Eşit statü

A+A-
Rauf DENKTAŞ

“Eşitliğimizden taviz verilemez” ve “kurucu devletler eşit olacaktır” sözleri yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Tarafların eşitliği “yasalar altında eşitlik” olarak da algılanabilir ve Rum tarafı “eşitlik” sözünü bu anlamda kullanmaktadır. “Kurucu devletlerin eşitliği” ise aldatmacadır çünkü Talat-Hristofyas görüşmeleri KKTC’yi sıfırlayan bir süreçtir; bu süreçte devlet yoktur, eyalet veya vilayet vardır.

Bizim öngördüğümüz eşitlik egemen eşitlik veya eşit egemenliktir; ve bu 1960 Antlaşmalarında Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsızlığında ve egemenliğinde eşit haklara sahip olmamızdan kaynaklanmaktadır. Ortaklık devletinden silah zoru ile dışlanan Türk ortak 1960 Antlaşmalarındaki statüsünden, yani kurucu ortaklardan biri ve diğerine eşit olma statüsünden, hiç bir zaman feragat etmiş değildir. Bu nedenledir ki görüşmeler boyunca ortaklık haklarında ısrar edilmiş ve eşitlikten bahsedildiğinde “egemen eşitlik” veya “eşit egemenlik” deyimi kullanılmıştır.
Şimdi karşılaştığımız zorluk görüşmelerin tek halk, tek egemenlik, tek devlet formülüne dayalı olarak başlatılmış olmasındandır.

Papadopullos ses vermeye başlamıştır: 1960 Antlaşması ortaklık değildi diyor. Bu konuda 1960 Cumhuriyetinin iki eşit taraf arasında ortaklaşa kurulmuş bir devlet olduğunu kanıtlayan literatür, beyanat ve kararlar vardır. 1960 Antlaşmalarının ilmi tarifi de ortaklıktır ve fonksiyonlar açısından federal bir kuruluş olduğu noktasında düğümlenmektedir. Papadopullos gibilerin 45. yılda “1960 Cumhuriyeti üniter bir devletti, ortaklık değildi” çıkışı “meşru hükümet” oluşlarını dayandırdıkları çürük zemini kaybetmemek içindir. Ortaklık, işlerine gelmiyor çünkü ticari bir ortaklıkta bile ortaklar ayrıldığında ortaklıktaki katkıları ile ayrılırlar. Kıbrıs Türk ortak da ortaklıktan atılırken egemenlikte ve bağımsızlıkta var olan eşit hakları ve statüsü ile ayrılmış, bunları Rum’a teslim ederek bireyler olarak dağılmamıştır. Ülkenin Cumhurbaşkan Muavini Dr. Fazıl Küçük’ün etrafında başlatılan idare Türk Halkının 1960 Antlaşmalarındaki haklarına sımsıkı bir şekilde sarılmış olmasının en anlamlı göstergesidir. Rum ortak kendi sahte “Kıbrıs Hükümeti” unvanını geliştirdikçe Türk tarafı da kendi idaresini daha sağlam, daha kalıcı bir şekle dönüştürmek suretiyle, 1960 antlaşmalarında öngörülüp garantilenmiş olan “iç ve dış dengeyi” korumayı hedeflemiştir. 20 yıllık bir sabrın ve deneyin sonunda, Rum tarafının Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkmaktan öteye bir niyeti ve hedefi olmadığı tespit ve teyit edildikten sonradır ki, KKTC ilân edilmiştir.

Rum tarafının Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkmasını önleyen KKTC’nin ve Türk garantisinin varlığı olmuştur. Şimdi bütün uğraş bunlardan kurtulmayı hedef almaktadır. Gambari anlaşması ile başlayan görüşmeler sürecinde bunlar göz önünde tutulmamıştır. Başlatılan süreç yanlış bir çizgide başlamıştır. Sayın Talat da görüşmelerde dengesizlik var şikâyetinde bulunmaktadır. Bu dengesizliğin sorumlusu kendisi olduğuna göre dengeyi yeniden sağlamak için KKTC’ye sahip çıkması ve “kurucu devletlerden” bahsederken Türk tarafının kurucu devletinin KKTC olacağını Hristofyas’a ve dünyaya duyurması gerekmektedir. Aksi halde tarafların ve kurucu devletlerin eşitliğinden bahsetmenin, halkımızı uyutmaktan öteye, hiçbir değeri yoktur.

Yazarın Diğer Yazıları