Evlerimizde "yazı odası" eksikliği...

Ahmet SEVGİ

Geçen gün eski kitaplarımı karıştırıyordum. Gözüme bir piyango bileti ilişti. 1927’de, Türk Ocakları Merkez Heyeti yararına tertip edilen bu eşya piyangosunun ikramiyelerinden biri de:  “Bin lira kıymetinde bir yazı odası takımı” idi. Oturma odası, yatak odası, çocuk odası... Bunlar günümüzde sıkça duyduğumuz sözler. Ama  “yazı odası”  pek de alışık olmadığımız
bir tabir...
Bundan 60-70 yıl önce Türk aydınının evinde, okuyup yazabileceği ayrı bir odanın bulunması yahut en azından aydınlar arasında böyle bir kavramın mevcûdiyeti belli bir kültür seviyesini gösterir.
Ancak, aradan geçen bunca seneden sonra gelinen nokta insanı ürkütüyor. Bugün Türk aydını, kazârâ almış olduğu beş-on kitabı evin bir köşesine nasıl yerleştirebileceğinin kavgasını veriyor.
Biraz abarttığımı düşünebilirsiniz. Peki, o zaman size müşahhas bir örnek sunayım: Üniversitede, hem de sosyal bilimler dalında görev yapan bir öğretim üyesi tanırım.
Salondaki vitrinin bir gözüne, sayısı otuz-kırkı geçmeyen kitaplarını bir güzel dizmiş. Hocanın, üniversitede okuyan bir de kızı var. Bir gün kızı:  “Baba demiş, misafirlerimize karşı ayıp oluyor. Bu kitapları buradan kaldırsak” ...
Dostumuz kızar ama belli etmez. Anlar zahir diyerek kinayeli bir üslûpla:  “Tabii kızım, onları bodruma kaldırıver” der.
Akşam eve döndüğünde bir de ne görsün. Kitaplar bodrumu boylayalı çok olmuş.
Belki bir genelleme yapmak doğru olmayabilir.
Ama  “Parça bütünün habercisidir” derler. Maalesef bugün Türk aydınının evinde durum bu...
Thomas Carlyle:  “Evimizin kitaplığı başlı başına bir üniversitedir” der. Yüksek okul kapılarına gelip dayanan yüz binlerce gencimize, üniversiteyi dışarıda değil, biraz da evimizin içinde aramamız gerektiği şuuru verilmedikçe sanırım fikir hayatımızdaki sarsıntıların önüne geçilemeyecek...
W. Edmods’ın:  “Bir insanın evi, karakterini ve hayat görüşünü dile getirir”  sözünü cemiyetimize tatbik edecek olursak, yüz yıl öncesine göre gerek karakter ve gerekse hayat görüşümüzde birtakım sapmalar olduğunu görürüz.
Artık babalar çocuklarına kütüphane değil, villa yahut lüks arabalar miras bırakıyor. Şayet, kütüphane sahibi babalar kalmışsa, cenazesiyle birlikte kitapları da kaldırılıyor.
Kısacası, aydınlar olarak o güzel salonlarımızın bitişiğine bir de yazı odası yahut kitaplık yaptıramadıkça dünya düşünce sofrasında yer almamız mümkün olmayacaktır, hatırlatırız...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş