Federasyon-Federasyon!

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Rum liderliği 1960 Cumhuriyetinin, iki eşit kitle (toplum-halk) arasında bir ortaklık olduğunu ret etmekle kalmıyor,  “yeni bir ortaklık gerekmez; üniter devletin  (1963’den bu yana uygulanmamış olan, Makarios’un ölmüştür, gömülmüştür” dediği) anayasasını tadil ederek iki kesimli bir federasyon yapma noktasında direniyor ve 1960 Devletinin, fonksiyonel federatif bir sistem olduğunu da kabul etmiyor.
Onlara göre 1963-74 yılları normal, mesut yıllardı; birdenbire Türkiye, Yunanistan’ın darbesini sebep sayarak Kıbrıs’a saldırmış, adanın %37’sini  işgal etmiştir. Kıbrıs meselesinin halli bu işgalin kaldırılmasına ve bu işgale neden olan Garanti Sistemine son verilmesine bağlıdır. O zaman, herkes yerli yerine dönebilecek, iki vilayetli AB üyesi Federal Kıbrıs’ta kalıcı barışa kavuşulmuş olacaktır!
Kısacası, Rum liderliği açısından (yani Milli Konseyin oybirliği ile aldığı kararlara bağlı olan seçilmiş lider açısından) istenen, Rumların hakim olacakları iki bölgeli, iki toplumlu (tek halka tek egemenliğe dayalı) bir kuruluştur. Egemenlik ve halk tek olduğu için de AB normları uygulanacak ve “Kıbrıslılar” istedikleri yere yerleşebilecek, mal mülk alabilecek, yani “iki kesimlilik ve iki toplumluluk” AB normları altında ülkeyi ve halkı bütünleştirmiş olacaktır.
Rum tarafı Federasyon’u böyle düşünüp böyle görmektedir. AB üyesi bir  Kıbrıs’ta garantilerin geçerli ve gerekli olmayacağı da savunulmaktadır.
Talat-Hristofyas görüşmelerini savunanlar Federal bir anlaşmayı nasıl görüyorlar bilmiyoruz. “İşte, iki ayrı bölge olacak, Kuzey’de idare bizde olacak ya!” diyenlere “garantiler de devam edecekmiş, daha ne istiyoruz” diyenler de eklenince ortaya çıkan tablo Rum tarafını heyecanlandırıyor. “Türkler ve Türkiye biraz daha yumuşamalı; ABD ve diğerleri Türkiye’ye baskı yaparak daha da taviz verdirmeli” noktasında diretiyorlar.
İlmi açıdan federasyonlar, “devletlerin veya grupların merkezi bir otorite altında birleşmesidir. Devletler veya gruplar kendilerinde var olan egemenlik haklarından bir kısmını Merkezi Otoriteye devrederek, arda kalan yetkileri kendileri kullanırlar” diye tarif edilir.
Talat-Hristofyas görüşmeleri Kıbrıs’ın gerçeklerinden başlatılmış olsaydı, varılacak anlaşma için fazla bir endişemiz olmayacaktı. Çünkü, iki devletin iki halkı, yeni bir merkezi otorite oluşturmak için var olan egemenliklerinden bir kısmını ortaklaşa kurulacak olan merkezi idareye devredecekler ve geriye kalan yetkileri de egemen yetkiler olarak kendileri  kullanacaklardı. Talat-Hristofyas görüşmelerinin başlayabilmesi için Sayın Talat ayrı egemenlik, ayrı devlet istemediğini beyan etmek zorunda kaldı.
Hristofyas da bunun üzerine yatıverdi. 1960 üniter devletin anayasası tadil edilecek noktasında ısrarlı.
O halde, ortaklaşa kurulacak merkezi otoriteye Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden bazı haklar veriliyor ve arda kalan egemenlik hak ve yetkileri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kalacak diyemiyoruz. Ne diyorlar? “Kurucu Devletler eşit olacak” diyorlar. Halbuki ortada kurucu devlet yok, anayasayı tadil ederek iki vilayet oluşacak ve bu da “Kıbrıslıların yerleşimine, mal mülk alımına, siyasi hakların kullanımına (AB normlarına göre) açık olacak!”
Eskiden beri, Kipriyanu-Vasiliyu-Klerides ile yaptığım görüşmelerde “üç hak” üzerinde ısrar eden bu liderlere boyun eğmedik. Merkezi idare’nin, iki egemen kuruluş tarafından kurulacağını, arda kalan yetkilerin egemenlik yetkileri olarak kullanılacağını, bu nedenle siyasi eşitliğin “egemen eşitlik” olacağını, hududumuzun da egemenlik hududumuz olacağını, bu nedenle Kuzey’deki federe devlete yerleşecek ve toprak alacak yabancıların kotamıza tabi olacağı, garantilerin fiili ve etkin şekilde devam edeceği konularında fire verilmedi. Bu nedenle de, görüşmeleri taktik icabı devam ettiren Rumlar hiçbir zaman anlaşmaya imza atmadı.
Şimdi “Federasyonu Türk askerini adadan çıkarmak için görüşüyorum” diyen ve Kırmızı Çizgilerini açıklamış olan Hristofyas’ın varılacak bir anlaşmayı imzalaması için neler kabul edilmiştir. Bilmiyoruz, Sayın Özdil Nami ” birçok konuda anlaştık “ dediğine göre Sayın Cumhurbaşkanı Talat’ın, anlaşılmış olan hususları halka açıklama zorunluluğu doğmuştur. Gerçekleri bilelim ki, yanlış varsa, aksaklık  varsa görüşlerimizi duyurabilelim. Tek halk, tek devlet, tek egemenlik formülü halkımızı zaten ateş üzerine oturtmuştur. O görüşmelerin hangi federasyonu öngördüğünü bilmemiz gerekmektedir.

Yazarın Diğer Yazıları