Eski İstanbul'un çiçekleri

A+A-
Burhan AYERİ

NTV'de bir habere takıldım; "En Güzel Balkon Yarışması". Düzenleyen İstanbul'un Gaziosmanpaşa Belediyesi'ydi. Derece alanlara çeşitli ödüller verdiler. Arada amorti cinsinden bisiklet dahil birtakım çeşitli hediyeler de vardı. Belediye Başkanı ekrana yansıtıldığı kadarıyla hoş laflar etti. Organizasyonun yapıldığı ilçenin halk arasındaki eski adı Taşlıtarla. O hatta çalışan minibüs muavinleri Taşlı-Dörtyol diye bağırırlardı. Rahmetli anneme bu bölgede birkaç dönüm arsa alması önerilince anında reddettiğini anlatmıştı. "Orada taştan başka bir şey yok. Bir kaç tane de kar kuyusu var" diyerek istememe gerekçesini özetlemişti.

Dışarıdan gelenler

Daha sonra Bulgaristan'dan göç başlayınca, gelenlere burada tek katlı iki odalı evler yapıldı. Göçmenlerin en hoş özelliklerinden biri, bahçelerine her türlü bitki ekip/dikmeleriydi. Hatta pencere pervazlarına çeşitli yağ tenekeleri yerleştirirlerdi. Her birinde renk renk çiçekler açardı. Karanfil, ıtır, fesleğen yaydıkları hoş kokularla doğal parfüm salgılarlardı. Sözünü ettiğim yerlere şimdi gidin de görün. En mütevazısı sekiz daireden oluşan siteler var. Rahmetli annem yattığı yerden kalkıp baksa bizi nasıl bir mirastan mahrum bıraktığını anlardı.

Ataninem ise İstanbul'un Anadolu yakasına tutkundu. Buradaki arazilerini şehitlerimizin yakınlarına bağışladı. Kızı da bildiğiniz gibi ayağına gelen kısmeti elinin tersiyle itti.

Güzel balkon yarışmasından nerelere geldik. Peki bu organizasyonu 50 yıl önce kimin başlattığını biliyor musunuz? Siz zorlanmadan ben yazayım; İhsan Yalçın. İstanbul'a vali muavini olarak atandı. İyi de Beşiktaş taraftarı idi. Bir de baktık Sarıyer Belediye Başkanı. Hayli başarılı hizmetler verdi. İlçesindeki eski binaları şirinleştirmenin formülünü böyle buldu. Sonra da "artık yaşlandım" deyip Güney'e yerleşti.

Bizdeki merak

Haliç Fener'deki beş katlı evimizde bulunan terası anlatmama kelimeler yetmez. Tarçın kokulu karanfiller, Osmanlı gülleri, filbahri ve ortancaya kadar her şey vardı. Sanki Cennet bahçesi. Bunların arasına oturup caddeden gelip geçeni seyretmek ömre bedeldi.

Genlerimizdeki hayvan ve çiçek sevgisi devam ediyor. Halen oturduğumuz yerde büyük bahçe ve balkon bulunca işi abarttık. Doğal ortamda yaşıyoruz. Girişte kocaman ağaçlarımız var. Üç çeşit erik, vişne, hünnap, nar, ceviz, defne ve hatta çam ile zakkumlarımız mevcut. Aralara Aloe Veralar serpiştirdik onlar da tuttu. En heybetlimiz köknar. Binanın boyunu geçti. Dibine de bizim yaşlı kedi Papi'yi gömdük. Az daha unutuyorduk iki de incir ağacımız oldu. Birini kuşlar getirdi, diğerini Aydın'dan özel olarak aldık. Geçenlerde baktım üstlerinde birkaç tane meyve var.

Anlayacağınız bu işler için yarışmaya gerek yok. İçinizden gelmesi kafi. Tabii canımızı sıkan olaylar da var. Bir sabah kalkıyorsunuz ceviz ve narlar yağmalanmış. Bu da kimi insanımızın barbarlığı. Bir yerde emeğe saygısızlık.

Edebiyat penceresinden

İstanbul'a edebiyatçı gözüyle bakarsanız farklı şeyler yakalarsınız. Dersaadet'in ana çiçeği erguvandır. Şehir rengini bundan alır. Ancak ömrü fazla uzun değildir. Bu kenti sokakları, meydanları ve mabetleriyle temaşa etmek büyük zevk. Bunu Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Huzur" adlı romanında en güzel şekilde okursunuz.

Merkez Efendi, "manevi gücü" temsil ederken, "sarayın gücünü" Sümbül Efendi'de bulursunuz. Bu zatın bir çiçeğe yaslandığını isminden anlarsınız. Bahçesi ve cumbasında yetiştirdiği sümbüller bunun kanıtıdır. Bu iki zatın bir başka özelliği o kadar hayvansever olmalarına rağmen evlerinde kedi beslememeleri. Sebebi de içerideki fareler rahatsız olmasın diye.

Mimar Sinan'ın yaptığı Kırk Çeşmeler'in sebeplerinden biri doğaya da hayat vermektir. Bugün sadece adları kalan Çatalçeşme, Acıçeşme, Selamiçeşme ve Ayrılıkçeşme ve diğerlerinin yapımı bir yerde çiçekler ve böceklerin yaşatılmasına dayanır.

Arada tek tük bile kalsa sebillere -hayrat-a rastladığınızda dikkatli bakın. Hepsi bir veya birkaç ehil elden çıkmışlardır. Birer sanat eseridirler.

Binbirdirek, Çukurbostan -pek çok vardı- gibi sarnıçlardan söz etmiyorum. Bir zamanların önemli su toplama merkezlerini meskenlerle doldurduk. Hani elim varmıyor ama yine de şu dizeleri yazacağım:

Mal sahibi,

mülk sahibi,

hani bunun,

ilk sahibi.

Mal da yalan,

mülk de yalan,

var biraz da,

sen oyalan.

Bugünün İstanbul'u tüm tahribata rağmen güzellikleriyle ayakta duruyor. Süleymaniyesi ile ayakta. Şairin dediği gibi "Boğaziçi akmaya devam ediyor".

  • Yorumlar 2
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları