önce yaptığımız bir televizyon çekimi sonrasında sohbet ederken bana eşeklerinin özelliklerini anlatmıştı. Olay şöyle: Yaşar Beylerin evleri ile üzüm bağlarının arası 3 km.dir. Üzümleri yeni aldıkları eşekleriyle evlerine bir-iki kez getirirler. Bu gelişlerde ev halkı eşeği karşılar; dış kapıya gelip sandıkları eşeğin sırtından indirir... Alıştırma seferi olan bu bir-iki seferden sonra, bağda eşeğe üzüm kasaları yüklenir ve eşek tek başına eve kadar gelir. Ancak dış kapıda o ilk geldiği çizgide durur. Ev halkından birisi çıkana kadar saatlerce bekler. Hiç kimse onu yüküyle bir adım öteye götüremez. Yükü boşalınca da tekrar bağa döner...
Şimdi bu eşeğe ‘dış kapıdan içeri niçin girmedi’diyemezsiniz. Daha önce oraya kadar gelmiştir. İlerisinde başına ne gelecek bilmiyor. İşte burada eşek kendisini koruyor. Yalvarsanız da, tehditler savursanız da ona bir adım bile attıramazsınız; bu durumda onu ancak sürükleyerek yürütebilirsiniz... Nâzım’ın dediği gibi “Gocuklu celep kaldırınca sopasını” kesim yerine mağrur biçimde koşan koyunlara benzemez eşekler...
Onlar kararlıdır, onlar tavırlıdır!
Haftaya buluşmak dileğiyle...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları