'Etnik fay'da suni çatlak

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Türkiye’nin iç savaş deprem kuşağı üzerinde olduğunu hatırlatan Cıvaoğlu uyardı: Ülkeyi
yönetenler, sivil toplum, aydınlar ve medya uyanık olsun, halklar çatışması çıkarmak istiyorlar.
Kuzey Akdeniz şeridinde “iç savaş” felaketinin yaşanmadığı tek ülke Türkiye’dir.
Diğer ülkelerin iç savaş dramları gözümüzün önündeki tarih derslerdir.
Milyonlarca insan canını vermiş, sakat kalmış, ailelerini yitirmişlerdir.
Bu yangının küllerinden ayrılıkçı kıvılcımların Türkiye üzerinde de uçuşması kaygı veriyor.
25 yılda 42 bin insanımızın yaşamını yitirdiği “düşük yoğunluklu savaş” yetmiyormuş gibi alanı genişleten, bütün yurda yayan, toplum içine ayrışımın zehirli tohumlarını atan bir şiddet tırmanışı başlatıldı.
Yaşadıklarımız ötesinde yaşayacaklarımız da kâbus gibi.
Bu kanlı oyunun senaryosunda son sayfalar “iç savaş” sahneleriyle oluşuyor.
Bu yurdun Türk ve Kürtlerini karşı karşıya getirecek ve halklar çatışması üretecek “karşıtlık”, “ötekileştirmek” psikolojisi hedefleniyor.
Oyunun kuralı, etiği yok.
Genç kızlar, çocuklar, lojman balkonunda oturan subay eşi, belediye otobüsündeki günahsız siviller öldürülüyor.
Sadece sınır karakollarında, üslerde değil, kentlerin caddelerinde, meydanlarında da ölüm kuşkusu yaşanıyor.
İnsanlar kökenleri nedeniyle “öteki” haline dönüşecekleri kaygısındalar.
Kıyımın “kırıma” uzanması için ulusun yerini “halklar” kavramına bırakması için provokatif eylemler seçiliyor.
87 yıllık cumhuriyet sürecinde Türkler ve Kürtler “farklı aidiyet” yaşatmadan insanlarımızı kaynaştırdı.
Son 25 yıla kadar böyle bir ayrışma ilişkilerde yoktu.
“Ötekileşme” zihniyeti de yoktu.

Yeşil hat
Ülkenin en önemli ve en yüksek noktalarına Kürt kökenli yurttaşlarımız getiriliyordu.
Cumhurbaşkanı, Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı, en büyük partilerde genel başkan oldular.
Milletvekili ve senatör seçildiler.
Sendika yönettiler.
Hâkim, savcı oldular.
Yabancı ülkelerde büyükelçi titriyle Türkiye’nin yararlarını savundular.
Üniversitelerde öğretim üyesi, dekan, rektör koltuklarında oturdular.
Hâlâ da öyle...
Ve kimsenin aklından onların kökeni geçmedi bile.
Bu yazdıklarımı bir de “yeşil hat” gerçeğiyle sürdüreyim. Türkiye’de milyonlarca Kürt ve Türk ana babadan doğan kuşaklar var. Onlar ne Kürt ve ne de Türk “ayrışım aidiyeti” hissederler. Sadece bu ülkenin yurttaşlarıdır. İki etnisitenin de güzellikleriyle, töreleriyle, müzikleriyle, damak lezzetleriyle harman olmuşlardır. Bu da bir güvencedir. Komşularımız ne İran, ne Irak, ne de Suriye’de böyle büyük bir zengin damar, yeşil hat vardır. Keşke onlar bir araya gelip meydanlarda buluşsalar ve “birlikte, barış ve demokrasi içinde yaşamanın” mesajını kulaklara haykırsalar.

Maymuncuk
Kitleleri ayrıştırmak için kullanılan  “maymuncuk”  şöyle tanımlanır.
Aynı toplum içinde başka etnisiteler, farklı ekonomik, sosyal ve kültürel düzeylerde olabilirler.
Ancak... Daha aşağı basamaklarda olmalarına karşın “ötekileşmezler”, kendilerini başka aidiyette hissetmezler.
Yaşamalarını o koşullarda sürdürürler.
Onları “farklı aidiyet” çizgisine çekmek için “tehdit altında olduklarına” inandırmak gerekir.
PKK’yı “simge” göstererek aslında Kürtlere asimilasyon, kültür ve ceza dayatması olarak hissettirmek çabasındadır. Elbette bu tezgâh Kürt yurttaşların çoğunluğuna işlemiyor ama büsbütün başarısız kaldığı da söylenemez.
Türkiye’yi yönetenlerin, STK’ların, medyanın, aydınların bu oyunu bozmaları gerekir. Sorunun bel kemiği budur. PKK’yı yalnızlaştırmak hedefli strateji,
ortak aklın yoludur.
* Güneri Cıvaoğlu / Milliyet

+++++

Ortak mutluluğu paylaşamıyoruz, hiç olmazsa ortak ıstırabımızı biraz daha fazla hissedelim. Çünkü bu, ortak vatanın ıstırabıdır...
* Ertuğrul Özkök / Hürriyet

+++++

Pamuk ipliğinden sınırlar çiziyorlar aramıza
“Hanginiz teröristi şaşırtıyorsunuz? Terörün tezgâhına kimler gönüllü olarak düşüyor? Cami avlularında, şehit cenazelerinde toplanan kalabalığı kimler doğal seçmeni olarak görüyor?” diye soran Mümtaz’er Türköne’ye karşılık Rıza Zelyut “Yobazlarla Kürtçüler aynı ağızdan; şehitlere sahip çıkan kesimlere saldırıyorlar. Ellerinden gelse, şehitleri sanık sandalyesine oturtacaklar; kendi teröristlerini ise kutsayacaklar. Şehitlikleri, acılı ana-babalara kapatan; cenazelerde acısını dile getirenlere kızan siyasetçinin durumuna Allah kimseyi düşürmesin. Biliyorum ki o şehitler; kabirlerinden ellerini uzatıp bir gün onların yakasına yapışacaklardır” diyor.
Türköne’nin sorduğu soruları soran ve Zelyut’un cevabını veren binlerce insan aynı şehirlerde yaşıyorlar, aynı sokaklarda...

* * *

Yılmaz Özdil önceki gün, şehit eşini toprağa veren Muş’lu “Kardelen Elif”in hikayesini anlattı: “Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin bursuyla oku’muş, öğretmen ol’muş.. Ki, yaşıdır, kalbi pır pır çarpıyor’muş, İzmirli Çağlar’a âşık ol’muş, yuvasını kur’muş, kızları ol’muş... Uzman çavuş’muş Çağlar, kırsalda vuruş’muş, kendisiyle birlikte Mardin’e gelen ve oradaki kardelenlerin açmasına yardımcı olan, hatta reklamlarında oynayan Elif’iyle gurur duyuyor’muş... Ardından tayin savur’muş, kahraman eşiyle el ele tutuş’muş Elif, kaderine uç’muş, İstanbul’a kon’muş... Sonrası malum, hain pusu kur’muş, Çağlar şehit ol’muş.” 
Kürt Elif haykırıyordu: “Haince vurdukları eşimin kanlı alyansını boynumda gururla taşıyacağım. Kızımı bu vatan uğruna asker yapacağım!”
Oysa aynı gün diğer Taraf’ta şunlar yazıldı tam da o gün:
“Bir Kürt’le bir Türk’ün evlenmesi evrensel bir barış mesajı değil iki kişi arasında gerçekleşen kimyasal bir olaydır. Türklerle Kürtler kardeş değil. Zaten kardeş olsaydık, bu kadar çok ”kardeşiz“ demek zorunda kalmazdık.”
Ve Elif gibi yaşayan Kürtler’le, Taraf’ın dayattığını benimseyen Kürtler, nice Elif’i bağrına basan Türklerle, etrafına Taraf’ın dayattığını dayatan Türkler aynı şehirlerde yaşıyorlar, aynı sokaklarda...

* * *

Cengiz Aktar Vatan’daki köşesinde “yabancılaşma”nın boyutlarını tarif ederken “Kardeşlik filan için değil, savaşmamak, ölmemek için” birşey yapma noktasına gelindiğini ileri sürüyordu dün.
Milliyet’te Melih Aşık’ın köşesinde ise Güneydoğu’dan annesi Kürt olan bir Türk’ten gelen şu not vardı: “Yöre halkının ezici çoğunluğu (bölgede oturan ben de dahil) birbirinin etnik kökeniyle ilgilenmiyor. Ayrıcalık değil, ülkenin diğer insanları gibi iş ve huzur istiyor. Bölgede etnik köken lafını edenler daha ziyade militanlar ve fanatiklerdir...”
Aktar’ın tezini doğrulayan kana susamışlarla, Aşık’ın köşesine konuk olan kişi aynı şehirde yaşıyorlar, aynı sokakta, belki aynı apartmanda... Halkalı şehitleriyle, halkalı katillerinin çocukları aynı okulda okuyorlar... Sıra arkadaşının babasına pusu kurana baba diyor öteki...

* * *

Herkesin dilinde o soru: “Türkiye nereye gidiyor?”
Türkiye’yi gideceği yere götürecek 72 milyon Banu Avar’ın tarifiyle; “İşsiz ve yoksul bırakılmış, dini ve etnik olarak parçalanmış, şehit düşmüş, gazi olmuş, kan kusan, göz pınarları akan, psikolojik savaşın her türlüsüyle karşılaşmış, çok hırpalanmış, örselenmiş, sabrı defalarca denenmiş” insanlar.
Ve o insanlar şimdi, sabırla gafletin, dirençle intikamın, acıyla nefretin, sahip çıkmayla tahammülsüzlüğün, kaybedecekleriyle kazanacaklarına inandıklarının arasında, pamuk ipliğine dönüşen bir sınırda duruyorlar...
Sürüklendikleri o sözü söylediklerinde, “yeter” dediklerinde  ne olacağını hesap edebiliyor musunuz?

+++++

Her yerde aynı acı
Önceki gün Hürriyet’in birinci sayfasında Latif Demirci’nin çok şey anlatan bir karikatürü vardı. Kent girişindeki tabelada şu satırlar yazıyor: MUĞLA, Nüfus: 715 300, Rakım: 625, Şehit: 120
Bu tabeladaki kent adını, nüfusu ve rakımı değiştirin, 81 ilde aşağı yukarı bu tabloyla karşılaşırsınız. Bu tabelada rakım değişmez, nüfus sayımdan sayıma değişir. Ama son veri her gün değişmeye, yükselmeye başlamışsa, durum hiç de iç açıcı değil demektir. Sorumlu, ilgili, yetkili olanların, o karikatüre her gün yeniden bakmalarında yarar var.
* Hikmet Bila / Vatan

+++++

Böyle böyle soğuttular...
Mevcut Anayasamızda ya da yakın dönemde muhtemelen gündeme gelecek olan yeni bir anayasada yurttaşlık sıfatı yeniden tanımlanacak, üstelik türklük üzerinden tanımlanacak ise, bu tanımda ısrarlı bir siyasi irade yine olacak ise, kürt meselesi çözülmemiş olacaktır, bundan herkes emin olabilir.
Anayasamızın 66. maddesi hiç de gerekli olmadan anayasada bir yurttaşlık tanımı vermekte ve “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı herkes türktür” gibi bir ifade kullanmaktadır.
(...)Vatandaşlık sıfatı olarak türk kelimesini kullanmak çok gereksizdir. (...) Türk bir kavmin, bir kültürün sıfatıdır; birileri sözde hukuk adına bu sıfatı (türk) 70 milyon insanın vatandaşlık sıfatı olarak dayatmaya kalktığında da birileri kendini vatandaş olarak dahi bu sıfatla tanımlamak istemeyebilir ve yerden göğe kadar da haklıdır.
(...) Bu devletin yurttaşı olmak kime, neden yetmemektedir?             
* Eser Karakaş / Star

+++++

Ölümün finansörü
Bir hayalle kandırılarak ya da tehditle dağlara çıkarılan çocuklar ölmeli ki onlar bulundukları konumları koruyabilsinler. Kürtler adına siyaset yaptıklarını söyleyenler, bu ölümlerden rahatsız olmuyorlar mı? Dillerinden “kirli savaş” sözünü düşürmeyenler, bu ölümleri finanse eden şeyin uyuşturucu kaçakçılığı, haraç ve belediye yolsuzlukları olduğundan haberdar değiller mi? Oylarını aldıkları insanlara karşı bir sorumlulukları yok mu? Oylarını aldıkları insanların çocuklarının dağ başlarında ölüp gitmesine karşı seslerini neden yükseltmiyorlar? Bu sadece korkudan mı kaynaklanıyor, yoksa onlar da varlıklarını bu ölümlere mi borçlu olduklarını düşünüyorlar? Bu strateji binlerce çocuğumuzun yaşamına mal oluyor.  
* Mehmet Y. Yılmaz / Hürriyet

+++++

Türkiye zor günlerin eşiğinde
Tarafsız, objektif, gerçeği saptırmadan anlatacak bir ciddi sosyoloğa  “Türkiye nereye gidiyor?” diye sorun, size şöyle söyleyecektir: “Terör değişim geçirdi. Türkiye 1 değil, 2 bölünme yaşıyor”
Aynı sosyoloğa; “Bu söyledikleriniz ne anlama geliyor?” diye sormaya devam edin; “Başbakan ve kadrosu halkı aldatıyor. Çünkü bir yandan dini bölücülüğü canlandırdılar, öbür yandan Kürt etnik bölücülüğünün azgınlaşmasına zemin hazırladılar. Kürt bölücüleri demokratik muhtariyet istiyor” diyecektir. Tabloya bakın. Sosyoloğa hak vereceksiniz. (...) Türkiye lider ülke olacak diye yola çıktılar; “Türk Arapsız yaşayamaz” ilanı yaptılar. 500 yıldır yönünü çağdaşlaşmaya dönmüş Türkiye,  “Arapsız yaşayamaz”  laflarının yükseldiği haftanın üstünden 7 gün bile geçmeden; Başbakan’ın yanına Genelkurmay Başkanını da alarak, sınırda, sıfır noktasında siperin arkasına çömelip, pısma pozisyonu almak zorunda kaldı. Dini bölücülük pusuda. Kürtçü bölücülük azdı. Halk ağır vergiler altında. Türkiye zor günlere gidiyor!
* Necati Doğru / Sözcü

+++++

Bölücü vuvuzelası
Çıkıyor ekrana ’Kürtler ya ayrılacak ya da Kuzey Irak’a bağlanacak. Başka çözüm yok’diyor. Bu zatın AB fonlarından nemalandığını, Soros’a da sipariş raporlar hazırladığını biliyoruz. En büyük amacı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ’Türkiyeli’ hale getirmek. İlk adım olarak önerdiği ’Kürdistan özerk bölgesi’. ’Tehcir, baskı uyguladık’dedikten sonra ’Biz Türkler’i yapıştırmıyor mu, kafayı yiyoruz. Önüne gelen kanal bu tipleri konuşturuyor. Zehir saçmalarına imkan sağlıyor.  
* Burhan Ayeri / Akşam

+++++

Neşteri vurduğu yere bak
“Tedavi” için “konjonktürel şiddet”e değil  “stratejik, Irak Kürdistanı ile entegrasyon”a kilitlenmek gerektiğini ileri süren Cengiz Çandar şöyle buyurdu: “Hükümetin ‘en doğru’larının başında bölge ülkeleriyle ve bu arada Erbil ile ‘yakınlaşma’ politikasını başlatması ve ‘ekonomik entegrasyon’a yönelmesi geliyor. Vizelerin kaldırılmasının, Irak’a da teşmil edilmesi kaçınılmaz bir gelişme olacak. Bugünkü Türkiye-Irak sınırı, coğrafya atlaslarında kalan, sadece ‘siyasi egemenlik’ alanlarını belirleyen bir sınır olmaktan öteye gitmeyecek. Tarihin gereği yerine getirilmiş olacak.”

+++++

MİNİ YORUM
Terörün tuzağına düşmediler(!)
En büyük gazetelerin sürmanşetinde Bihter vardı dün, şu kocasını aldatışı reyting rekorları kıran “tip”; bir önceki gün şehit Buse’yi koydukları köşeden sırıtıyordu göğsündeki fünyeyle... Ve “düşman sevindirmemek için” tek sütuna beş santime küçültülen Elif; göğsünde “kanlı alyans”ı... Bilmem kaç milyon yemedi içmedi Behlül’ün ‘mezar başındaki Robinson’a dönüşümünü izledi. Terörün tuzağına düşmeyen bu insanlarla gurur duyuyor olmalı Başbakan!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş