Eylemler ve söylemler...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Mevlânâ: “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” der. Olduğu gibi görünmemek veya göründüğü gibi olmamak... Yani ikiyüzlülük ve münafıklık... Bence cemiyetin en eski hastalıklarından biridir bu... Toplum fertlerinin, özellikle de aydınların, yöneticilerin, kanaat önderlerinin eylemleri söylemlerine uymuyorsa orada sorunları çözmek pek de kolay olmayacaktır.
Ablamız ekranda ayak ayak üstüne atmış başörtüsünü savunuyor. İyi, hoş da kendisinin örtülü tarafı örtüsüz tarafına oranla devede kulak kalıyor. Nasıl inandırıcı olacak?..
Genel Yayın Yönetmenimiz: “....Toplumun tamamını çepeçevre kuşatan bir sevgisizlik ve saygısızlıkla karşı karşıyayız. (...) Merhamet hislerini besleyici ortamlar oluşturmak, insanın eşref-i mahlûkat olduğuna dair inancımızı bir daha yenilemek gerekiyor” diyor. Ama yönettiği gazetede mümtaz bir zat: “Ben rövanşın alınmasını istiyorum. (...) Ben intikam istiyorum. Hem de en şiddetlisini...” diye yazabiliyor.
Sayın Başbakanımız: “Artık kimse mürebbiye gibi parmağını sallayıp bizi tedip etmeye kalkmasın” buyuruyor. Lakin kendileri her gün ekranlardan gözümüzün içine doğru bir padişah edasıyla parmak sallıyor. “Ağanın malı gider, uşağın canı” hesabı taraftarlarının salladığı parmağın haddi hesabı yok.
Yapılan anonslardan Ali Hoca’nın bilmem filan TV’de “İslâm’da Aile Yapısı” konulu önemli bir konuşma yapacağını öğreniyoruz. Program saati gelince açıyoruz televizyonu, konuşan Ali Hoca değil de, Aliye Hanım gibi görünüyor. Şaşkınlığımı fark eden bizim hanım: “Saçının uzun olduğuna bakma, konuşan kişi kadın değil, erkek” diye beni uyarıyor. Dikkat ettim, sesi kadın sesi değil. Hanım haklı gâliba...
Hacı Amca’nın ısrarına dayanamayıp bir akşam malikânesine çay içmeye gidiyoruz. Keşke gitmeseydik, bizim otuz yıllık “tesettür” ve “israf” telkinlerimiz aile fertleri arasında bir anda tuzla buz oldu. Öyle ya, “tesettür” ve “israf” ı, her yıl ramazan orucunu Mekke’de Kâbe’ye nâzır beş yıldızlı otelde tutan Hacı Amca’dan daha iyi bilecek değiliz her halde... Camiden çıkarken gayri ihtiyarî kulak misafiri oldum. Cemaatten iki kişi kendi aralarında konuşuyorlar:
-Bu yaz denize gidecek misiniz?
-Bana kalsa hiç gitmek istemiyorum. Lakin çoluk çocuğa laf anlatamıyoruz. Otelden yer ayırttık. On bir ay yaptığımız ibadetleri bir ayda sıfırlayıp geleceğiz. Öyle değil mi?
-Haklısın, fakat deniz de bir ihtiyaç. Allah; “Dünyadan nasibini de unutma” buyuruyor. Biz de gideceğiz. Biliyorsun bizim yazlığımız var...
Sözü uzatmaya gerek yok. Tasvire çalıştığımız genel manzaradan da anlaşılacağı üzere, ülkemizde gerek halkın gerekse aydınların/yöneticilerin söylemleri eylemlerine ya da eylemleri söylemlerine uymuyor. Bu da doğal olarak “değerler buhranı” na yol açıyor. Yani insanlar kimin doğru söylediğini bilemiyor. Doğrunun ne olduğu konusunda tereddüde düşüyor. Sonuç olarak da doğru olanı değil, menfaatine uygun düşeni/işine geleni (pragmatik) tercih ediyor. Kanaatimizce bu ikiyüzlülük sürdükçe sosyal sorunlarımız artarak devam edecektir. Hatırlatması bizden...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları