Fasulyenin de nimetten sayıldığı günlere doğru

İsrafil K.KUMBASAR

Sakın haaa!..
Siz siz olun, atalarınızın sözüne uyup  “O da bir nimet mi?”  diye küçümsemeye kalkışmayın fasulyeyi.
Mutfağı yeniden dizayn edenler, sofraya fasulyeden başka bir yiyecek bırakmıyorlar.
- “Eldeki tek malzeme bu, istesen de istemesen de yiyeceksin” diye dayatıyorlar.
İçerisinde bulunduğumuz ahval ve şerait yüzünden, fasulyenin ‘bulunmaz Hint kumaşı’ kadar değer kazandığı günlere doğru sürükleniyoruz.
Vücutta biriken asidi ‘nötralize’ edebilen baz içeriğine sahip olan fasulye, kişilerin ‘beklentilerine’ bağlı olarak farklı tanımlara konu olabilir.
Mesela, tarladaki çiftçiye göre ‘alın teri, göz nuru’dur, aracı esnafa göre ‘çoluk çocuğun nafakası’dır, sofradaki vatandaşa göre ‘ucuz geçim kaynağı’dır.
Bir kesim için ‘zor günlerin erzağı’ olan fasulye, bir başka kesim için ‘kuru karın gurultusundan’ başka bir şey değildir.
Üstad-ı Azam Mustafa Ekrem Efendi Hazretleri’ne, “Fasulye nedir?”  diye soracak olsaydınız eğer, alacağınız cevap kesinlikle şu şekilde olacaktı:
- “Hah hayytt bre efendi, ne ahmakça bir sorudur bu böyle, fasulye fasulyedir.”

* * *

Tarihte nice feylezof, araştırmacı, bilim adamı, entelektüel, düşünür vesaire her kim var ise, yeni bir buluşa imza atmak, fasulyenin sırrını keşfederek ‘isimlerini ebediyen kalıcı kılmak’ için yüzyıllar boyunca kafa yorup durdular.
“Düşün düşün, malumdur işin” deyimi işte bu süreç neticesinde ortaya çıktı.
Bazıları, tam ‘fasulyenin sırrını’ çözdüklerini zannettikleri anda, ya ‘akıllarını’ oynattılar, ya da “Bu akıl bize fazla” deyip intihar ettiler.
Bazıları, işin sırrını anlamak isteyenlerin ‘bol bol fasulye yemeleri’ gerektiği görüşünde birleştiler.
Ne yazık ki, ‘karınlarında biriken gazdan’ başka herhangi bir işaret göremediler.
Bazıları fasulyeye ‘mistik’ anlam yüklediler.
Öyle ki Adem’in ‘elma’ değil de, ‘fasulye’ yediği için cennetten kovulduğunu iddia edecek kadar ‘sapkınlığa’ düştüler.
Bazıları ise fasulyenin kendisini bir kenara bırakıp, kerameti ‘üzerinde yetiştiği sırıkta’ arama gafletine kapıldılar.
Velhasıl, o gün bugündür, fasulye hâlâ ‘sırrı çözülememiş’ bir olgu olarak ortada duruyor.
Ol sırra vakıf olmak için can atan ‘yeni yetme’ mucit adaylarını bekliyor.

* * *

Tarihin sırf ‘milletler mücadelesinden’ oluştuğunu iddia edenler, aslında dolaylı bir şekilde ‘fasulyenin payını’ inkar ederler.
Halbuki, tarihi ‘tarih’ yapan en önemli unsurlardan birisi de fasulyedir.
Tarihi, ‘bilimsel’ metodlar ile izah etmeye çalışanların çıkış noktası ‘neden-sonuç’ ilişkisidir.
Eğer ‘fasulyeye bağlı’ birçok vakıa cereyan etmemiş olsaydı, bugün belki de tarihin akışı daha farklı bir istikamette seyrediyor olacaktı.
‘Fasulyelerin Tarihi’ni kaleme alan ünlü Alman bilim adamı R. Henry Fishelmann’a göre, tarihteki bazı olaylar ‘kasten’ çarpıtılmıştır.
Mesela, Hun İmparatoru Atilla, Romalıların kendisine ikram ettiği bir tabak fasulyeden zehirlenerek Hakkın rahmetine kavuşmuştur.
Birinci Dünya Harbi, Avusturya-Macaristan veliahtının Saraybosna’da fasulye lokantası ararken vurulması üzerine patlak vermiştir.
İkinci Dünya Harbi, Almanya’nın fasulye yetiştirmek üzere Danzig Koridoru’ndan birkaç dönüm arazi istemesi üzerine çıkmıştır.

* * *


‘Vatan’, ‘bayrak’, ‘din’, ‘namus’, ‘töre’!..
Kimilerine göre, ‘göz kırpmadan’ uğruna ölüme atılacak ‘ulvi’, ‘kutsal’ değerlerdir bunlar.
Kimilerine göre, ‘ikbal’ sarayının kapısına tırmanmak için ‘kullanışlı’bir fasulye sırığı.
Kimilerine göre, ‘fasulye’

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş