"Etnik milliyetçilik" nerede?

A+A-
Mustafa ERKAL

Türk kimliği her şeyden evvel kültürel bir kimliktir. Türk Milletine mensup herkesi kapsar. Türk kimliği, Türk Milletine mensup olanların kimliğidir. Bunların bir kısmı vatandaşlık bağı ile Türkiye’ye bağlıdır. Diğerleri vatandaşımız değildir; ama kültürel kimlikleri Türk’tür. 
Öncelikle Türk kimliği, etnik özelliği ne olursa olsun, Müslüman ve gayrimüslim vatandaşlarımızı kapsayan bir kimliktir. Etnik veya bölgesel sıfatlara ve özelliklere sahip insanlarımız, Türk Milletine mensubiyet şuurunu hissettikleri ve bunu eylem olarak ortaya koydukları sürece; kendileri Türk olarak kabul edilir. Milli kimliğini Türk olarak hisseden bir kimseyi dışlama hakkımız da yoktur. Türk, bir etnik grubun adı değildir. 
Türk tarihi, kimliğe kültürel bakışın tarihidir. Biz insanları biyolojik ve genetik özelliklerine göre ayırma ihtiyacı duymadık. Yaşadığımız coğrafyalarda farklılıkları koruduk, kolladık; yaşadık ve yaşattık. Hâkim kültür bize göre budur. Osmanlı döneminde de ayırımı Müslim, gayrimüslim olarak yaptık. Bu bakımdan, günümüzdeki etnik çatıştırmalar bize yabancı, zorla ithal edilmek istenen, küreselleşmeye ve post-modern yaklaşımlara uygun araçlardır. İdeolojik çatıştırma döneminin zayıflaması ile etnik ve mezhep çatıştırmaları yoluyla milli devletleri içeriden çökertmek artık gündemdedir.
Hiçbir dönem etnik milliyetçiliğe, daha doğrusu etnik ırkçılığa dayalı bir politika uygulamadığımız için; dini azınlıklar bizde imtiyazlı vatandaş oldu. Azınlıklara da etnik sıfatı takmadık; dini azınlık dedik. Lozan Antlaşması’nda da bu böyle geçti. Bugün de dini azınlıklara etnik azınlık demiyoruz. 
Son dönemde kavramlar yeterince bilinmediği ve maksatlı saptırıldığı için kafalar çok karıştı. Meselâ; bazıları kültüre dayalı kimlik ile vatandaşlığa dayalı kimliği ayırma ihtiyacı duydular. Bu, yapay ve bize yabancı bir ayırımdır. Kültüre dayalı kimlik, faklılıkları ve gayrimüslimleri dışlayan bir çerçeve değildir. 
Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. Yüzyılın sonlarındaki çoğu Zaza ayaklanması olan ama Kürt ayaklanmaları olarak ifade edilen isyanların temelinde de etniklikten çok; dış tahrik ve etkilerle dini bir takım endişeler yer almıştır. Cumhuriyet döneminde de bazılarının ağızlarına sakız yaptığı “etnik milliyetçilik” uygulanmamıştır. Ancak, milli kimlikle rekabet de kabul edilmemiştir. Hem etnik milliyetçiliğe karşıyız diyeceksiniz; hem de konuları etnik çerçeveyle değerlendireceksiniz; bu Sayın Başbakanın çelişkisidir. Milli Mücadeleyi yapan, izinle değil; kanla, canla, bedel ödeyerek bağımsızlığı kazanan ve onu Cumhuriyetle taçlandıran milli irade; iki veya üç devlet kurmak için Milli Mücadeleye kalkışmamış; kimseden izin ve onay da almamıştır. Herkesin bölgesel değerlerini yaşayacağı, yaşatılacağı ve kendi kendini idare edeceği demek; özerklik tanımak değildir. Bunun anlamı; muhtarı, belediye başkanını ve diğer mahalli yöneticileri Ankara seçmeyecek demektir. Bu zaten Ankara’nın görevi de değildir.
Osmanlı’nın son dönemlerinde bir çimento zannedilen Osmanlılık bilinciyle toprak kaybetmemeye ve bütünlüğü sağlamaya çalıştık. Bu yürümeyince; din kardeşliğine, İslâmcılığa sarıldık. Emperyalizm, Çanakkale’ye  “Osmanlı kâfir oluyor”  diye bizimle savaşmak üzere Müslüman askerler getirdi ve bizi birçok cephede arkadan vurdurdu. En sonunda Türkçülük hareketi doğdu ve Milli Mücadeleyi tetikledi. Türkçülük hareketi de bir etnik üstünlük arama ve  “etnik milliyetçilik”  değil; İmparatorluk bünyesinde zamanla dışlanan ve kaybedilen asla dönüştü. Bir özgüven kazanma ve mensubiyet şuuru olarak bu gelişti. İstisnalar kaideyi bozmaz. Türkçülük diğer iki akımı tetiklemedi. Tam tersine, Osmanlıcılık ve İslâmcılık yürütülemediği için ortaya çıktı.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları