‘Evet’ çıkarsa BOP kaldığı yerden devam eder!

‘Evet’ çıkarsa BOP kaldığı yerden devam eder!
Yazar Ahmet Türk, yeni Anayasa değişiklik paketinin getirdiği en büyük tehlikenin 104. ve 123. maddelerdeki öneriler olduğuna dikkat çekti. Türk’e göre ‘buzdolabına kaldırılan çözüm süreci’ bu maddelerdeki değişiklikler sayesinde federasyona kapı açacak.

Uzun yıllar Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte siyaset yapan Ahmet Türk, başkanlık sistemini öngören yeni Anayasa değişiklik paketini değerlendirdi. Türk analiz yazısında yeni Anayasa paketi ile ülkenin karşı karşıya kalabileceği problemleri sıraladı.

İşte Türk'ün  ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne Dair Risk İzlekleri' başlıklı o yazısı:

Aşağıda ele aldığımız hususlar, 16 Nisan 2017 tarihinde halkoyuna sunulacak 18 maddelik ‘Anayasa Değişiklik Paketi’nin, içeriği ve hukuk tekniği açısından tenkidine dair değildir. Sadece bu sürecin; hazırlanışı, zamanlaması, gerekçeleri, tutarlılığı, kararlığı, ülke şartlarıyla ve toplumsal gerçeklerle bağı, küresel siyasal denklemle münasebetleri, ani-hacimli-öngörülü ve görüsüz değişimler gibi parametreler açısından ‘siyasi istikrar’a dair öngörülen ana ve tâli riskleri ihtiva etmektedir.

 1-) Zaten Çözüm Süreci’nde hayli zarar görmüş olan ‘Kamu Kudreti’nin; yakın bir zamanda kıyıcı darbeciler elinden canını ortaya koyan vatandaşı tarafından alınıp, imdat eden hükümete iade edildiği...

Başta siyaset kurumu olmak üzere birçok gözbebeği kurumun bu süreçten sonra ağır hasarlar aldığı...

Geçmişten bu yana dillendirildiğinde üçüncü sınıf komplo teorisi şeklinde nitelendirilerek umursanmayan etnisite ve mezhep kaynaklı tehditlerin bir bir gerçekleştiği...

Çevre coğrafyamızda haritaların yeniden değiştiği ve ‘sıra kimde?’ sorusunun cevabı olarak 'Türkiye' isminin öne çıkmaya başladığı...

Ekonomideki kötü gidişatın yanında, kirli ve işlevsiz ekonomik networkların artık başlıbaşına bir ‘vesayet’ sorunu halini aldığı...

ABD’nin çevre coğrafyada devreye soktuğu ‘rezerv alan stratejisi’ mucibince, tamamen CENTCOM’un yan unsuru ve  yeni NATO stratejisinin temel taşı haline gelen PKK terörü ve kukla kürt devleti projesinin ağır tehditlerine maruz kalan...

Vatandaşları arasında kutuplaşma ve keskin ayrışma hacmi ‘kritik’ eşiklere dayandığı bir ülkede...

Hem de ‘OHAL Şartları’ içerisinde ve yangından mal kaçırırcasına, ‘sistem değişikliği” istikametinde hazırlanmış bir anayasa değişikliğinin ‘öncelenmesi’; metastaz yapmış tümöre bıçak vurmaktan farksız tehlikeli ve sonuçsuz bir hamledir!

2-) Anayasaların hazırlanma süreçleri ve kabul edilişi aşamaları anayasanın kendisi ve içeriği kadar önemlidir. Bu Anayasa değişiklik paketinin hazırlanma süreci, tüm siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının ve üniversitelerin sürece yapıcı katkı sağlamalarına imkân verecek hacimde katılımcı; her türlü kuşkuları ortadan kaldıracak bir şekilde 'şeffaf' yürütülmeliydi. İçtenlikle saygı duyulan, uzun ömürlü olan ve maksimum bir uzlaşma ile hazırlanan demokratik ve gelişmiş ülke anayasalarının en önemli niteliği budur. Maalesef, 16 Nisan’da halkoyuna sunulacak olan Anayasa değişiklik paketinin hazırlanma süreci anti demokratik işletilmiştir.

3-) En başından bu yana, anayasa değişiklik paketinin içeriği ile millet arasına ‘yapay’ gündem ve tartışma alanları oluşturarak ciddi engeller konuluyor. Bu yüzden, 16 Nisan 2017 tarihinde oylanacak olan bu değişiklik paketinin milletle olan ‘bağı’ kopuktur!

Dikkat ederseniz, kamuoyu önünde sergilenen tartışmalar ehliyet ve liyakat sahibi kişiler tarafından yürütülmüyor. Bu yüzden ortada ciddi bir sistem tartışması yok. Bir taraf sürekli ‘istikrar’ gerekçesini öne çıkarıyor, diğer tarafsa ‘tek adam’ sistemi etrafında ülkenin savrulacağı tezini işliyor.

‘İstikrar’ kavramının da ‘tek adam’ dinamizmi karşıtlığının da ifade ettiği tek bir kişi öne çıkıyor: Recep Tayyip Erdoğan! 

Bir tarafta ‘O olmadan istikrar olmaz’ vurgusuyla değişiklik paketinin içine bakmadan EVET diyenler… Diğer tarafta ‘tek adam’ dinamizminin ülkeyi felakete sürükleyeceği fikrini öne çıkarıp HAYIR diyenler…  

Bu durum oldukça riskli hatta tehlikelidir. Seçilecek olan Cumhurbaşkanıyla alakalı niyetler hâlâ aşılamamıştır! Paketi hazırlayan kapasite ve destekleyen kitleler başta olmak üzere; örneğin Kemal Kılıçdaroğlu veya herhangi bir muhalefet lideri üzerinden empati yapmak hususunda ve halkoyuna sunulacak olan modelin ‘kişiye mahsus’ olmadığı konusunda toplumsal bir ‘mutabakat’ yoktur! 
Bu durum değişiklik paketinin uzun ömürlü olmayacağının ve kadük kalacağının ve dahî ülkenin tekrar bir sistem tartışması içerisine gireceğinin en önemli alametidir.

4-) İdari ve hukuki açıdan ‘hesap verebilirliği’ yani ‘denetimi’ devre dışa bırakıp, sadece politik açıdan sandıkta hesap verebilirliği ön plana çıkaran ve sıkça bu yolla ‘meşrûiyet’ üreten siyasi organizasyonların 'sistem değişikliği' işine girişmesi ağır bir rizikodur! 

Çünkü bu tip iktidar organizasyonları er ya da geç ama mutlaka; önce ‘devlet’ ile sonra da ‘millet’ ile kendilerini dengeleyebilme yeteneğini kaybederler! Neticede tüm işler ‘iktidar ve otorite gözcülüğü’ ile yürütülmeye çalışılır. Bunun getirisinin ve siyasi ederinin ne olacağını yazmama bile gerek yok!

5-) Okuyucularım bilirler, en başından beri gerek ‘Çözüm Süreci’ adı verilen ‘MİT-Öcalan Müzakere Süreci’ olsun, gerekse kötü ve başarısız bir şekilde yürütülen Suriye politikalarına en başından beri muhalifim. Çözüm Süreci’nin egemenlik haklarımıza verdiği ağır hasarlar ve meskûn mahal savaşıyla alakalı öngörülerimiz ile Suriye’de 6 yıl önce devreye sokulan ‘devlet altı örgütlenmeler’ üzerinden yürütülen ‘operatif devlet’ uygulamalarının başarısızlıkla sonuçlanacağına dair öngörülerimiz ve ikazlarımız başta olmak üzere, birçok konuda haklı çıktık.

Bence bu anayasa değişiklik paketinin ve geniş yetkilerle donatılmış ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin en büyük riski, buzdolabına kaldırılan Çözüm Süreci’nin yeniden işletilmesi ve Anayasanın 104 ve 123. maddelerindeki değişikliklerle, Cumhurbaşkanının yetkilerini kullanarak üniter yapıyı değiştirecek ‘idari düzenlemeler’ yapması ihtimalidir!

Malumunuz Sayın Cumhurbaşkanı ve ekibinin gönlünde, Türkiye’nin fiziki yapısı ve yüzölçümü teknik olarak federatif yapılara ayrılmaya müsait olmasa da, bir ‘eyalet sistemi’ modelinin yattığını biliyoruz. Bir dönem, bilhassa Çözüm Sürecinin ilk cicim aylarında bunu alenî bir şekilde tıpkı Özal gibi kamuoyunda dillendirmişlerdi bile… Erdoğan Belediye Başkanı olduğu dönemlerden beri federatif yolla ülkenin büyüyeceği tezlerini dillendirdiği malumdur. En tazesi ve akıllarda kalanı ise Çözüm Süreci’nin kamu kudretini ayaklar altına ala ala ilerlediği günlerde, yani 7 Haziran 2015 Genel sSeçimi öncesi, 27 Şubat 2015'te Beştepe’de Valilere hitaben yaptığı konuşmadır:

‘Seçim sonuçlarına göre, yeni anayasa ve Başkanlık Sistemi gündemimize gelecek. Başkanlık Sistemi, bir yönüyle de yerel yönetimlerin daha da güçlendiği, daha da etkin hale geldiği bir sistemdir. Bu sistemde, Başkanlığın merkezdeki gücü, bir yandan Meclis’le, diğer yandan yerel yönetimlerin sahadaki gücüyle dengelenir. Dolayısıyla bu sisteme geçildiğinde, Valilerimizin farklı bir konuma gelmeleri, daha geniş yetkilere sahip olmaları mümkün olabilecektir.’

Yaptıkları (Oslo, MİT-Öcalan Müzakere Süreci, Kandil görüşmeleri, Meskûn Mahal Savaşları vb.) yapacaklarının garantisi olan Erdoğan ve ekibi, 16 Nisan 2017 referandumu sonrası elde edeceği geniş ve güçlü yetkilerle, ülkeyi bu istikamette yeni badirelere sürükleyeceğini düşünüyorum.

Endişemiz şu: ABD, AB ve Rusya, Irak’taki Kürt bölgesel yönetimini ve Suriye’nin kuzeyindeki müstakbel Kürt özerk yönetimini ve dahî oradaki Peşmerge/PKK/PYD ve türevlerini destekliyor. Yakın bir zamanda burnumuzun dibinde sınırlar değişecek, yeni yönetimler kurulacak, Irak Kürdistan’ı (Barzanistan) yakında bağımsızlığını ‘resmen’ ilan edecek. Türkiye de bu yeni devleti tanıyacak! Suriye’nin kuzeyinde de benim ‘İsrail koridoru’ diye nitelediğim Kürt koridoru mimarisi de tamamlanacak. Türkiye bu değişimde çıkarları ölçeğinde, söz ve pay sahibi olabilmek adına, geçmişte olduğu gibi 'istikamet' alacaktır!

Bölgedeki gerçek oyun kurucular; hem Iraktaki, hem de Suriye’deki özerk Kürt devletçiklerinin hamiliğini -sözde- Türkiye’ye devredecektir. Eyalet sistemini günümüzde yerel yönetimlerin verimliliğini arttıran ve Ankara’nın bürokratik yükünü azaltacak bir model olarak düşünen mevcut siyasi erk, bu tezgâhı Türkiye'nin varlığını olumlu seyirde devam ettirebilme isteği olarak tanımlayabilir. Bununla da yetinmeyip bu gelişmeyi rasyonel politik bir tavır olarak kamuoyuna uygun bir propaganda diliyle ‘zafer’ olarak sunabilir!

Ardından, 7 Haziran 2015 Seçimi sonrası buzdolabına kaldırılan Çözüm Süreci, muhatapları değiştirilerek (Barzani, Kürt eşrafı, PKK'ya müzahir STK’lar vs). tekrar gündeme taşınabilir. Malumunuz Sayın Cumhurbaşkanı tarlasını yağmurun yağacağı yere taşımakta mahirdir! Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın; Ankara’nın yükünü hafifletecek gerekçeli ‘yerinden yönetim’ ambalajlı bir sistem ile üniter yapı arasında sıkıştığını da biliyoruz!

Bu yüzden 16 Nisan 2017 oylanacak olan ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle birlikte Erdoğan ve ekibinin gönlündeki federatif yapı ve Türkiye'nin kürt federasyonu ile büyüyeceği tezi ve bu istikamette bir 2023 tasavvuru yeniden tetiklenecektir. 

Öte yandan Sayın Cumhurbaşkanı ve ekibi, bozulan ABD ve AB ile ilişkileri yeniden düzeltebilmenin yegâne yolunun bu olduğunun da farkındadır!

Geçmişte ‘Çözüm Süreci’ adıyla yürütülen proje, hatta ve hatta ‘Partili Cumhurbaşkanı’ süreci ve dahî 16 Nisan 2017 tarihinde oylanacak olan anayasa değişiklik paketi mucibince devreye sokulmak istenen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi; BOP’un politik ve stratejik hedefleriyle alakalı ve ilintilidir!

Anlayacağınız sandıktan ‘EVET’ çıkarsa “Şu anda Amerika’nın da 'Büyük Ortadoğu Projesi' var ya, işte bu proje içerisinde Diyarbakır bir yıldız olabilir. Bunu başarmamız lazım” misyonu kaldığı yerden kaldığı yerden devam edecektir!

Bu sebeplerden ötürü referandum sonucunun EVET çıkması sonrası devreye sokulacak olan yeni yönetim sistemiyle birlikte, üniter yapımıza yani ‘Türk Devleti’ne zarar verecek hamlelerin hızlanacağını ve kolaylaşacağını düşünüyorum.

İşte, referandumda oylanacak sistemin en büyük riski hatta tehlikesi de budur!

6-) Demokrasinin olmazsa olmazı 'Kuvvetler Ayrılığı' ve bu kuvvetlerin birbirlerini denetleyebilme kudretidir. Referandumda oylanacak değişiklik paketiyle'Kuvvetler Birliği” sistemi kurulmaya çalışılmaktadır. Seçimi kazanan Cumhurbaşkanı adeta ‘Yetkilerin Efendisi’ olacaktır!

Yetkilerin tek elde toplanması Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ‘Kaideli Devlet’ formundan ‘Şahsî Devlet’ formuna sürükleyecektir. ‘Şahsi Devlet’ formuna geçiş yapmış ülkelerin durumları ve kötü tecrübeleri ise ortadadır.

Hülasa

“Akla uygun olan gerçek; gerçek olan akla uygundur!"

Bence 16 Nisan 2017’de halkoyuna sunulacak olan ‘Anayasa Değişiklik Paketi’nin tüm yönleriyle akla uygun olmadığını ve gerçekliğinin sürdürülebilir olmayacağını düşünüyorum! 
Böyle bir oryantasyon yolculuğunda, ‘sistem değişikliği’ temelli bir gelecek tasavvuruyla istikamet belirlemek; ‘varlığını korumak’ zorunda olan Türkiye’nin bekâsı üzerinde telafisi çok zor hasarlar bırakabilir.

'Bıçak sırtında' olan bu ülkede; 'olağanüstü ' şartlar içerisinde 'daha güçlü bir Türkiye' propagandalarıyla girişilen bu sistem değişikliğinin, ileride değişmeye mahkûm olacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Son Söz

Aziz Türkiye Cumhuriyeti Devleti; şahıslardan, hiziplerden, partilerden, cemaatlerden, bütün segmentlerden hatta tüm bunların toplamından daha mühim ve kıymetlidir!

  • Yorumlar 19
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Günün Karikatürü
    Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş