Federasyon deyince

A+A-
Rauf DENKTAŞ

İçimizden bazıları 1977-79 yıllarında iki tarafın üzerinde mutabık kaldıkları sanılan  “iki kesimli, iki toplumlu federasyon” un değişemez bir formül olduğu kanısı ile hareket etmekte ve Rum liderlerin yıllarca bizimle bu  formülü görüşür gibi yaparak bizi nasıl kandırdıklarını unutmaktadır. Rumların taktik gereği görüşmelere katılarak kazandıkları zaman içinde, uluslararası arenada biraz daha  “meşru hükümet”  unvanlarını perçinlemenin ötesinde bir dertleri olmadığı da değerlendirilmemektedir. Sanki   “federasyon”  deyince tek bir formül varmış gibi davranılmakta, tarafların  “federasyon” derken, başka başka sonuçlar öngördükleri de kaale alınmamaktadır. Bazı kardeşlerimiz, insanın kahve istediğinde bile bunun  “sade, az şekerli, şekerli, kaynasın, kaymaklı olsun”  gibi tarifler yaptığını unutmakta ve federasyon deyince sanki tek bir kalıp içinde bir formül varmış gibi davranmaktadırlar.
Rum tarafı  “1960 Cumhuriyeti, Anayasası ve tüm organları ile vardır ve devam ediyor”  noktasında ısrarlıdır. Rumlara göre, bu devlete isyan ederek ayrı düşmüş ve ülkenin Türkiye tarafından işgaline yol açmış olan Türk azınlığı  devlete geri alarak ülkeyi ve halkı bütünleştirmek için iki kesimliliğe razı olmuşlardır. Federasyon adı altında uzlaşma, Rumlar için garantilerden, askerden ve yerleşiklerden kurtularak adaya sahip çıkmanın çaresidir. Bunun gereği de var olan Anayasayı idari açıdan tadil ederek iki vilâyetli bir durum yaratmaktır. Böylelikle ayrı düşmüş olan halk birleşmiş olacak,  “tek devlet”  yoluna devam edecek, içte AB normlarına göre ayrıcalık olmaksızın tek halkı oluşturan insanlar yasalar altında eşit kullar olarak yaşayacaklardır.
Kıbrıs, AB makamlarına göre de   “Tek halkın vatanı”  bir AB üyesi olduğu için adada yabancı asker bulunamaz, yabancıların, bağımsızlığı kısıtlayan garantileri devam edemez. Kalıcı deragosyanlara gerek yoktur.
Bu takdim, 1960 Antlaşmaları ile kurucu ortak statüsünde olan ve Kıbrıs’ın bağımsızlığında ve egemenliğinde Rumlara denk hakkı bulunan,  self-determinasyon hakkının varlığı 1956’lardan itibaren kabul ve 2004’deki ayrı referandumlarla teyit edilmiş olan Kıbrıs Türk tarafının öngördüğü yeni ortaklık formülüne ters düşmektedir.
Ancak ne yazık ki  “ayrı devlet, ayrı egemenlik istemiyoruz”  diyerek başlatılan federasyon görüşmeleri TEK’li yaklaşımlarla bizi içinden zor çıkabileceğimiz köşelere sıkıştırmaktadır. Neden? Çünkü biz kırmızı çizgimizi açıklamaktan kaçınmaktayız. Müphemiyeti seçtik. Rum tarafı  “tek başıma egemen benim, devlet ve hükümet benim”  noktasında dururken, biz KKTC’ye, onun yasalarına ve tapusuna bile sahip çıkmakta ürkek davranmaktayız. Eşit egemen iki halktan biri olduğumuzu etkili bir şekilde kanıtlayabileceğimiz bir çok fırsatı göz göre göre kaçırmaktayız. Her altı ayda bir BM Barış Gücünün görev suresi  “Kıbrıs Hükümetinin oluru ile”  uzatılmaktadır. Protesto etmekle yetiniyoruz. Her altı ayda Güvenlik Konseyine Rum idaresinin Kıbrıs Hükümeti olarak kabul edilmediğini, bu nedenle Barış Güçlerinin KKTC topraklarında görev yapamayacağını söyleyerek, varlığımızı-eşitliğimizi ve egemenliğimizi kanıtlayacak fiili adımı atarak Barış Gücü, bizim de olurumuzu almadan KKTC’ye geçemez diyemiyoruz. Bunu söylemek hakkımızdır. Egemenliğimiz eşitliğimizin de teminatıdır. Niye çekiniyoruz? Kalıcı barış istiyorsak bu kalıcılığın temeli egemenliğimiz ve bağımsızlığımızdır yani KKTC’dir. KKTC’nin ortaklığına dayalı bir federasyon veya konfederasyon tek çıkış yoludur. Tek devlete, tek halka, tek egemenliğe dayalı bir federasyonun sonu 1963’lerden sonra yaşadıklarımızın beş beteri olacaktır. Kendi kendimizi barışçıyız diye avutmaktan vazgeçelim. Gerçek barış kalıcı barıştır. Kalıcı barış Rum’un yeniden yırtıp atabileceği bir kâğıt anlaşması olamaz.

Yazarın Diğer Yazıları