Eski ramazanlar ve eski bayramlardan anılar...

Altemur KILIÇ

“Hayali cihan değer” dedikleri anılar... Çocukluğumun ramazanları, bayramları, iftar sofraları burnumda tüter... Bayram sabahları aklımdan hiç çıkmaz...
Ramazan ayı gelince, evimizde babaannemin direktifleriyle tatlı bir telaş başlardı. İftar hazırlıkları... Kilerdeki nevalelerin tamamlanması...
Eskiden evlerde buzdolapları yoktu... Kilerler vardı, tel dolapları vardı... Sonraları Frijiderler -buzdolapları- salonun yemek odasının baş köşesine oturdu, üzerlerine dantel örtüler kondu dekorasyon tamamlandı..Bir süre bir seçkinlik sembolü oldu... Eski kurgulu, borulu gramofonların yerini pikap denilen radyolu hoparlörlü cihazlar aldı... Eve cihazların gelişi, aslında toplumun gelişimini yansıttı!
Dönelim ramazana, iftar ve sahur sofralarına; bu konularda komşularla rekabet edilirdi... Çorbaların envai çeşidi, yumurtalı yemeklerin sucuk ve pastırmaların nevileri... Ve sahura kalkınca devamı.
Çok küçükken bize oruç tutturmazlar yarım oruç, yani günde biraz aç kalmakla avuturlardı.
Nenem sayesinde evimiz tam bir Müslüman evi idi. Her ramazan mahalledeki caminin imamına özel yeşil yastık yaptırılır ve bahşiş verilerek ölmüşlerimizin ruhuna (nenemin deyimiyle canlarına) Kur’an okuturlardı. Evimizde Kur’an okunurken biz de bir köşede sessizce dinlerdik. Kur’an sonrası duada zikredilecek, aileden ahirete intikal edenlerin isim listesi dikkatle hazırlanır kimsenin unutulmamasına özen gösterilirdi...
Akşam, iftardan evvel babaannem Demsaz Hanım bize “Kısası Enbiya”, peygamberlerin öykülerini okurdu...
Akşamları rast gelirse Şehzadebaşı’na gidilir Karagöz ve Orta Oyunu seyredilirdi.
Anacığım çok hünerli idi. Bizlere Karagöz perdesi kurar kendi eliyle yaptığı figürleri oynatır, onları konuştururdu...
Ramazan geceleri evlerde “fincan” oyunu oynanır boza içilirdi...
Ramazandan sonra Şeker Bayramı, en sevdiğimiz Bayram! Hacıbekir’den (İstanbul’un namı yurt dışına taşmış ünlü şekercisi) akide şekerleri, lokumlar stok edilir, maşallah bol olan ziyaretçilere ikram edilirdi... Gedikli bayram ziyaretçileri vardı; eski hizmetkarlar, eski şoförler, babamın eski silah arkadaşları... Bayram diye ziyaretçilerden kaçılmaz, kaçmak için, şimdiki gibi bir bahane yaratılarak tatile çıkılmazdı. Bayramlar toplumu, aileleri birleştiren olaylardı.
Bayram sabahı bazı büyükler bayram namazına giderken biz aile büyüklerinin ellerini öpmeye hazırlanırdık... Yeni diktirilmiş, kılıç gibi ütülenmiş giysilerimizi giyer, pırıl pırıl cilalı fotinlerimizi ayağımıza geçirir alacağımız bahşişin hayalini kurardık... Çok cömert büyüklerimiz olduğu gibi, şekerli bir mendil vermekle geçiştirenler de vardı el öpme faslını... Eve döndüğümüzde ziyaretlerin aksatasını sayardık ve doğru köşedeki aktara eski borçları ödemeye ve Nat Pinkerton Nik Karter fasikülleri almaya!
Tabii bayramda çocuklar topluca sinemaya da giderdik... Özellikle 16 kısım tekmili birden kovboy-macera filmleri gösteren Beyoğlu’ndaki Alkazar sineması en büyük favorimizdi...
Üç günün sonunda her güzel şey gibi bayram da sona erer, okulun yolu gözükürdü..
Ve nerede o eski ramazanlar o eski bayramlar... Şimdi bizim o bayramlarımızı yaşamayan çocuklar acaba bayramları nasıl kutluyorlar! Neler kaçırdıkların farkındalar mı?

Artık unutulanlar
Eski bayramlar ve ramazanlar gibi unutulan, genç kuşakların bilmedikleri
eskilerin de yavaş yavaş unuttukları İstanbul’a has sesler  vardı... Geceleri bozacının sesi... Davulcular bilmem hâlâ var mı? Sabahları sütçünün sesi...Seyyar zerzevat satanların sesleri...Hallaçlar, bıçak bileyiciler, dondurmacılar, macuncular... Eski İstanbul’un sesleri.... Ne güzel seslerdi onlar, -hoparlörün madeni sesi değil- söyleyenin içinden gelen, dinleyenin de keyif aldığı seslerdi... 
Ha bu arada unuttuğum bir şey var; sonbahar gelince evlerde tarhana yapılır erişte kesilir ve ramazan için kilerlerde saklanırdı!
O zamanlar bugün olan çok şey yoktu ama galiba hayat, her şey daha güzeldi... Yahut bize öyle geliyor...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş