Federasyon ve barış

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Federasyonlar, egemenlik hakkı ve kendi kaderini tayin erki olan birimler veya siyasi varlıklar (devletler) arasında oluşabilir. Bunun oluşabilmesi için taraflar birbirlerinin eşitliğini ve egemenliğini tanıyarak veya varsayarak işe koyulurlar. Türk tarafının istediği budur. 1960’da kurulmuş olan ortaklık devletinin kurucu ortaklarından biri olan Kıbrıs Türk halkının 1963’de yıkılmış olan Devletin bağımsızlığında ve egemenliğinde var olan haklarını 45 yıldır Rum’a teslim etmediğini ve en sonunda kendi devletini kurmak zorunda kaldığını düşünürsek, Türk tarafının bu talebinin haksız olduğu söylenemez.
Diğer bir yöntem üniter bir devletin , iç idare açısından, merkezi hükümete bağlı geniş yetkilerle donatılmış vilâyetlere bölünmesi yöntemidir. Merkezi idare bunu Anayasasını tadil ederek yapar ve istediği an tekrar toparlanıp üniter devlet haline dönebilir. Hristofyas’ın istediği de budur. Bunca yıldır taraflar iki kesimli, iki toplumlu federasyon görüştükleri halde müşterek bir sonuca varamamışlarsa bunun tek nedeni konuya yaklaşımda vizyon birliği olmaması ve Rum tarafının kendini  “meşru Kıbrıs Hükümeti” olarak algılayarak azınlık olarak gördüğü Türk tarafını var olan bir devletin anayasasını değiştirmeye davet etmeyi  yeterli görmesindendir. Görüşmelerin ikinci safhasına geçme döneminde her iki tarafın da pek ümitli sesler çıkarmamalarının nedeni bu olmalıdır. Rum tarafı gerçekten federal bir çözümden yana ise, yaklaşımını veya vizyonunu değiştirmek ve karşısında kendisi kadar egemen ve eşit bir Türk varlığı olduğunu kabul etmek zorundadır.
Rum tarafı artık karar vermelidir. Federasyon formülünü kiminle görüşmektedir? Sayın Talat var olan ve her yönü ile devlet olduğunu iddia eden, her yönü ile devlet olarak donanmış bir kuruluşun Cumhurbaşkanı olarak tanınan, seçilmiş temsilcisi mi, yoksa “sahte devletin, sahte Cumhurbaşkanı mı?” Görüşmelerin iki lider arasında ve sözde eşitlik şartlarında devam etmekte oluşu, sonuca varılabilmesi için, iki devletin varlığını kabul etmek sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bunlardan birinin de facto bir devlet oluşu da iki devletin var olduğu gerçeğini değiştiremez. Esasen Kıbrıs Cumhuriyeti denilen ortaklık devletinin 1963’de Enosis için yıkıldığı gerçeğini, bunu elde etmek için Rum tarafının yaptıklarını kaale almasak bile, ret etmek mümkün değildir. 
Bizde yeniden “federasyon, barış, barış engellenemez” diye yola çıkmış olanlar bu konuları düşünüyorlar mı? Düşünseler, federasyonun da temellerinden biri olması gereken ve onsuz federasyona gitmenin mümkün olmadığını bilen kişiler olarak KKTC’ye dört elle sarılmaları ve “eşit egemenlik” statülerinden de taviz vermemeleri gerekir. KKTC’yi yok farz ederek yapılacak sözde bir federal anlaşmanın ömrü az, değeri ise üzerine yazıldığı kâğıt kadar olur. Görüşmeci arkadaşlar inşallah bunun farkındadırlar. Ayrı devlet, ayrı egemenlik istemeyen taraf ancak bireylerden oluşan bir azınlıktır. Rum liderliği de bunu ele almış, eşit egemenlik yönünde her talebi “tek halk, tek egemenlik, tek devlet” formülüne sığmaz diye ret etmektedir. Rum tarafı da federasyonun azınlıklarla yapılacak anlaşmalarla kurulamayacağını bilmek zorundadır; inattan vazgeçerek KKTC’nin varlığını kabul ederek yola gelmesi gerekmektedir. Tanıma demiyorum, varlığını kabul etmekten bahsediyorum; gerçeklere göz yumulmaması gereğini savunuyorum. “Sahte devlet, sahte Cumhurbaşkanı”  deyimi ile çıktıkları federasyon yolunda öngördükleri gerçek federasyon değil, kapısı ardına kadar Rum tahakkümüne ve Enosise açık bir sonuçtur. Sn. Davutoğlu Sn. Talat’ı desteklememizi salık vermiştir. Rum tarafının “Tek egemenlik, tek halk, tek devlet, tek vatandaşlık, askersizleşme, Garantilere hayır, tüm göçmenler eski yerlerine” dayatmaları karşısında bizim  “ayrı egemenlik ve ayrı devlet istemiyoruz”  siyasetimizle varılacak sonuçtan kim sorumlu olacak? Sn. Talat “her adımı Türkiye ile birlikte atıyoruz”  diyebilmenin rahatlığı içindedir. Sn. Davutoğlu da kendisine tam destek verdiğine göre  “Rum’a teslim olma şerefi (!) Kıbrıs Türkünün mü olacaktır?” 1955’lerden bu yana can ve kan pahasına verilen mücadelenin sonucu Hristofyas’ın zaferi ile mi sonuçlanacak ve bunun adına da barış mı denecek? 

Yazarın Diğer Yazıları